BirGün
Haber akışına dön

Fransa’da İsyan Büyüyor: "Gençliğin Politize Olması Umut Verici"

Fransa’da İsyan Büyüyor: "Gençliğin Politize Olması Umut Verici"

Umut Can FIRTINA

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyesi Emre Öngün, Fransa’daki büyüyen isyan dalgasını BirGün’e değerlendirdi.

"İktidarlarını güçlendirmek için kaosun peşinden koştular. Ancak şiddetin dozu o kadar yükseldi ki, olaylar artık kendi kontrollerinden de çıktı" diyen Öngün, hükümetin doğrudan solu suçlamasının işe yaramadığını dile getiriyor. Öngün'ün değerlendirmeleri şöyle:

"Fransa'daki eylemleri tanımlarken "isyan" kelimesini kullanmak doğru sayılır. Bu eylem günleri beklense de tam olarak ne yaşanacağı kestirilemiyordu. Protestolara katılım oranı oldukça yüksek, Fransa çapında 800 bin kişi gibi rakamlar telaffuz ediliyor. Emeklilik reformuna karşı yapılan eylemlerde 2-3 milyonları da görmüştük, dolayısıyla bu bir rekor değil. Ancak cumartesi gerçekleşen eylemler, isyan boyutunun ve isyan çapının çok daha önde olduğu eylemlerdi.

Bunun birkaç temel sebebi var. Kemer sıkma politikaları ve ekonomik kriz elbette hâlâ geçerli. 2000'lerin ortasından, yani son 20-25 yıldan beri Fransa'da yoksulluk sürekli yükselişte. Eskiden en azından sosyal devlet bunu karşılayabiliyor, etkilerini hafifletebiliyordu ama Macron yönetimi altında sosyal devlet yavaş yavaş ortadan kalktığı için artık bu koruma da kalmadı. Bütün bunlara okulların durumu ve lise hareketinin mevzusu da eklenmiş oldu.

EŞİTSİZLİĞE, ADALETSİZLİĞE İSYAN

Sosyal devletin baltalanması birçok boyutta kendini gösteriyor ve bundan öğrenciler de doğrudan etkileniyor. Macron'un politikası resmen zenginlere varlık aktarmak ve bu yolla ekonomiyi iyileştireceklerini savunmak üzerine kurulu. Bu uğurda çok küçük, ayrıntı sayılabilecek şeyleri bile bozuyorlar. Örneğin üniversite yemekhaneleri, en zenginlere ve büyük şirketlere sağlanan devasa vergi kesintilerinin yanında, yemekhanelerden elde edilecek tasarruf havagazı kalır. İster lisedeki eğitim şartları, ister üniversite öğrencilerinin sorunları olsun, gençler bu politikalardan çok derin şekilde etkileniyor. Bir de Macron döneminde lise sonrasına getirilen "Parcoursup" isimli bir algoritma var. Hangi liseden geldiğinize, tercihlerinize ve notlarınıza bakarak hangi üniversiteye gidebileceğinizi belirleyen, hiç şeffaf olmayan bir algoritma var. Birçok genç, iyi notlarına rağmen algoritma onlara bir yer bulmadığı için üniversitesiz kalıyor. Üst üste gelen tüm bu uzun vadeli sorunlar, gençlikte büyük bir öfke birikimi yaratıyor.

SALDIRIYORLAR ÇÜNKÜ KORKUYORLAR

Bütün bu uzun vadeli sorunların yanında, bir de eylül ayından beri süregelen eylemlerde polis şiddetinin dozu iyice yükseldi. Gerçekten korkunç şeyler yaşanıyor; gözü çıkan, kafası yarılan, eli kopan lise öğrencilerinden, çocuklardan bahsediyoruz. Hükümet bunu tamamen bilinçli bir şekilde yaptı. Amaçları bir taraftan liselileri korkutmak, diğer taraftan da "Bakın bu kaostur, biz ise düzeni temsil ediyoruz" mesajı vermekti. Kaosu tamamen körüklemeye çalıştılar ki, sonrasında "Kaos var ama devletin gücüyle biz bunun üstesinden geleceğiz" diyebilsinler. Kısacası iktidarlarını güçlendirmek için kaosun peşinden koştular. Ancak şiddetin dozu o kadar yükseldi ki, olaylar artık kendi kontrollerinden de çıktı.

Şu an her yerde yağmalama ve yanan ateş imajları var. Dünkü eylemlerde öncelikle kitlesel bir katılım söz konusuydu, ikincisi de katılımcıların çok değişik boyutları vardı. Yürüyüşe katılan ezici çoğunluk aslında herhangi bir çatışmaya girmiyor ve girmek de istemiyor. Ancak çoğu şehirde, yasal olarak kabul edilmiş resmi eylemlerde bile polis daha yürüyüş başlamadan her yerde gazla saldırdı. Bu durum eylemcilerde şöyle bir reflekse yol açtı: Çoğunluğun polisle çatışmak gibi bir niyeti olmasa da, gördükleri bu polis şiddetinden sonra artık bizzat çatışmayı göze almasalar dahi çatışmak isteyenlere hiçbir şey demiyorlar. Hükümet "Demokratik hakkını kullanan eylemcilerle hiçbir derdimiz yok, onları korumak istiyoruz, biz sadece şiddete meyilli kesimleri ayırıyoruz" diyerek bir ayrım yaratmaya çalışsa da sahada böyle bir ayrım kalmadı. Birçok genç bizzat polisle çatışmak istiyor.

SOLU HEDEF ALMALARI TUTMUYOR

Hükümet doğrudan solu suçluyor ama bu çabalar pek işlemiyor. Suçlamalar iyice komik bir hal aldı. Başbakan, gece yarısı Boyun Eğmeyen Fransa Lideri Mélenchon'a cevap vererek "Ülke kan revan içindeyken bizi suçlamaktan başka derdin yok mu, saçma sapan polemiklere girme" minvalinde bir tweet attı. Hatta İçişleri Bakanı, devrimci solu hedef alarak Yeni Anti-Kapitalist Parti ve Sürekli Devrim gibi küçük partileri doğrudan isim vererek suçladı. Bunu gerçekleştirebilmek bu partilerin gücü dâhilinde değil. Ben bu suçlamaların halkta bir karşılık bulduğunu hiç sanmıyorum. Olayların bu kadar kontrolden çıkması hükümet ve Macron için büyük bir başarısızlıktır. İçişleri Bakanı görevine daha ne kadar devam edebilir, meçhul.

LİSELİLERİN EYLEMİNDEN ÇIKTI

Gelecek sürece dair şu çok önemli. Fransa'da okullar bu hafta itibarıyla iki haftalık tatile girdi. Hükümetin hesabı, liselileri tatile kadar korkutmak ve iki hafta sonrasında lise hareketinin bir daha canlanamayacağını ummaktı. "Tatilden sonra zaten bir şey olmaz" diyorlardı. Fakat 17 Ekim eylemleri sadece bir lise eylemi olmaktan çıkmıştı, sahada çok daha farklı kesimlerden insan vardı.

Şimdi başka etaplar, başka tarihler bekleniyor. Örneğin gelecek cumartesi yeniden bir hareketlilik öngörülüyor. Sendikaların da tatillerin bitiminden sonra, 5 Kasım'da planladıkları bir grev günü var.

Polis şiddeti itiraz eden kesimleri daha da radikalleştiriyor. Sadece sosyal hizmetleri korumak için gelinen barışçıl bir eylemden, polisin ölümcül şiddetine isyan edilen bir noktaya gelindi. Le Pen ve radikal sağ, tıpkı hükümet gibi yaşananları "Solun körüklediği şiddet ve kaos" olarak adlandırıp hareketi karalıyor.

HÜKÜMETTEN NEFRET EDİLİYOR

Genel siyasi manzarada ise toplumun ezici çoğunluğu Macron'dan ve hükümetten nefret ediyor. Yeni çıkan anketlerde Macron'un destek seviyesi yüzde 15'e kadar geriledi ki bu hiç görülmemiş bir düşüş. Varlıklı emekliler ve burjuvalar dışında herkes, radikal sağ bile Macron'dan nefret ediyor.

Merkez sol çevreler ise yani sosyal demokratlar bu hafta cumhurbaşkanı adayı olarak Raphaël Glucksmann'ı belirledi. Kendisi merkezin de merkezi, aslında sağcı sayılabilecek bir figür. Ekibinde de eski Macroncu bakanlar var. Söylemleri tamamen "Sosyal itiraz haklıdır ama şiddeti kınıyoruz" gibi laflardan ibaret. Söylemlerinin yüzde doksanı, solun birinci partisi olan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) ile ittifak yapmamak üzerine kurulu. O kulvarda kaldıkları sürece başarı şansları yok.

SERMAYE SINIFI AŞIRI SAĞA YANAŞIYOR

Sermaye sınıfı ise her zamanki gibi siyasi başarı şansını gördüğü yere, Le Pen'in başını çektiği aşırı sağa yaklaşıyor. Gençlerde ise durum bambaşka. Gençler arasında Jean-Luc Mélenchon yüzde 50'ye yakın oyla, en yakın rakibi Le Pen'e açık ara fark atarak birinci sırada. Gençler siyasette bir çıkış yolu arıyor. Gençliğin böylesine politize olması ve bu itirazı sol üzerinden, bizzat mücadele içinde öğrenmesi, önümüzdeki on yıl için çok umut verici. Yeter ki siyaset bu meşru toplumsal itirazı devralıp ileriye taşıyabilsin."

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net