1

Ünlü sanatçı Ferhat Göçer, peş peşe çıkardığı birbirinden güzel şarkılarla yine gönüllere dokunuyor. Ben de hem yeni şarkılarını hem aşka, hayata ve müziğe dair düşüncelerini konuşmak için kapısını çaldım. Misafirperverliği, samimiyeti ve keyifli sohbetiyle ortaya çok güzel bir röportaj çıktı.

18 Ekim 2026 - 07:00 | Son Güncelleme: 18 Ekim 2026 - 07:00

Röportaj: ALEV GÜRSOY CİMİN

2

ALEV GÜRSOY CİMİN

[email protected]

Yeni şarkınız ‘Mutluymuş gibi Yapma’ ismi çok ilginç geldi bana. Bu sözlerle kime ne anlatmaya çalıştınız?

Yaşadığımız toplum içinde, olduğumuzdan farklı görünme çabasının temelde bizi nasıl yorduğunu, mutsuz ettiğini ve sahte bir dünya yarattığını anlatmaya çalıştım. Oysa Sartre’in dediği gibi “Hayat umutsuzluğun öte yanında başlar.” Mutsuzluktan, farkındalıktan ve insan olmanın bilincine ulaşmaktan ve korkmadan yaşayabilmek lazım. Özellikle sosyal medya çağının getirdiği yapay, sığ bir sahtelik içinde savrulup gidiyoruz… Çin diyeti gibi sosyal medya diyeti uygulamak lazım… Günde 16 saat sosyal medyaya girmeden yaşamak…

Bunu siz yapabiliyor musunuz?

Kesinlikle. Zor değil. Herkes yapmalı. Mutluymuş gibi yapmamak için bu lazım. Orası çok sahte.

3

Yeni şarkılarınızdan biri de ‘Kalbimin Orta Yeri’. Takıntılı aşklardan yola çıkarak yazmışsınız. Aşk hangi noktada âşık olmaktan çıkıp takıntıya dönüşüyor?

Aşk, birinin varlığıyla çoğalmaktır; takıntı ise onun üzerinde hak iddia etmeye başlamaktır. Karşındakine zarar verecek kadar körleşmek de tam burada başlıyor. O noktada artık sevdiğini değil, kaybetme korkunu sevmeye başlıyorsun. Bu aşk olmaktan çıkıyor, sahip olma arzusuna dönüşüyor.

Sizce insan sevdiği kişiye zarar verecek kadar nasıl körleşebilir?

Çünkü bazen sevdiğin kişiyi değil, kaybetme korkunu besliyorsun. O korku büyüdükçe sevgi küçülüyor. Sonra “Seni çok seviyorum” diye başlayan cümleler, “Benim istediğim gibi olmalısın” noktasına geliyor.

4

HALA HEYECAN DUYANLAR ÇOK ŞANSLI

‘Obsession’ filmini izledikten sonra bu şarkıyı yazmışsınız. Filmde sizi kendi içinize döndüren, “Ben bunu yazmalıyım” dedirten ne oldu?

Beni çarpan şey hikâyeden çok, insan zihninin bir duyguyu nasıl büyütüp bambaşka bir şeye dönüştürebildiğiydi. Film bitti ama o his bitmedi. Bazı filmler jenerikle bitiyor, bazıları ise kafanın içinde devam ediyor. Bu devam etti, ben de şarkıya çevirdim.

“Zombiler diyarında kalbinin her atışı bir zafer” diye çok çarpıcı bir notunuz var. Zombiler diyarı sizin için neyi anlatıyor?

Biraz hepimizi anlatıyor bence. Çok hızlı yaşıyoruz, çok fazla şeye maruz kalıyoruz ama gittikçe daha az hissediyoruz. Otomatikleşiyoruz. Benim zombi dediğim biraz o. Böyle bir dünyada hâlâ heyecanlanabiliyorsan, âşık olabiliyorsan, bir şarkıda boğazın düğümleniyorsa, kalbin çalışıyor demektir. Bence bu da küçümsenecek bir zafer değil.

5

Bir de ‘Kafamın İçini Bir Salsaydın’ var. İnsan sevdiği kişinin kafasının içini gerçekten görmek ister mi?

Bazen bir insan hayatından çıkıyor ama kafandan çıkmıyor. İlişki bitmiş, konuşma bitmiş, hatta belki aşk bile bitmiş ama zihnin hâlâ onunla uğraşıyor. İnsan da bir noktada kendi kafasına dönüp, “Ya tamam, bir sal artık beni” diyor. Takıntının en yorucu tarafı da bu; karşındaki insan artık orada değil ama senin kafanda hâlâ kira vermeden oturuyor.

Siz aşkı daha çok yaşarken mi, kaybederken mi yazıyorsunuz?

Yaşarken biriktiriyorum, kaybederken yazıyorum galiba. Mutluluk insanı yaşatıyor, acı ise masaya oturtup düşündürüyor. Şarkı da çoğu zaman o masadan çıkıyor.

Geçmişte üzdüğünüz kadınlardan birinin karşısına çıksanız ona ne söylemek isterdiniz?

“Bugünkü aklım o gün olsaydı seni aynı şekilde üzmezdim” derdim. Özür bazen geçmişi değiştirmiyor ama insanın kendi hatasıyla yüzleşmesinin bir yolu. Yaş ilerledikçe haklı çıkmanın değil, kırmamış olmanın daha kıymetli olduğunu anlıyorsun.

6

ARTIK İLİŞKİDE EMNİYET KEMERİ TAKIYORUM

“Cerrah olarak her şeye neşter vurdum ama duygularıma vuramıyorum” demişsiniz. Peki başarabilseydiniz ilk hangi duygunuzu ameliyat ederdiniz?

Fazla düşünmeyi alırdım. Ama o da cerrahi olarak söyleyeyim, nüks oranı çok yüksek bir hastalık. Bazen insanın başına gelen şeyden çok, kafasının içinde yazdığı senaryo yoruyor.

Aşk için bugünkü Ferhat Göçer neleri göze alır, neleri asla göze almaz?

Aşk için düzenimi bozarım, mesafe aşarım, uykusuz kalırım, hayatımda çok şeyi değiştiririm ama kendim olmaktan vazgeçmem. Karşımdakinden de bunu istemem. Çünkü iki kişiden biri yok oluyorsa orada ilişki değil, teslimiyet başlıyor.

7

Sizin için aşk hâlâ büyük bir macera mı, yoksa artık daha temkinli misiniz?

Hâlâ macera. Sadece artık emniyet kemerimi takıyorum.

Uzun ilişkilerde aşkı ayakta tutan şey sizce tutku mu, arkadaşlık mı, alışkanlık mı?

Tutku var, alışkanlık var ama bence en kıymetlisi yol arkadaşlığı. Hastalıkta, işte, kayıpta, saçma sapan bir günde bile yan yana durabiliyorsan asıl mesele orada. Çünkü hayat sadece romantik akşamlardan oluşmuyor.

8

BİZİM EVİN PATRONU KEDİLER

Evde, yatak odasına ve mutfağa hayvan girmeyecek diye kurallar koyduğunuzu söylemiştiniz. Evin gerçek patronu kim? Siz mi, Ömür Gedik mi, kediler mi?

Ben evin yönetmeliklerini hazırlıyorum, Ömür uygulamıyor, kediler de anayasayı tanımıyor. Dolayısıyla patron kim dersen, açık ara kediler. Artık bunu kabullendim. Biz onların evinde kira vermeden kalan iki insanız.

Ömür’ün hayvanlara olan sevgisi sizi hiç değiştirdi mi?

Kesinlikle. Onun hayvan sevgisi beni yumuşattı. Eskiden bakıp geçtiğim bir hikâyeye şimdi daha dikkatli bakıyorum.

Aşkınız bir gün biterse, evdeki hayvanlar konusunda nasıl bir velayet anlaşması yaparsınız?

Bence mahkeme bizi değil kedileri dinler. Onlar da büyük ihtimalle Ömür’ü seçer. Bana da düzenli mama katkısı düşer.

9

ACIYI DİNDİRMENİN YOLU SESİ KISMAK DEĞİL, AÇMAK

Sizin için ayrılık ne demek? Bir insanı kaybetmek mi, onunla kurduğunuz hayatı kaybetmek mi daha zor?

Bazen bir insandan çok birlikte kurduğunuz dünyayı özlüyorsun. “Biz” dediğin o küçük evreni kaybetmek ağır geliyor. Kişiyi özlemek zamanla hafifliyor ama “biz”i özlemek daha uzun sürüyor.

Bir doktor olarak acıya bakışınızla bir sanatçı olarak acıya bakışınız arasında fark var mı?

Doktor tarafım acıyı azaltmak istiyor, sanatçı tarafım ise anlamaya çalışıyor. Biri “Nasıl geçiririz?” diye bakıyor, diğeri “Bu bize ne anlatıyor?” diye. Garip olan şu ki müzikte bazen acıyı iyileştirmenin yolu sesi kısmak değil, biraz açmak oluyor.

10

Sabahattin Ali’yi oynadınız. Başta tereddüt etmişsiniz. Sizi en çok korkutan neydi?

En büyük korkum onu taklit etmekti. Bir insanın görüntüsünü taklit edebilirsin ama ruhunu edemezsin. Benim derdim de o ruha saygıyla yaklaşmaktı, birebir benzemeye çalışmak değil. Sabahattin Ali’nin ruhuna girmek beni duygusal olarak zorladı. Çünkü bir noktadan sonra sadece bir yazarı değil, bir insanın yalnızlığını, umutlarını, hayal kırıklıklarını taşıyorsun. Sahne bitiyor ama bazı duygular üzerinden hemen çıkmıyor.