GZT
Haber akışına dön

Ewa Klonowski: Bosna'da Binlerce Kurbanın Kimliğini Tespit Etti

Ewa Klonowski: Bosna'da Binlerce Kurbanın Kimliğini Tespit Etti

Yıllar önceki o sade, sıradan insanım hâlâ. Sadece adli antropoloji bilgisine, yeterli tecrübeye ve kurbanlar ile en az onlar kadar kurban sayılan ailelerine karşı derin bir merhamete sahip bir mezar kazıcı... Hâlâ insanlara faydalı ve yardımcı olabilmenin, bir insanın sunabileceği en kıymetli şey olduğuna inanıyorum. Başkalarına el uzatmanın yaşamın doğal bir parçası sayıldığı bir evde doğdum ve büyüdüm. Bu yüzden yardım etmek içimde var; karşılığında hiçbir şey beklemeden yapıyorum bunu. Bosna’ya da bilgim elverdiği için, ne yapmam gerektiğini bildiğim için, kurbanların bulunmasına yardımcı olmak ve kimliklerinin tespit edilmesi için gittim. Amacım sadece yardım etmekti yani, kendime daha iyi bir iş veya para kapısı açma umuduyla gitmedim. Hatta Bosna’da kaldığım için İzlanda’daki işimden de oldum.

Sanırım akıl sağlığımı güçlü bir karaktere sahip olmama borçluyum. Duygularımı işimden soyutlamayı başarabiliyorum. Kazılarda ya da kemik incelemelerinde çalışırken karşımdakini olduğu gibi görüyorum: yalnızca kemik olarak, yaşayan insanlar olarak değil. Eğer üzerinde çalıştığım o kemiklerin her birini canlı birer insan olarak hayal etseydim, şüphesiz zihnen yıkılır ve bu işi sürdüremezdim.

Taze cesetlerle çalışan adli tıp uzmanlarının işini, kemiklerle uğraşmaktan çok daha zor ve yıpratıcı bulmuşumdur her zaman. İnsan kemikleriyle çalışmaya başladığım ilk andan itibaren üstlendiğim görevi insani duygularımdan ayırmayı bir şekilde öğrendim. Tabii ki çocuk kemiklerinin arasındaki -o oyuncak gibi- beklenmedik anlar bazen sarsıntı yaratabiliyordu ama kısa bir süre sonra kendimi toparlayıp işimin başına dönüyordum.

Yine de tüm bunların ödenmiş çok ağır bir bedeli var. Tam 30 yıl önce Bosna’ya geldiğim ve orada mezar kazıları, incelemeler ve kimlik tespitleri üzerinde çalışmaya başladığım günden beri uyuyamıyorum. Bu kabuslar görmekle ilgili bir şey de değil. Hayır, kâbus görmüyorum. Benimki yalın bir uykusuzluk hâli.

Her şeyden önce, yalnızca yardım etme arzusu... Bosna’daki savaş kurbanlarının kimlik tespiti gibi karmaşık, acı dolu ve son derece güç bir süreçte fayda sağlayabileceğimin tamamen bilincindeydim. Bilginin yanı sıra, içimden gelen o itici güce, merhamete ve böyle bir iş için gereken çelik gibi bir iradeye sahiptim. İzlanda’dayken savaşı ve insanların katledilmesini durdurmak için elimden hiçbir şey gelmediğini hissediyordum ama gerçekten faydalı bir şeyler yapabilirdim. Başkalarının yaptığı o korkunç yanlışları geri çevirebilirdim.

Bosna’ya ilk olarak ICTY’nin (Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi) çağrısıyla geldim. Fakat mahkeme bünyesinde yalnızca savaş suçlarının delillerini toplamak amacıyla katıldığım ilk sezonun ardından, kurbanların kimlik tespiti üzerine çalışmak için Bosna Kayıp Kişileri Arama Komisyonu’nda kalmaya karar verdim. Tamamen gönüllüydüm çünkü o günlerde finansal destek için kime başvuracağımı bile bilmiyordum. Nihayetinde Bosna’da 20 yıl boyunca çalıştım. Bir dönem İzlanda hükûmeti birkaç yıl boyunca küçük bir bağışla destek oldu. Bu yüzden zamanımın çoğunu oldukça mütevazı koşullarda yaşayarak geçirdim.

Fakat belirttiğim gibi Bosna’ya para kazanmak ya da bir kariyer edinmek için gitmedim. Oradayken zaten İzlanda Üniversitesi Adli Tıp Bölümünde bir işim vardı. Hiçbir karşılık beklemeden yardım etmeye gittim. Ve bu yardımın değeri ne parayla ne de başka bir çıkarla ölçülebilir.

Bilirsiniz, bazı insanlar farklı davranır; “normal” denen çoğunluktan ayrışırlar. Çok uzun zaman önce o farklı gruba ait olduğumu anladım. Mesela kalabalık bir yöne doğru aktığında ben geride kalır ya da bambaşka bir yola saparım. Sanırım bir sürüye ait değilim. Ve umuyorum ki dünya bu “farklı” insanları olduğu gibi kabul edebilir.

İnsanlığa bakışım, gördüklerim veya duyduklarımla değişmez. Her insanın içinde iyilik ve kötülüğün bir arada doğduğuna inanırım; asıl mesele bu iki unsur arasındaki dengedir. Bunun da üzerine insanların yetiştirilme tarzı, yaşadıkları çevre, aldıkları eğitim ve maruz kaldıkları siyasi propagandalar eklenir. Savaşlar, deprem, volkan patlaması ya da kasırga gibi doğal afetler değildir. Savaşlar gücü ve o propaganda aygıtlarını ellerinde tutan politikacılar tarafından çıkarılır. Ve onlar, bu yalanlara kolayca kanıp kötücül birer karaktere dönüşen, hiçbir vicdan azabı çekmeden öldürmeye giden insanlar üzerinde hüküm sürerler. İnanın bana, savaşların getirdiği bu vahşetten korunmamı sağlayacak hiçbir zırhım yok. Bugünlerde televizyonda yayınlanan dehşet görüntülerini çaresizlik içinde izlerken sadece aklı ve yetkisi olan birilerinin bu gidişata dur demesini umut edebiliyorum.

Evet, doğru; Tanrı’ya inanmıyorum. Buna inanmama hakkım var. Çocukluğumdan beri zihnimi kurcalayan o çocukça sorulara yanıt bulmakta zorlandım: İnsanlar acımasızca katledilirken Tanrı neredeydi? Neden masum çocukları, kadınları ve hayvanları katledilmekten korumuyordu? Neden tüm bunlara izin veriyordu?

Diğer yandan, başkalarının neye inandığını hiç dert etmem. Bu onların en doğal hakkıdır.

Bu yüzden kurban yakınlarının dileklerini, umutlarını anlıyor ve kederlerine derin bir saygı duyuyorum. Onlara sevdiklerinin üç beş parça kemiğini değil eksiksiz bir iskeletini teslim edebilmeyi her şeyden çok istiyorum. Onların beklentilerini karşılayabilmek için elimden gelen ne varsa yapıyorum. Bu durum aileler için sonsuz bir anlam taşıyor. Benim için de öyle... Çünkü bu sayede yaşanlar için olduğu kadar kurbanların adına da hareket etmiş oluyorum. Onların artık bir sesi yok, şikayet edemezler, daha iyi bir muamele talep edemezler. Ben onların sessiz çığlığı oluyorum ve onların sesi olabilmekten gurur duyuyorum.

Kitabın ilk baskısının üzerinden 24 yıl geçti. Bu süre zarfında çok daha fazla kalıntının mezardan çıkarılması sürecinde yer aldım. Kaç bin ceset çıkardığımı hiçbir zaman saymadım ama kesinlikle iki binden çok daha fazlaydı. Ne yazık ki bunların büyük çoğunluğu ikincil, hatta üçüncül toplu mezarlardan çıkarıldı. Bu da ortada her biri elbette bir insanı temsil eden çok sayıda tekil kemik olduğu ve bu kişinin kim olduğunu bize yalnızca DNA analizinin söyleyebileceği anlamına geliyordu. Kemikleri DNA sonuçlarına göre tamamlama deneyimi, bize sadece savaşın kendisinin vahşetini göstermiyor; onlar aynı zamanda yalnızca öldürme emrini vermekle kalmayıp işledikleri suçları örtbas etme emrini de verenleri anlatıyor.

Her savaş büyük bir trajedidir. Sıradan insanların hiçbir savaşa ihtiyacı yoktur. Ancak bazı insanlar -gerçekten insan olup olmadıklarını merak ediyorum- asla ders almazlar. Hem geçmişteki hem de günümüzdeki politikacılar korkunç şeyler yapıyorlar. Güç sahibi bu kişiler aldıkları kararlarla binlerce masum insanın hayatını mahvediyor. Günümüzde yaşanan tüm bu savaşlara eşlik eden süreç kabul edilemez. Bu savaşı yürüten politikacıları tatmin etmek için daha kaç hayatın mahvolması gerekiyor? İsrail hükûmetini tatmin etmek için daha kaç Filistinlinin öldürülmesi gerekiyor? Putin’in savaşı durdurması için daha kaç Ukraynalının ölmesi gerekiyor? Sudan’daki, Etiyopya’daki, İran’daki savaşlar ne olacak? Sürekli şunları soruyorum: Biz insanların bu savaşlara ihtiyacı var mı? Tarihten ders çıkaramaz mıyız?

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
gzt.com