GZT
Haber akışına dön

Dünya Ekonomisinin Borcu 353 Trilyon Dolara Ulaştı

Dünya Ekonomisinin Borcu 353 Trilyon Dolara Ulaştı

Son yıllarda daha büyük çarpanlarla artan bu borç yüküne hangi ülke ne kadar katlanabilir. Çünkü bu artışının en önemli kaynağı devletler. Özellikle ABD ve Çin’in kamu borçlanması küresel borç stokundaki yükselişte belirleyici oluyor. İlk çeyrek rakamları itibarıyla gelişmiş ekonomilerin toplam borcu 246 trilyon dolara ulaşırken, gelişmekte olan ülkelerin borcu 106,7 trilyon dolar seviyesinde. İlk bakışta gelişmiş ülkelerin borç yükünün çok daha yüksek olması şaşırtıcı gelebilir. Ancak borcun miktarı kadar, hangi koşullarda finanse edildiği önem taşıyor. Küresel borcun 65,1 trilyon doları hanehalklarına, 101,8 trilyon doları finansal olmayan şirketlere, 108,5 trilyon doları kamuya, 77,3 trilyon doları ise finansal sektöre ait. Özellikle hızlı yükselişi dikkat çeken kamu borcunun küresel GSYH’ye oranı bir yılda yüzde 92,1’den yüzde 94,8’e yükseldi.

Buradaki asıl soru, “Dünyanın bu kadar borcu nasıl ödenecek?” değil, “Bu borç hangi maliyetle çevrilecek?” olduğudur. Çünkü yüksek borç tek başına kriz anlamına gelmiyor. Büyüme güçlü, faizler düşük ve borcun vadesi uzunsa borç yönetilebilir. Ancak büyümenin yavaşladığı, faizlerin yükseldiği ve enflasyonun kalıcılaştığı bir ortamda aynı borç çok daha ağır bir yük haline geliyor. Üstelik önümüzdeki dönemde finansman ihtiyacının azalması beklenmiyorsa. Yaşlanan nüfusların sosyal harcamaları, savunma bütçelerindeki artış, enerji güvenliği yatırımları, yapay zekâ ve siber güvenlik gibi alanlardaki devasa sermaye ihtiyaçları devletleri ve şirketleri daha fazla borçlanmaya itebilir.

Jeopolitik riskler de tabloyu ağırlaştırabilir. Orta Doğu’daki çatışmaların enerji ve gıda fiyatlarını yükseltmesi enflasyonu yeniden tetikleyebilir. Hükümetler fiyat şoklarını sınırlamak için daha fazla destek vermek zorunda kalırken bütçe açıkları ve borçlanma ihtiyacı büyüyebilir. Enflasyon ise iki ucu keskin bir kılıç. Yüksek enflasyon nominal büyümeyi artırarak kısa vadede borcun GSYH’ye oranını düşürebilir. Ancak yüksek enflasyon kalıcı hale gelirse merkez bankaları faizleri yüksek tutmak zorunda kalabilir. Yüksek faiz ortamı da borçlanma maliyetlerini artırarak başlangıçtaki avantajı tersine çevirebilir.

Tablolara bakıldığında ABD ekonomisindeki yükün ağırlaştığı dikkat çekiyor. Ağustos 2026 itibarıyla 40 trilyon doları aşan ABD kamu borcu, Ağustos 2001’deki 5,8 trilyon dolarlık seviyenin yaklaşık yedi katına çıktı. Dünyanın en büyük ekonomisinin karşı karşıya kaldığı bu yüksek risk dünyanın geri kalanını da yakından ilgilendiriyor. Yüksek ABD tahvil faizleri Avrupa başta olmak üzere her yerde borçlanma maliyetleri üzerinde baskı oluşturuyor. Avrupa’da toplam kamu borcu 15,7 trilyon avroyu aşarken Fransa’nın borcu 3,536 trilyon, İtalya’nın 3,158 trilyon, Almanya’nın 2,902 trilyon ve İspanya’nın 1,740 trilyon avroya ulaştı. Borcun GSYH’ye oranı Yunanistan’da yüzde 143,5, İtalya’da yüzde 138,9 ve Fransa’da yüzde 117,6 seviyesinde.

Türkiye ise küresel tabloya göre daha düşük borçlu ülkeler arasında. 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla hanehalkı borcunun GSYH’ye oranı yüzde 10’da kalırken, finansal olmayan şirketlerde yüzde 38,5’ten yüzde 37,7’ye, kamu borcunda yüzde 27,2’den yüzde 26,2’ye gerileme görüldü. Finansal sektörün borcu ise yüzde 17,1’den yüzde 17,3’e yükseldi. Ancak Türkiye açısından da yalnızca borcun miktarı önemli değil. Borcun hangi para biriminde olduğu, vadesi, faiz maliyeti ve ekonominin dış finansman ihtiyacı belirleyici. Özellikle döviz cinsinden yükümlülükler, küresel faiz ve kur hareketlerine karşı kırılganlığı artırabiliyor.

Dünyanın borçla büyümeye alıştığı dönemin sonuna mı geliyoruz, yoksa borç ekonomisinin yeni bir aşamasına mı giriyoruz? Bunun cevabını yalnızca 353 trilyon dolarlık rakam vermiyor. Asıl belirleyici olan büyümenin hızı, faizlerin seyri, enflasyonun kalıcılığı ve devletlerin yeni harcamalarını nasıl finanse edeceği olacak. Borç artmaya devam edebilir. Asıl mesele, dünyanın bu borcun faizini hangi maliyetle ve ne kadar süre daha ödeyebileceği.

2020’de 226 trilyon dolar olan küresel borcun 2021’de 303 trilyon dolara çıkması, pandemi döneminde yaşanan olağanüstü borçlanma dalgasını göstermişti. Sadece 1 yılda 77 milyar dolarlık artış İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en yüksek yıllık artış olarak kayıtlara geçmişti. Şu an 350 trilyon doları aşan küresel borcun küresel gayrisafi yurt içi hasılaya oranı %305. Bu çok büyük bir risk. Bir sonraki kriz devletlerin borç yükünden kaynaklanabilir.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Başlıklar :

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
gzt.com