GZT
Haber akışına dön

Dökülen Gözyaşlarıyla Belirlenen Teklif

Dökülen Gözyaşlarıyla Belirlenen Teklif

Bir kişinin zihinsel çabasıyla ortaya koyduğu bilim, sanat, edebiyat, müzik gibi sahalarda ve bilimsel eserlerle herhangi bir buluşun kopyalanması, dağıtılması ve kullanılması konusunda sahibine verilen yasal hakların tamamına verilen isim teliftir. Bunun karşılığında doğan hakkın neticesi olarak yayıncı, dağıtıcı; müellife, sanatçıya, mucite farklı ölçütlerle ödeme yapmaktadır. Bu ölçüt kişiye, firmaya, esere göre değişmektedir. Osmanlı’nın son yıllarında telif hukuku gelişip sistemleşmediği için bu uygulama nerdeyse aşırı şahsileşmiştir.

Telifin konuşulduğu yerde yayınevleri, matbaalar, kitapçılar, dağıtıcıları unutmamak gerekir. Bahsimize konu yayınevlerinden biri de Hacı Kasım’ın kurulmasına vesile olduğu yayınevidir.

Türk yayıncılığının öncüleri

İlk Türk kitapçılarından biri olarak anılan Hacı Kasım Efendi (1841-1932), Uzun Hasan’ın torunlarından olup manifaturacı Hacı Hasan Efendi ile Melek Hanım’ın oğludur. 1862’de İstanbul’a gelen Hacı Kasım Efendi 1895’te Şark Kütüphanesi’ni kurmuştur. İlk yerini Hakkâklar Çarşısı’nda 8 nolu dükkânı Lugat-i Remzi sahibi Hüseyin Remzi Bey’den 250 lira (altın olarak) karşılığında satın almıştır. 1883’te evlenmiş ve Kitapçı Naci Kasım (Açıkel), Talat Hanım, Kitapçı M. Hüseyin (Tutya), Dr. Mehmet Ali Derman, Eczacı Mehmet Tahir isimli beş çocuğu olmuştur. Hacı Kasım Efendi ve ahfadı zamanla Maarif Kütüphanesi, Cemiyet Kütüphanesi, Yeni Şark Maarif Kütüphanesi ve Türk Neşriyat Yurdu’nu kurmuştur. Sahaf Emin Nedret İşli’nin anlatımına göre Hacı Kasım Bey 1901’de dükkânı oğluna bırakarak kendi kütüphanesini Hakkâklar Kapısı dışında belediye malı olan büyük bir binada 1912 yılında kurmuş, 1914 yılında Bâbıâli Caddesi’nde Vakit Matbaası’nın bulunduğu binayı bir Rum terziden kiralayıp açmış, 1926’da da çocuklarına bırakmıştır. Babalarından devraldıkları dükkânı bir süre birlikte işleten Naci Kasım ve Hüseyin Tutya bir süre sonra ayrılmıştır. Hüseyin Tutya kardeşinden ayrıldıktan sonra Yeni Şark Maarif Kütüphanesi’ni kurmuştur. Orayı devam ettirecek torun kalmayınca yayınevinin deposu mirasçıları tarafından Emin Nedret İşli’ye satılmıştır. 1928’de yarısı eski, yarısı Latin harfleriyle, sonra bütünü Latin harfleriyle olan ilk kitapları, Maarif Kütüphanesi yayınlamıştır. Çıkardığı Saatli Maarif Takvimi Türkiye çapında ün kazanmış ve tutulmuştur. Takvimler, dinî kitaplar ve halk masalları, çocuk kitapları, divanlar, çeşitli lügatler ve ajandalar yayınlayan Maarif Kütüphanesi’ni uzun yıllar Naci Kasım’ın kızları Menije, Persiye Kasım ve Aydın Geylani yönetmiştir.

Kardeş iki yayıncı

Hacı Kasım Efendi’nin oğulları olan Naci Kasım Açıkel (1884-1963) ve Hüseyin Tutya (?-1975) 1919 yılında Cemiyet Kütüphanesi isminde bir yayınevi kurup birçok ünlünün eserini neşretmiştir. Refi Cevat Ulunay’ın Naci Kasım’ın vefatı ardından yazdığı bir nekroloji yazısındaki ifadesine göre sıkı bir okur olmasa da yayınları takip eden ve 1928’de gözlerini kaybeden Naci Kasım’ın kitapları şunlardır: Ordumuzun Zafer Kitabeleri, Türkün Altın Kitabı Gazinin Hayatı, Öz Türk Diline Anahtar, Türk Alfabesinin Islahı, Türk Dili ve Türk Dili Diksiyoneri. M. Hüseyin Tutya’nın yazdıp hazırladığı ve Yeni Şark Maarif Kütüphanesi’nce basılan eserleri şunlardır; Şirazlı Hafız Divanı-Doğu Şaheserler Serisi 3, Şirazlı Hafız Divanı, Nahiye Müdürlerine ve Muhtarlara Kılavuz Halkın Hukuk Müşaviri.

Cemiyet Kütüphanesi

İki kardeş Naci Kasım Açıkel ve Hüseyin Tutya’nın Balkan Harbi sonrası kurdukları Cemiyet Kütüphanesi Şaban Özdemir’le birlikte yayına hazırladığımız Süleyman Tevfik’in II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Elli Yıllık Hatıralarım kitabında da işaret edildiği üzere İstanbul’un yeniliklere açık, en çalışkan yayınevidir. Farklı yazarlara kapılarını açan yayınevi zamanın ünlü isimlerinin eserlerini neşretmiştir. Cemiyet Kütüphanesi heveskâr yazarların da eserlerinin basımını yapmıştır. Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş’ta onların çıkardığı dergi için “Ne ararsanız vardı bu dergide: Şiir, hikâye, makale, ispirtizma, rüya tabiri, el falı, bilmece...” demiştir. Cemiyet Kütüphanesi Hacı Hüseyin ve Kasım efendilere ait olsa da Süleyman Tevfik ile “Solgun yüzlü, açık kumral, uzun boylu bir genç adam. Tatar” Süleyman Sudi de söz sahibidir.

Dökülen gözyaşına göre telif hesaplayan kardeş iki yayıncı

Yayın çeşitliliği açısından birçok eseri neşreden Cemiyet Kütüphanesi, I. Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarının gözde yayınevlerinden biridir. Bu yayınevine çıkardıkları mecmuadan dolayı her hafta sonu uğrayanlardan biri de Yusuf Ziya Ortaç’tır. Bizim Yokuş’ta her hafta sonu yayınevine uğradığında sanki bir hafta önce oturdukları yerden hiç kalkmamış gibi duran, ellerinde daima henüz yudumlanmış çay bardakları, hafif kızıla çalan esmer yüzlerinde belli belirsiz bir gülümseyişle onu karşılayan iki kardeşin işyerlerini “Köşede, bodur bir masaya oturtulmuş semaver, üstünde lacivert motifli beyaz çaydanlık bütün gün kaynardı.” şeklinde aktarmıştır. Ortaç’a göre okuma yazmaya mesafeli olan iki kardeş yayınlanacak romanları, hikâyeleri belirlerken iki ölçüte göre davranmaktadır. İlki yayınevinin yayın yönetmeni durumunda olan Süleyman Tevfik ve Süleyman Sudi’nin kanaatleri, diğeriyse okuru etkileme derecesini belirleyen gözyaşı. Bizim Yokuş’a göre: “Yazarların getirdikleri romanları akşam dükkân kapandıktan sonra küçük bir ortaklıkla yanlarında çalışan Sudi okurmuş onlara. Eğer dinlerken ağlarlarsa hemen kabul edip basarlarmış eseri!” Ortaç, kitabının ilerleyen sayfasında kitabın basım süreci ve tahakkuk eden telifi şöyle anlatılmıştır: “Basılmak için getirilen romanları eve götürür, çocuklarına verirmiş. Onlar yüksek sesle annelerine okurlarken eğer hanım ağlarsa, tamaaam...

Hüseyin Efendi sayarmış paraları yazara!

Öbür kitapçılar daha çok iki şeye bakarlardı: Yazarın imzasına ve kitabın adına...

Şöhret sahibi imza güçlük çekmezdi eserine alıcı bulmakta.

Ama çekici bir isim koymak da kitabın değerini arttırırdı, şöyle genç kız kalbini avlayacak romantik bir isim!”

Cemiyet Kütüphanesi’nin basmaya değer bulduğu kitaba ödenecek telif ücreti mi? Dökülen gözyaşlarına göre hesaplanırmış!

Yayıncıların yazarın hakkını teslim ettiğine şahit olan ya da olmak isteyen Yusuf Ziya “Ara sıra bir tatlı söylenti duyardık: Beş yüz lira veriliyormuş, diye...” derken gözyaşı ile belirlenen telifi de bir anı olarak hafızalara sunmuştur.

Romana ağlayanlar

Okurları derinden sarsan, okurken hıçkırıklara boğan veya bitirildiğinde gözyaşlarına hâkim olunamayan pek çok romanın varlığı birçok kişinin malumu olduğundan, bunlar nitelikli okurun yanında sıradan okurun da dikkatini çekmiştir.

Türk edebiyatının popüler aşk romanları yazarı Safvet Nezihi “genç kızları ağlatan romancı” olarak anılmaktadır. Orhan Kemal kardeşinin hastalığı döneminde kaleme aldığı, toplumsal ve ailevi baskılar altında ezilen bir kadının dramını anlattığı duygusal yönü ağır El Kızı’nı yazarken masasında gözyaşı döktüğünü dile getirmiştir. Mahir Ünsal Eriş, Tatil Kitabı adlı eserinin bir bölümünü annesine okurken gözyaşlarına boğulduğunu ifade etmiştir. Lev Tolstoy başyapıtı Anna Karenina’yı yazarken Anna Karenina’nın öldüğü sayfaları yazdıktan sonra günlerce odasına girip ağladığı dilden dile nakledilmiştir. İngiliz edebiyatının önemli ismi Charles Dickens, Antikacı Dükkânı romanındaki Küçük Nell karakterini öldürdüğü bölümü yazarken günlerce yas tutup ağlamıştır.

Okuduğu romanın etkisinde kalan Yahya Kemal ise Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım isimli hatıratında döktüğü gözyaşını şöyle anlatmıştır: “Bilhassa Paris, hayalimin fevkinde bir yıldız gibi parlıyordu. Mınakyan’ın tiyatrosunda La Dame Aux Camelias’yı görmüştüm. Romanını okumuş ve ağlamıştım. Bu aşk serencamının kahramanı Armand Duval ve o hazin Marguerite Gautier aşklarının geçtiği o bulvarlarla, o tiyatro localarıyla, o Bougival sayfiyesiyle, visalleriyle ve ayrılıklarıyla gözümde tütüyordu.”

Mehmet Rauf, Servet-i Fünun dergisinin 21 Ekim 1899 tarihli sayısında yayınladığı “Bizde Roman” başlıklı yazısında rüştiye yıllarında başlayan roman merakını, okulda kendisine takılan “roman okuyan efendi” lakabını alışını ve gözyaşlarını şöyle anlatmıştır: “Bir taraftan okuyor, bir taraftan yazıyordum; bu hayatımı o kadar işgal ederdi ki mektep hocaları arasında ismim ‘roman okuyan efendi!’ diye bellenmişti. Bunun için yalnız mektepte müşkülat gösterilmezdi; evde de elden gelen yapılır, beni bu meraktan kurtarmaya çalışı[lı]rdı; kaç kere matbu, muharrer birçok kitaplarımı yırtılmış gördüm. Hele bir gün Londra Biçareganı romanından büyük bir dram çıkartmıştım, akşam eve gelip odama koştuğum zaman kâğıtlarımın arasında müsveddesini bulamadım, sordum, ‘Baban yırttı.’ dediler, ah ne kadar ağladım, ne kadar ağladım…”

Yusuf Ziya Ortaç, Portreler’de eserleriyle edebiyata, kültüre, sanata katkı sunan Reşat Nuri’nin en önemli değerlerinden ve hizmetlerinden biri olan, onun büyük şöhretinin vesilesi Çalıkuşu’nu okuyup ağlayanlardan şöyle bahsetmiştir: “Onu okurken kaç bin gözün ağlayarak sabahladığını bilmem. Ama Süleyman Nazif’in, ama Celâl Sahir’in, ama İsmail Habip’in ağladıklarını bilirim.”

Sıradan okurun ağladığı metinlerin yazarları da metindeki duygu seline kapılıp romanlarında gözyaşlarını ceyhun ettiği herkesin malumu olduğundan romanlar konusu itibariyle okuru farklı dünyalara götürme kudretiyle her daim okunacaktır.

Başlıklar :

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
gzt.com