Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı
Ekolojik Kriz Üzerine (1)

Tek cümleyle ifade edilecek olursa, ekolojik krizi yaratan kapitalizmdir. Ekolojik krizin üstesinden gelebilmek için de kapitalizmi ortadan kaldırmak gerekiyor...
Kapitalizmi işçi sınıfının veya daha geniş ezilen ve sömürülen halk topluluklarının devrimci hareketinin ortadan kaldırabileceğini varsayarsak yakın bir gelecekte böyle bir hareketin ortaya çıkabileceği ihtimali zayıf görünüyor.
2019 yılında dünyanın birçok bölgesinde yaygın diyebileceğimiz şekilde protesto gösterileri ortaya çıktı.
Öyle ki bazı sosyalist çevreler "devrimci bir döneme giriyoruz" diye düşünürken bazı sermaye kesimleri de bunları radarlarına aldı ve altını çizdi.
İzleyebildiğim kadarıyla abartılı bir düşünceydi bu. Her şey bir yana, kapitalizmin böyle bir hareketlilikle yıkılabileceği tezi tartışmalıydı.
Bu noktada solun kapitalizme karşı mücadelesini ve ekolojik krize karşı yapması gereken mücadeleyi birbirinin alternatifi olarak görmemek gerekiyor.
Önemli olan solun elini ekolojik krizle mücadele içine sokmasıdır.
Öte yandan bunun ancak kapitalizmi yıkmakla mümkün olabileceğini savunmak bana sanki güncel olarak yapılması gereken mücadeleyi başından savmak gibi geliyor.
Kaldı ki antikapitalist mücadele ekolojik krizle mücadele anlamına da gelir.
Şayet antikapitalist mücadeleden sokaklarda kapitalizm karşıtı döviz ve sloganlarla dolaşmayı anlamıyorsak (bu da olabilir tabii ama sokak gösterilerindeki insan sayısının artması bile sokak gösterilerine değil, başka şeylere bağlıdır).
Şöyle ki sol, ekolojik krizle mücadele işine sıvandığında atılması gereken somut adımların aslında kapitalistlerin ve devletlerin davranışlarının sınırlanması, onların sıkıştırılması anlamına geldiğini görecektir.
Kapitalizmin sıkıştırılması üzerine...
İlk deliği sigara karşıtı kampanya açtı. Bu kampanya özellikle zengin ülkelerde etkili oldu. Böylece kapitalistlerin ürettiği ve kâr sağladığı bir şeyin tüketiminin ortadan kalkması doğrultusunda etkili bir faaliyet yürütülmüş oldu. Bildiğim kadarıyla bu bir ilkti.
Şimdi gerisi geliyor. Şekerli ürünler ve kanserojen gıdalar teşhir ediliyor. Bunları bilimciler tespit ediyor, medya yayılmasını sağlıyor.
Şunu da belirtmeli ki medya büyük ölçüde kapitalistlerin elinde olduğundan bu yeterince etkili olmuyor. Ama giderek bu kampanyalar çok daha etkili olacak gibi...
Sol bu süreci de dışarıdan seyrediyor. Mantık aynı: Bu sorunlar ancak kapitalizmin yıkılmasıyla çözülür.
Aslında sorun bu yaklaşımın kendisinde değil, bunun hayata geçirilen tarzında.
Solun şimdiki tarzında yapılan şu: Kapitalizme bulaşma, uzak dur, dışında kal. Ne yapacaksa öyle bir yerde durarak yap.
Kanımca sorun muhtemelen bu tarzın kendisinde. Örneği işte yukarıda bahsettiğim kampanyalar.
Bir defa bu kampanyalar yaşamakta olan insanların somut sorunlarına ilişkin. Bu somut sorunlar tespit ediliyor, duyuruluyor ve üstüne gidiliyor.
Bu sayede kim bilir kaç insanın sağlığı düzeliyordur. Ama solun derdi yaşamakta olan insanların somut sorunlarıyla somut ilgilenmekten ziyade kapitalizmin yıkılması ve bunu adeta fetiş hâline getirmiş gibi...
Kaldı ki ne yapılacaksa yaşamakta olan insanlarla yapılacaksa yaşamakta olan insanların somut sorunları da onlarla aynı dili konuşmanın, en azından konuşmaya başlayabilmenin en önemli toplumsal zemini...
Dahası bu kampanyalar donuk şeyler değil, derinleşilebilir, yayılabilir ve gerçek bir sol hareket bunun çok daha etkili bir şekilde yapılmasını sağlayabilir.
Tespit edildi ki bütün bu dayanıklı raf gıdalar kanserojen. Buna yönelik bir kampanya tüm gıda endüstrisini sıkıştıracak. İngiliz doktorları hükümetten şekerli ürünlerin üzerine "öldürür" yazılmasını talep ettiler, sigarada olduğu gibi.
Bu belki şimdilerde gerçekleşmedi veya yeter ölçüde gerçekleşmedi ama zaman içinde gerçekleşme ihtimali yüksek. Şekerli ürün dendiğinde bunun ne kadar geniş kapsamlı olduğunu düşünelim bir...
Demem o ki kapitalizm sıkıştırılabiliyor ve süreç olarak da herhâlde henüz işin başlarında olunduğunu söyleyebiliriz...
(Devam edecek)
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.




