Türkiye'nin Azerbaycan ile ilişkileri büyük yara aldı. Bu süreci uzman görüşüyle incelemek gerekir. Bu sebeple önce emekli Büyükelçi Halil Akıncı ne diyor ona bakalım:
Erdoğan 8 Kasım'da Bakü'ye Gitmeli

"Bir Türk zirvesini daha geride bıraktık. Halkı da içine katarak gittikçe çirkinleşen sözlere ve karşılıklı ithamlara yol açan birtakım anlaşmazlıklara, sürtüşmelere şahit olduk. Bunlar; var olmak ve refaha kavuşmak için ortak hareket etmesi şart olan Türk dünyasının geleceğe olan inancını gölgeledi. Liderlerimizin buna hakkı yoktu. Üstelik iddialar temelsiz, yanlış teşhislere dayanıyordu.
Bazı örnekler vermek gerekirse, Azerbaycan'ın, Karabağ Savaşı ve Türkiye'nin rolü hakkında ‘Pulumuz vardı, silah aldık. Üstelik pahalı aldık’ iddiasını öne sürmesi yerine; kendi halkına ve Türkiye halkına, ‘Yeni bağımsız Türk devletlerine yardımımız tarihî bir borçtur’ diyen Türkiye’nin, Nahçıvan’da konuşlu 5. Kolorduya bağış yoluyla ve karşılık beklemeden yardım ettiğini hatırlatması kardeşliğe daha yakışmaz mıydı?
Zorluklarla kurulmuş olan Türk Keneşi'nin, yani kendine yakışan sonraki adı ile Türk Devletleri Teşkilatı'nın işleyiş kurallarının başında ülkelerin ‘taahhütlerine saygı’ ilkesi gelir. Zîra biri NATO, diğer bazıları BDT, AET veya Şanghay İş birliği Örgütü üyesi olan ülkelerin, başka türlü nasıl bir araya gelip aynı ülküde birleşmeleri sağlanabilirdi? Bu durum, aynı zamanda görüş ve davranış ayrılıklarına hoşgörüyle bakmayı gerektirmez mi? Bu çerçevede, Azerbaycan’ın İsrail ile olan ilişkileri nasıl Türkiye ile olan ilişkilerinin bir parçası hâline getirilebilir? Buna izin vermek veya yol açmak doğru, hatta mantıklı mıdır? Yarın Türkiye’nin, örneğin Suriye veya başka bir ülke ile olan ilişkilerini beğenmeyen Azerbaycan bunu ikili ilişkilerin bir parçası sayarsa ne olacak?
Başörtüsü meselesinin de iki ülkenin iç işi olduğu belirtilse daha uygun olmaz mıydı?
Sayın Aliyev’in zirveye katılmaması da krizi ağırlaştıran bir davranış olarak nitelendirildi. Halbuki bu zirve Türkiye’nin değil, Türk Devletleri Teşkilatımızın bir toplantısıydı.
Sayın Aliyev, zirveye katılıp Türkiye’ye yönelik memnuniyetsizliğini göstermeyi başka bir zamana erteleyebilirdi.
Bu zirvenin son sürprizi ise Tokayev’in ‘Rusya’yı gözlemci yapmalıyız’ sözleri oldu. Bunun cevabı basittir: Bu örgüt bir akraba ve kardeş topluluğudur; Rusya ne kardeşimiz ne de akrabamızdır. Rusya’yı dost ve iyi komşuluk ilişkileri kurulan bir devlet olarak görebilmek bizim için yeterlidir.
Son tartışmalar hem Azerbaycan hem de Türkiye’de bozguncu trol sayısının çok arttığını göstermiştir. Devletlerimizin bunu denetim altına almaları şarttır.
Son söz olarak; aralarında haftada 129 karşılıklı uçak seferini dolduracak ölçüde yoğun bir etkileşim olan Türkiye ve Azerbaycan halkını kimse birbirinden ayıramaz."
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da “Azerbaycan'la ilişkilerimizin bozulmasına çalışanlar, Türkiye'nin de jeopolitik olarak zayıflamasına çalışıyor demektir” dedi.
Özdağ, özetle şunları söyledi: “Azerbaycan kendi iç işlerini kendi uygun gördüğü şekilde tanzim eder. Dış ilişkilerinde de kendi çıkarları doğrultusunda istediği devletle iş birliği yapmak en doğal hakkıdır. Biz Azerbaycan’ın değerini üçüncü bir ülkeyle ilişkisine göre belirlemeyiz. Tam tersine üçüncü ülkelerin değerini Azerbaycan’la ilişkilerine göre belirleriz.
Karabağ zaferi, Azerbaycan’ın halkının ve ordusunun zaferidir. Karabağ savaşını baştan sona yakından takip etmiş biri olarak ifade etmek isterim ki, Azerbaycan askerinin bu savaştaki cesaret ve kahramanlığı, yakın dönem dünya harp tarihine damga vuracak cinstendir. Hele hele sarp dağlarla çevrili Şuşa'nın kurtarılması, filmlere konu olması gereken destansı bir kahramanlık hikayesidir.
Ak Parti iktidarı, 24 yıllık iktidarının en doğru kararlarından birini vererek Karabağ savaşında Azerbaycan'a güçlü bir destek vermiştir. Bu zaferde bir payımız varsa bu bizim için ancak gurur vesilesidir. Nitekim Azerbaycan halkı ve yönetimi de zaferin gururunu bizimle cömertçe paylaşmıştır.
Zafer kutlamalarında Azerbaycan bayrağı kadar Türk bayrağı da taşınmıştır. Zafer sonrasında Azerbaycan, 10 Kasım olması gereken Zafer Bayramı gününü, ‘Atatürk'ün vefat yıldönümünde bayram yapılmaz’ diyerek 8 Kasım'a almış, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da baş köşede şeref konuğu olarak ağırlamıştır.
Azerbaycan ve Türkiye, yalnızca aynı soydan gelen iki ülke değildir. Aynı zamanda jeopolitik olarak birbirlerini tamamlayan, uzun vadeli çıkarları müşterek olan iki devlettir.
Azerbaycan'la aramıza sokulmak istenen nifakın sona erdirilmesi mümkündür ve hatta hiç de zor değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 8 Kasım'da Bakü’de yapılacak Zafer Bayramı törenleri için Azerbaycan'a giderek, Azerbaycan’a desteğimizi ve stratejik müttefikliğimize bağlılığımızı vurgulamasında büyük yarar vardır. ‘Azerbaycan’ın dünyadaki tek gerçek ailesi Türk dünyasıdır’ diyen Cumhurbaşkanı Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Zafer Bayramı törenlerine davet edeceğine inanıyorum.”
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri, Türk Dünyası’nın geleceği açısından büyük önem taşır. Azerbaycan, coğrafi konum olarak Türk Dünyası’nı birbirine bağlayan topraklarda kuruludur. Bu sebeple, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri sonsuza kadar kardeşlik temelinde düzenlenmelidir.




