BirGün
Haber akışına dön

En Kötü 8. Ülke: Dibin Dibindeyiz!

En Kötü 8. Ülke: Dibin Dibindeyiz!

Hukukun üstünlüğü soyut bir siyasal tartışma değildir. Bir işçinin sendikaya üye olduğu için işten atılmaması, grevinin bir kararnameyle “ertelenmemesi”, hak aradığında coplanmaması, yargıya kolayca erişimi demektir. Hukuk devleti zayıfladığında bunun ilk ve en ağır faturasını kim öder? Sermayenin hukuka ihtiyacı oldukça sınırlıdır. Sermayenin ekonomik gücü, hukuk servisleri ve siyasal bağlantıları vardır. Sermayenin yargı aygıtı üstünde nüfuzu hayli fazladır. Hukukun üstünlüğüne en çok ihtiyaç duyan, örgütlenmekten başka gücü olmayan işçiler ve çalışanlardır. 2026 verileri tam da bunu gösteriyor.

HUKUK DEVLETİNİN RÖNTGENİ

Dünya Adalet Projesi (World Justice Project, WJP) adlı bağımsız bir girişim her yıl dünyanın en kapsamlı hukukun üstünlüğü ölçümlerinden birini yayımlıyor. Geçen hafta açıklanan 2026 Hukukun Üstünlüğü Endeksi 143 ülkeyi kapsıyor. Endeks, kanun metinlerinde ne yazdığına değil, hukukun gündelik hayatta nasıl yaşandığına bakıyor. Bunun için iki kaynak kullanıyor: 143 ülkede yaklaşık 215 bin kişiyle yapılan hane halkı anketleri ve hukukçular ile akademisyenlerden oluşan 3 bin 400’ü aşkın uzmanın doldurduğu anketler. Endeks dünyada hukukun üstünlüğünü şu sekiz faktörle ölçüyor:

1-Hükümet yetkilerinin sınırlandırılması

2-Yolsuzluğun yokluğu

3-Açık yönetim

4-Temel haklar

5-Düzen ve güvenlik

6-Kuralların uygulanması

7-Medeni yargı

8-Ceza yargısı

Bu faktörler 44 alt göstergeye ayrılıyor ve her ülke 0 ile 1 arasında puanlanıyor. 1 veya 1’e yakın değerler hukukun üstünlüğüne en yakın örnekleri gösteriyor. Bu yazının odağı, Temel Haklar faktörünün sekizinci alt göstergesi. Bu gösterge temel çalışma haklarının etkin biçimde güvence altında olup olmadığını, dört temel çalışma hakkının fiilen ne kadar korunduğunu ölçüyor: Örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık hakkı, istihdamda ayrımcılık yasağı, zorla çalıştırma yasağı ve çocuk işçiliği yasağı. Bunlar Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) çalışma hayatında temel ilke ve haklar olarak tanımladığı çekirdek haklarla örtüşüyor. Kısacası bu gösterge, bir ülkede emeğin hukukunun gerçek konumunu gösteriyor.

EN KÖTÜ 8. ÜLKE!

Türkiye genel hukukun üstünlüğü puanında 143 ülke arasında 117. sırada, yani sondan 27. Bu zaten iç açıcı bir tablo değil. Ama genel puan sekiz faktörün ortalaması olduğu için yarayı örtüyor. Asıl çöküş temel haklar alanında yaşanıyor.

Türkiye, genel hukuk devleti sıralamasında dünyanın dibin. Alttaki beşte birlik diliminde. Temel haklarda ve çalışma haklarında ise en alttaki altıda birlik dilime düşüyor. Yani AKP iktidarının ilk gözden çıkardığı şey, yurttaşın ve işçinin hakları. Türkiye’nin çalışma hakları puanı 0,37. Türkiye’nin zaten zayıf olan hukuk devleti karnesinde en kırık not çalışma haklarında.

Çalışma hakları sıralamasının zirvesinde Danimarka (0,92) ve Norveç (0,90) var. Onları Avusturya, İsveç, Finlandiya, Belçika, Almanya, İrlanda ve Lüksemburg izliyor. Listenin başı tesadüf değil: Bunlar toplu pazarlığın yaygın olduğu, sendikaların güçlü olduğu, bazılarında işsizlik sigortasının bile sendikalar aracılığıyla yönetildiği ülkeler. Güçlü sendika ile güçlü hukuk devleti el ele gidiyor.

Listenin dibinde ise şu ülkeler var: Guatemala, Zambiya, Türkiye, Mısır, Afganistan, Etiyopya, Pakistan, Çin, Sudan ve İran. Türkiye’nin puanı Danimarka’nın puanının yarısından az. Türkiye’nin çalışma hakları alanındaki yeri, Taliban yönetimindeki Afganistan’la, iç savaştaki Sudan’la, bağımsız sendikacılığın yasaklandığı ya da bastırıldığı Çin ve İran’la aynı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu tablo ile ne kadar övünse azdır.

MYANMAR VE KATAR’IN GERİSİNDE

Türkiye’nin kimlerin gerisinde kaldığına bakınca tablo daha da çarpıcı hale geliyor. WJP 2026 çalışma hakları sıralamasında Türkiye’nin önünde şu ülkeler var: Rusya 77. ve Myanmar 97. sırada. Myanmar’da 2021’den bu yana askeri cunta yönetimde.

Birleşik Arap Emirlikleri 120. ve Katar 126. sırada. Körfez ülkelerinin göçmen işçilere uyguladığı kefalet sistemi yıllardır uluslararası eleştirilerin hedefi. Bangladeş 128., Kamboçya 131., Belarus 133. sırada.

Türkiye, AB üyesi ülkelerin tamamının ve bölgesindeki bütün ülkelerin gerisinde. WJP’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki 15 ülke arasında çalışma haklarında sonuncu; Belarus bile Türkiye’nin önünde. Myanmar gibi bir cunta rejiminin bile gerisinde kalmak, sorunun ölçüm hatasıyla açıklanamayacak kadar derin olduğunu gösteriyor. Türkiye’de çalışma hayatından sorumlu olanlar başta Çalışma Bakanı şapkayı önüne koyup düşünmeli diyeceğim ama bunun nafile bir cümle olduğunu yazarken fark ediyorum.

Türkiye’nin durumu son 10 yılda kötüleşti. 2015’te Türkiye’nin çalışma hakları puanı 0,49’du ve 102 ülke arasında 75. sıradaydı. 2016’dan sonra sert bir düşüş başladı: Olağanüstü hal, kararnamelerle kamu emekçilerinin ihraçları, grev ertelemeleri ve başkanlık rejimiyle 2017-18’de puan 0,36’ya indi. 2026’da 0,37 ile 143 ülke arasında 136. sıradayız. Puan düşüşü açık: On bir yılda yaklaşık yüzde 25 kayıp. Hukukun üstünlüğü genel puanı da aynı dönemde 0,47’den 0,41’e geriledi. Türkiye’nin hukukta ve işçi hukukunda dibe doğru yarışı sürüyor.

YERİN DİBİNE SOKULAN ÜLKE!

Bu yazı hazırlandığı sırada Zonguldak Kilimli’den yine iş cinayeti haberi geldi. Türkiye’de yaygın iş cinayetleri kader veya tesadüf değildir. Çalışma hayatında haklar güvence altında değilse iş cinayetleri kaçınılmaz oluyor! Türkiye çalışma hakları açısından dünyanın en kötü 8. ülkesi! İş cinayetlerinin asıl sebebi Türkiye’deki despotik emek rejimidir! Kısaca hak yoksa cinayet var demek mümkün.

Türkiye’de çalışma hakları Anayasa’da ve yasalarda yazılı. Sendika kurma hakkı var, toplu pazarlık hakkı var, grev hakkı var. Ama hak, kullanılabildiği ölçüde haktır. Sendikaya üye olduğu için kapının önüne konan, grevi “milli güvenlik” bahanesiyle yasaklanan, dayanışma eylemi yüzünden ev hapsine alınan bir emekçi için yazılı hakkın anlamı yok.

WJP ve ITUC verileri aynı gerçeği iki farklı dille anlatıyor. Hukukun üstünlüğünün aşınması herkesi etkiliyor, ama en ağır bedeli işçiler, çalışanlar ödüyor. Çünkü sermeyenin gücü piyasadan ve siyasetten geliyor. İşçinin tek gücü ise örgütlü olması ve bu örgütlülüğü güvenceye alan hukuktur. Hukuk devleti zayıfladığında güç dengesi sermayeden yana daha da bozuluyor.

Danimarka ile Türkiye arasındaki uzaklık bir kültür ya da gelişmişlik farkı değil, bir tercih meselesi. Sendikal özgürlüğün önündeki engelleri kaldırmayan, grev ertelemelerini sürdüren, sendikal ayrımcılığı cezasız bırakan bir Türkiye bu listelerin dibinden çıkamaz. Afganistan’la, Mısır’la, İran’la aynı satırda anılmak bir kader değil, bir siyasal tercihin sonucu. Hükümet gerek hukuk gerek işçi haklarında Türkiye’yi yerin, dünyanın dibine itmiş durumda.

Aferin size! Siz gazeteci ve sendikacı tutuklamaya, basını ve emeğin sesini susturmaya ve sansüre devam edin. Bu sicil sizin eseriniz! Memleketi yerin dibine soktunuz!


İKİ ENDEKS, TEK SONUÇ!

Türkiye’nin çalışma hakları karnesini ölçen tek kurum WJP değil. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) 2014’ten bu yana her yıl Küresel Haklar Endeksi’ni yayımlıyor.

İki endeks farklı yerlerden bakıyor:

WJP bir hukuk kuruluşu ve çalışma haklarına hukukun üstünlüğünün bir parçası olarak bakıyor. ITUC ise doğrudan sendikal haklara odaklanıyor ve tek tek ihlal vakalarını belgeliyor. WJP’nin göstergesinde ayrımcılık ve çocuk işçiliği de var; ITUC’nin endeksinde ise grev hakkı merkezde. Biri algıyı ölçüyor, diğeri olguları sayıyor.

Bu kadar farklı yöntemle çalışan iki endeksin aynı sonuca varması tesadüf olamaz. ITUC’un 2026 listesindeki “çalışanlar için en kötü 10 ülke” şunlar: Arjantin, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Myanmar, Nijerya, Panama, Tunus ve Türkiye.

Bu ülkelerin WJP çalışma hakları sıralamasındaki yerine bakınca çarpıcı bir sonuç çıkıyor. Panama WJP’de 37., Arjantin 59., Ekvador 87., Myanmar 97., Nijerya 123., Tunus 127., Belarus 133. sırada. Esvatini WJP endeksinde yer almıyor. Her iki endekste de en kötü 10 ülke arasında yer alan yalnızca iki ülke var: Türkiye ve Mısır.

Türkiye’nin ITUC’un kara listesinde (en kötü 10 ülke) yeri yeni değil, Türkiye 2016’dan bu yana her yıl bu listede. ITUC listesi şu açıdan oldukça çarpıcı: Türkiye’den Türk-İş, Hak-İş, DİSK ve KESK ITUC üyesi. Türkiye ile ilgili hak ihlalleri bu örgütlerin raporlarına dayalı. ITUC’un 2026 raporu Türkiye için çok sayıda somut vaka sıralıyor. Bunlar istisna değil, sistemin işleyiş biçimi. Grev ertelemeleri aslında grev yasakları. Sendika üyeliği için işten çıkarma neredeyse cezasız kalıyor. Toplu pazarlık ise yüksek üyelik barajları ve yetki itirazlarıyla yıllarca sürüncemede kalıyor.

Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünya genelinde de işler kötüye gidiyor. ITUC 2026’ya göre 151 ülkenin yüzde 87’si grev hakkını, yüzde 80’i toplu pazarlık hakkını ihlal ediyor; işçilerin ya da sendika temsilcilerinin tutuklandığı ülke sayısı 75’le rekor kırıyor. Ama Türkiye bu küresel gerilemenin ortalamasında değil, en uç noktasında, dibinde yer alıyor.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net