Düşündüğünüz kadar bencil misiniz?
Ne zaman uçağa binsem, güvenlik bilgilendirmesinde geçen bir cümle dikkatimi çeker. "Hoş geldiniz" ile "dikkat çekmek için düdüğü kullanın" arasına sıkıştırılan, şu meşhur uyarı: "Önce kendi oksijen maskenizi takın, sonra başkalarına yardım edin". Bu aslında "bencil olun" çağrısında bulunan resmi bir talimat ve 10 bin metrede ve saatte 890 kilometre hızla uçarken yaşanacak bir acil durumda gerçekten de akıllıca bir tavsiye. Çünkü kabin basıncı düşerse ve oksijen yetersizliğinden bayılırsanız başkalarına yardım edemezsiniz.
Ancak başka bir açıdan bakarsak, narsisizmin ödüllendirildiği bir dünyada bu tavsiye, rahatsız edici bir yaşam felsefesine de işaret ediyor olabilir: Her zaman kendini önceliklendir, bencillik fedakarlığın önündedir.
Sosyal psikolog Geert Hofstede, bireyciliği "insanların, daha büyük bir bütünün parçası olduklarını düşünmek yerine, bağımsız olduklarını hissetme düzeyi" olarak tanımlıyor. Ve dünyanın birçok yerinde, özellikle Batı'da bireycilik sadece yaygın değil, giderek daha da moda hâline geliyor. Peki bu, gerçekten iyi bir şey mi?
İngiltere'deki Leeds Beckett Üniversitesi'nde psikoloji alanında kıdemli öğretim görevlisi olan Steve Taylor'a göre, psikoloji, ekonomi ve biyoloji (özellikle bencil genler ve neo-Darwinizm fikirleri) insanın özünde acımasız ve bencil olduğu varsayımını olağanlaştırdı. Oysa beyinlerimizin birincil görevi hayatta kalmamızı sağlamak olsa da, hepimizin bencil olabileceği açık olsa da, yeni araştırmalar bu karamsar tabloya karşı daha umut verici bir bakış açısı sunuyor.
Örneğin, ilk kez 1960'larda ortaya atılan "seyirci etkisi" teorisini ele alalım. Bu yaygın görüşe göre insanlar, bir kriz anında çevrede başka kişiler varsa müdahale etmekten kaçınırlar. Bu teori, 1964'te New York'ta 28 yaşındaki barmaid Kitty Genovese'nin tecavüze uğrayıp öldürülmesi olayına duyulan öfke sonrası geliştirildi. Olay sırasında yaklaşık 40 kişinin hiçbir şey yapmadan izlediği öne sürülmüştü. Ancak bu hikâyenin o çarpıcı detayı, gerçeği tam olarak yansıtmıyor olabilir. Genovese gerçekten saldırıya uğrayıp öldürüldü; ancak daha sonra yapılan araştırmalar, 38 kişinin olup biteni pasif bir şekilde izlediğine dair kanıt bulunamadığını gösterdi.
Gerçekte insanlar pek çok durumda başkalarının güvenliğini kendilerininkinin önüne koymaya oldukça isteklidir. Örneğin 2020 yılında yayımlanan bir araştırma, İngiltere, Hollanda ve Güney Afrika'daki şiddet olaylarının güvenlik kamerası görüntülerini inceledi. Bulgulara göre, 10 vakadan 9'unda bir ya da birden fazla kişi müdahalede bulunmuştu ve grup büyüdükçe müdahale olasılığı da artıyordu.
Taylor, insanın yardımseverliğinin evrimsel bir temeli olduğunu söylüyor. Tarih boyunca avcı-toplayıcı topluluklarda yaşamış insanlar, iş birliğine dayalı gruplar oluşturmuşlardı. Taylor "Erken dönem insanlarının rekabetçi ya da bireyci olmaları için hiçbir neden yoktu" diyor: "Bu, hayatta kalmamıza yardımcı olmazdı, hatta tam tersine tehdit oluştururdu."
Antropolojik araştırmalar, hâlâ bu şekilde yaşayan bazı toplulukların kaynaklarını eşit bir biçimde paylaştıklarını gösteriyor. Ayrıca, çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar da "fedakar doğduğumuzu" ortaya koyuyor. Örneğin, 14-18 aylık bebeklerin bile başkalarına yardım etmek için çaba gösterdiği bulunmuştur.
Sonuç olarak, fedakarlık hem kendimize hem türümüzün başarısına katkı sağladı. Ancak kararlarımız ve davranışlarımız; kültürden, deneyimlerden ve ahlaki olarak "ortalama" olma hâlimizden etkileniyor. Başkalarına yardım etmek harika bir şey ama bazen kendinize de öncelik vermenizde bir sakınca yok.



