1
Türkiye’nin yaklaşık bir yıldır nefesini tutarak takip ettiği Güllü davasında karar çıktı: Tuğyan Ülkem Gülter, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tuğyan’ın avukatı Merve Uçanok’la bir araya geldim, akıllardaki soruları tek tek sordum. Neden koruma ordusuyla geldi? Şöhret olmak için mi bu davanın içindeydi? Tuğyan'ın kızı Azra kiminle ve ne durumda? Merve Uçanok’tan çok konuşulacak açıklamalar, Güllü dosyasına dair çarpıcı değerlendirmeler bu röportajda.
18 Ekim 2026 - 07:00 | Son Güncelleme: 18 Ekim 2026 - 07:00
Röportaj: ALEV GÜRSOY CİMİN
2
ALEV GÜRSOY CİMİN
Merve Hanım, Türkiye’nin büyük bir bölümünün annesini öldürdüğüne inandığı, mahkemenin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiği Tuğyan Ülkem Gülter’i savunuyorsunuz. Sizi bu davayı üstlenmeye ikna eden neydi?
Aslında çok ilginçtir ki bu davaya dâhil olmamı sağlayan kişi Sultan Nur Ulu. Güllü Hanım’ın vefatının ardından olay basında geniş yer bulmaya başladığında Tuğyan ve Sultan bir avukat arayışına girmişlerdi. Sultan’ın ortak bir tanıdığımız aracılığıyla bana ulaştılar. Benim daha önce medyayı ilgilendiren davalarım da olduğu için süreci yönetebileceğimi düşünmüşler. Önce Sultan beni aradı, ardından ikisi de ofisime geldi. Aynı gün anlaşma sağladık ve hem Sultan hem Tuğyan vekâletname çıkardı. O tarihte Tuğyan müşteki, Sultan ise tanıktı. Henüz ikisi de şüpheli değildi. Ben de her ikisi için hukuki girişimlerde bulunarak sürece başladım.
Bu davayı ilk üstlendiğinizde Tuğyan’ın annesini öldürmediğine gerçekten inanıyor muydunuz yoksa her sanığın adil yargılanma hakkı olduğu için mi dosyayı aldınız? Bu ikisi arasında çok önemli bir fark var.
Tuğyan’ın masum olduğuna kalpten inanıyorum. Bu insanlarla zaman geçirdim, karakterlerini gözlemleme fırsatım oldu. Ancak şunu da söylemek isterim: Ben yalnızca Tuğyan için değil, vekilliğini üstlendiğim her dosyada aynı hukuk mücadelesini veriyorum. Bu dava medyatik olduğu için verdiğim mücadele daha fazla göz önünde. Benim yüzlerce davam var. Medyatik olsun ya da olmasın, aynı avukatım ve mesleğimi aynı şekilde icra ediyorum.
3
‘HEP BU TARZ DOSYALAR ALDIM’
Peki, Tuğyan’ın masum olduğuna bu kadar güçlü inanmanızı sağlayan somut delil ne? Kamuoyunun önemli bir bölümü onun annesini öldürdüğünü düşünürken siz neden farklı düşünüyorsunuz?
Benim avukat kimliğimin dışında, sosyal hayatımda da benimsediğim bir felsefe var: Bu hayatta hiçbir şey karşıdan göründüğü gibi olmayabilir. Bizde “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diye bir atasözü vardır. İnsanlar çoğu zaman buna teslim olur. Ben ise hiçbir olaya, hiçbir insana önyargıyla yaklaşmamaya çalışırım. Uzun yıllardır ceza hukukuyla ilgileniyorum. Güllü dosyasından önce de yüksekten düşme vakalarıyla ilgili dosyalarım oldu. İnsanların haksız ithamlarla karşı karşıya kalabildiğini gördüm. İftiraya uğramak çok ciddi bir şeydir. Hayatım boyunca iftiradan korkmuşumdur. Çünkü bu, benim açımdan çok ciddi bir kul hakkıdır. Tuğyan ve Sultan'la ilk konuştuğumda ikisi de olayı gözyaşları içinde anlattı. Olayın oluş biçimini başından itibaren birbirine çok benzer ve tutarlı şekilde aktardılar. Ben onların anlattıklarında bir çelişki ya da soru işareti hissetmedim. Bu nedenle Tuğyan’ın masum olduğuna inanmaya devam ediyorum.
4
‘SULTAN’IN BEYANLARI BENİM AÇIMDAN ŞAİBELİ’
Sultan Nur Ulu da başlangıçta Tuğyan’ın masum olduğunu söylüyordu. Hatta arkadaşını savunuyordu. Sonra ne oldu da ifadesini değiştirdi?
Sultan en başından itibaren bana şunu söylüyordu: “Abla, ben o evde olmasaydım, dışarıda olsaydım ve yine Tuğyan böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalsaydı, arkadaşımın böyle bir şey asla yapmayacağını söylerdim.” Hatta bu yönde konuştuğu, ses kayıtları aldığı insanlar da vardı. Çevresindeki insanları da Tuğyan’ın masum olduğuna inandırmıştı. Tuğyan için “Agresiftir ama saman alevi gibidir. Bir anda parlar, sonra hemen söner” diyordu. Annesiyle arasında çok büyük fiziksel ya da sözlü kavgalara şahit olmadığını anlatıyordu. Daha sonra Sultan’ın anlatımının değişmesi benim açımdan önemli bir soru işareti oluşturdu. Sultan’ın neden böyle bir dönüş yaptığını sorguluyorum. Onunla ilgili söylediklerimi kişisel bir saldırı olarak değerlendirmeyin. Ben hukuki açıdan beyanlarının güvenilirliğini tartışıyorum.
‘SULTAN’IN İFADESİ OLMASAYDI TUĞYAN’IN BUGÜN DIŞARIDA OLACAKTI’
Sultan’ın ifadesi olmasaydı Tuğyan bugün cezaevinde olmayacak mıydı?
Benim değerlendirmem, Sultan’ın ifadesi olmasaydı Tuğyan’ın bugün dışarıda olacağı yönünde. Çünkü dosyada en kritik noktalardan biri Sultan’ın anlatımı. Ben onun ifadelerindeki değişiklikleri, bu değişikliklerin nedenlerini ve diğer delillerle ne ölçüde örtüştüğünü sorguluyorum. Sultan’ın duruşmadan bir gün önce televizyon programına katılmasını ve karar sonrasında da Tuğyan’ın özel hayatıyla ilgili açıklamalar yapmaya devam etmesini samimiyetsiz buluyorum. Bir insan hakkında çok ağır bir suçlama yapmışsınız ve bu suçlama sonucunda o kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış. Buna rağmen hâlâ onun özel hayatıyla ilgili konuşulmasını anlamıyorum. Bence artık dosyaya odaklanılması gerekiyor.
Sultan’ın anlatımlarının yanlış olduğunu gösterebilecek somut bir deliliniz var mı?
Benim için önemli olan, Sultan’ın beyanlarının dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi. İfadelerin değişmesi tek başına her şeyin cevabı değildir. Ancak neden değiştiğinin araştırılması gerekir. Ben de savunmamda bu noktaları ayrıntılı biçimde anlattım.
5
‘TUĞBERK ÇOK ÇARESİZ’
Tuğyan’ın öz kardeşi Tuğberk’in de kardeşine inanmadığı konuşuluyor. Aileden bile böyle bir güvensizlik algısı varken siz bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Tuğberk konusu benim en çok üzüldüğüm meselelerden biri. Duruşmada Tuğyan son sözlerini söylerken hıçkırarak ağladı. Tuğberk’in de ağladığını gördüm. Orada çok büyük bir aile dramı vardı. İlk duruşmadan sonra Tuğberk yanıma geldi, bana sarıldı ve ağladı. Bana, “Merve abla, gerçekten çok güzel bir savunma yaptın. Ben “Tuğyan’ı sevmiyorum, sevmeyeceğim de ama annemi öldürmediğine eminim. Onu öldürmediğini biliyorum. Sonuna kadar arkanızdayım, sonuna kadar destekçinizim” dedi. Daha sonraki görüşmelerimizde de Tuğberk’in ablasının bu suçu işlediğine inanmadığını gözlemledim. Ancak aynı zamanda çok çaresiz olduğunu düşünüyorum. Bir tarafta annesini kaybetmiş, diğer tarafta ablasının ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını yaşamış bir gençten söz ediyoruz. Çevresindeki insanların söyledikleri de onu etkiliyor olabilir. Elbette onun ne düşündüğünü en doğru kendisi anlatabilir.
Tuğyan’ın masumiyetine inanıyorsunuz ama onun ailesiyle ilişkileri de çok tartışılıyor. Sizce aile içindeki bu tabloyu nasıl okumak gerekiyor?
Ben Tuğberk’in yaşadığı çaresizliği gördüm. Güllü bizim için çok değerli bir sanatçı olabilir ama Tuğberk için o, öncelikle annesi. Annesini kaybetmiş. Bir taraftan da ablasının gözünün önünde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını yaşamış. İnsanların sağdan soldan farklı şeyler söylediği bir ortamda kalmış. Bence bu çocukların yaşadıklarına daha fazla hassasiyetle yaklaşılması gerekiyor. Biz Güllü’yü çok seviyor olabiliriz ama onun çocuklarının yaşadığı acıyı da göz ardı etmemeliyiz.
6
‘YARAMAZLIK YAPTIĞI İÇİN ANNESİNE KÜÇÜK BİR CEZA VERİLDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR’
Tuğyan’ın küçük kızı Azra şimdi nerede, kim bakıyor? Annesinin cezaevinde olduğunu biliyor mu?
Azra çok iyi, çok zeki bir çocuk. Annesini de rahmetli anneannesi Güllü Hanım’ı da çok seviyormuş. Şu anda baba tarafı yani babaannesi, halası ve yengesi ona bakıyor. Çok da güzel baktıklarını düşünüyorum. Ben zaman zaman telefonla kendileriyle görüşüyorum. Bir dönem, yaklaşık üç ay kadar, Güllü Hanım’ın aile dostu olan Tuğba Hanım da Azra’ya baktı. O da Tuğyan’ın masum olduğuna inanan kişilerden biri. Aile, Azra’yı bu konudan uzak tutmaya çalışıyor. Çocuğun psikolojisinin bozulmaması için yaşananları onun anlayabileceği bir dille açıklıyorlar.
‘ANNESİNİN BİR İŞTE ÇALIŞTIĞINI ZANNEDİYOR, ANNEANNESİNİN ÖLDÜĞÜNÜ BİLMİYOR’
Peki, Azra annesinin nerede olduğunu nasıl biliyor? Annesinin cezaevinde olduğunu biliyor mu?
Annesinin bir işte çalıştığını zannediyor. Bir yaramazlık yaptığı için annesine küçük bir ceza verildiğini düşünüyor. Aile de onun psikolojisini korumak amacıyla meseleyi bu şekilde, anlayabileceği bir dille anlatmış. Tuğyan, kendisine tanınan haklar çerçevesinde cezaevinden kızıyla telefonla görüşüyor. Bu görüşmelerde de çocuğun anlayacağı şekilde cevaplar veriyor. Kızıyla her gün birden fazla kez iletişim kuruyor. Azra henüz çok küçük. Yaş aldıkça, dava sürecinde yaşanan gerçekleri mutlaka bir şekilde öğrenecek. O nedenle bugün gösterilecek hassasiyet çok önemli.
7
‘ALLAH’IM, BANA ANNEMİ VER. NE OLUR ANNEMİ VER’ DİYE DUA ETMİŞ
Azra anneannesinin nasıl öldüğünü biliyor mu?
Hayır, bilmiyor. Henüz çok küçük. Ancak bu konuda beni en çok etkileyen bir şey var. Azra, Tuğba Hanım’ın evinde kaldığı dönemde yatak odasına gidip kendi kendine, “Allah’ım, bana annemi ver. Ne olur annemi ver” diye dua etmiş. Bu sözleri duyduğumda çocuğun yaşadığı acıyı düşünmeden edemiyorum. Bir çocuk annesinden ayrı kaldığında, bunun nedenini yetişkinler gibi anlayamaz. Onun dünyasında annesi yok ve o, annesinin geri gelmesini istiyor. Tuğyan genç yaşta anne olmuş, hayatında zor süreçlerden geçmiş olabilir. Hataları, yanlış seçimleri de olabilir. Ancak bunlar onu otomatik olarak kötü bir anne yapmaz. Hiç kimse ne kadar iyi bakarsa baksın, bir annenin yerini tutamaz.
‘KİMSE ONUN ANNELİK HAKKINI ELİNDEN ALAMAZ’
Tuğyan’ın masum olduğuna inanmanız bir yana, bugün bir anne olarak değil ama bir hukukçu olarak Azra’nın yaşadıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben anne değilim ama bütün annelerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ne olursa olsun, bir kadının hayatında yanlış seçimleri olmuş olabilir, cezaevinde olabilir, hakkında bir mahkûmiyet kararı verilmiş olabilir. Ancak o çocuk için hâlâ annesidir. Kimse onun annelik hakkını elinden alamaz. Bu nedenle bütün toplumu büyük bir hassasiyete davet ediyorum. Söz konusu bir çocuk olduğunda, yetişkinlerin arasındaki tartışmaların ve suçlamaların ötesine geçmek gerekiyor. Azra’nın annesiyle ilişkisi, psikolojisi ve geleceği korunmalı. Hiç kimse bu çocuğu yaşanan tartışmaların içine çekmemeli.
Tuğyan’ın eski eşi yani Azra’nın babası bu süreçte nasıl bir tutum sergiliyor?
Ben baba tarafıyla, hatta Tuğyan Hanım’ın eski eşiyle de konuştum. Onlar Tuğyan’a tam destek veriyorlar. Tuğyan’ın böyle bir şey yapabileceğine kesinlikle inanmadıklarını söylediler. Kararın bozulmasını ve Tuğyan’ın bir an önce evladına kavuşmasını istiyorlar. Çocuğa da çok iyi baktıklarını düşünüyorum. Bu konunun sosyal medyada farklı yansıtıldığını görüyorum ama benim görüştüğüm kişilerden edindiğim izlenim bu yönde.
8
‘KARAR SONRASI TUĞYAN ÇOK AĞLADI, ‘BENİ ANNEM GİBİ SAVUNDUN’ DEDİ’
Mahkeme Tuğyan’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Karardan sonra onu gördünüz mü? Size ilk ne söyledi?
Karardan hemen sonraki gün ziyaret ettim. Beş saat boyunca oturup sohbet ettik. Tuğyan çok ağladı. Yargılama sırasında kendisini yeterince ifade edemediğini, kendisine yeterince söz verilmediğini düşündüğünü anlattı. Mahkemenin daha ilk gün kafasında bir karar verdiğini hissettiğini söyledi. Benimle arasında da ciddi bir bağ oluştu. Bana, “Beni annem gibi savundun” dedi. Verdiğim mücadele için çok teşekkür ettiğini söyledi. Bir gün çıkacağına ve masumiyetinin ortaya çıkacağına inanıyor. Ben de üst mahkemelerden kararın lehine sonuçlanacağına inanıyorum.
Peki, Tuğyan’ın masumiyetine inanmanızı sağlayan en kritik somut nokta ne? Özellikle olay gecesine ait ses kaydıyla ilgili önemli bir ayrıntıdan söz ettiniz.
Benim için “Hadi görüşürüz” ifadesinin geçtiği ses kaydı çok önemliydi. Tuğyan’ın avukatı olarak dosyaya ilk atandığım dönemde, Çiğdem Emir’in evinde bir araya geldiğimizde bana ses kaydının son altı buçuk dakikası dinletildi. Kaydın sonuna doğru bir “Hadi görüşürüz” sesi vardı. Ben de bu sesin kime ait olduğunu sordum. Çiğdem Hanım, bunun Güllü’nün sesi olduğunu söyledi. Hatta Güllü’nün sesini kendisinden daha iyi kimsenin tanıyamayacağını ifade etti. Daha sonra Tuğyan, Çiğdem Hanım ve ben Güllü’nün aranjörü Mustafa Arapoğlu’nun stüdyosuna gittik. Ses kaydını dinledik. Aranjör de o tarihte sesin Güllü’ye ait olduğunu söyledi. Ancak daha sonraki süreçte farklı bir değerlendirme ortaya çıktı. Benim itirazım, bu tür teknik incelemelerde kesinlik taşımayan sonuçların nasıl yorumlandığıyla ilgili. Sesin kime ait olduğunun kesin biçimde belirlenemediği bir durumda, değerlendirmelerin sınırlarının aşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu duruşmada da ayrıntılı biçimde anlattım.
Peki, üst mahkemeye başvururken hangi noktaların üzerinde duracaksınız? Yeni bir delil mi sunacaksınız yoksa mevcut delillerin yanlış değerlendirildiğini mi savunacaksınız?
Benim açımdan dosyadaki delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve duruşmada doğru biçimde tartışılması çok önemli. Savunmamın merkezinde de bu konular var. Özellikle bilirkişi değerlendirmelerinin sınırları, tanık beyanları ve dosyadaki delillerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Mahkemenin bazı taleplerimizi değerlendirmeden karar verdiğini düşünüyorum. Dinlenmesi gerektiğini düşündüğümüz tanıklar ve incelenmesi gereken hususlar vardı. Bu nedenle kararın üst mahkemede yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Kararın sosyal medya baskısıyla verildiğini mi düşünüyorsunuz?
Ben bir hukukçu olarak sosyal medyanın etkisini sorguluyorum. Bu dosya boyunca Tuğyan hakkında çok ağır yorumlar yapıldı. Adil yargılanma hakkının ve masumiyet karinesinin zarar gördüğünü düşünüyorum. Masumiyet karinesi, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biridir. Bir insanın suçlu olduğuna ilişkin kanaat, yargılama tamamlanmadan kesin bir hükme dönüşmemeli. Çünkü bir kişinin iftiraya uğramış olma ihtimali de vardır. Benim görevim, bu ihtimalleri hukukun sınırları içinde değerlendirmek.
9
İMKÂNIM VARDI VE YAPTIM
Karar günü adliyeye siyah gözlüklerle ve kalabalık bir koruma ekibiyle gelmeniz çok konuşuldu. Neden bu kadar korumaya ihtiyaç duydunuz?
Bu davayı üstlendiğim günden itibaren çok sayıda tehdit aldım. Bir başka avukat meslektaşım da benimle birlikte tehdit edildi. Bana yönelik tehditlerle ilgili şikâyetlerim ve kayıtlarım mevcut. Nişanlım da bu konuda bir önlem almak istedi ve korumalarını göndererek bana destek oldu. Ben bunda hiçbir sakınca görmüyorum. İmkânım vardı ve yaptım. Saçıma, başıma, kıyafetime gelince ben her duruşmaya özenle hazırlanırım. Takım elbisemi giyerim, saçımı yaptırırım, gözlük takacaksam takarım. Bunlar kimseyi ilgilendirmez. Konuşulması gereken, duruşmada yaptığım savunmalar, sunduğum deliller ve hukuka bağlılığımdır.
‘ŞEYTANIN AVUKATI’ DEMELERİNE ÜZÜLMÜYORUM ÇÜNKÜ DEĞİLİM’
Bu dava yüzünden şöhret olmak istediğiniz, dikkat çekmeye çalıştığınız söylendi. Bu eleştiriler sizi etkiledi mi?
Ben çok küçük yaştan itibaren avukat olmak istiyordum. Hayatımda başka bir meslek hayalim olmadı. Mesleğimi sürdürürken benim için iki duygu hep önemli oldu: Adalet ve empati. Suçlu olduğu iddia edilen bir insanla, mağdurla ya da tanıkla empati kurarak mesleğimi yapıyorum. Zor dosyaları daha çok seviyorum. Bu dava nedeniyle kariyerime zarar geleceğini hiç düşünmedim. Benim işim adaletin doğru işlemesine katkı sağlamak. Bana “Şeytanın avukatı” diyenler de oldu. Bundan rahatsızlık duymadım. Ben inandığım yolda, dürüstçe mesleğimi yapmaya çalışıyorum.
Peki, Tuğyan’ın suçlu olduğuna inanmanız için bir gün yeni ve kesin bir delil ortaya çıkarsa ne yaparsınız?
Benim için önemli olan, delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmesi ve duruşmada doğru şekilde tartışılmasıdır. Müvekkilimin suçlu olup olmamasından bağımsız olarak, onun lehine olan hukuki hususları savunmak benim görevim. Bir gün bütün değerlendirmeler sonunda suçluluğu kesin biçimde ortaya konulursa bile, ben hukukun sınırları içinde kalarak dürüst ve güçlü bir savunma yapmışsam mesleğimi doğru yaptığımı düşünürüm. Sonuç ne olursa olsun, hukuka bağlı kalmak benim için çok önemli.
Meslek hayatınızda, kamuoyunun suçlu olduğuna inandığı ancak yıllar sonra beraat eden bir müvekkiliniz oldu mu?
Evet. Stajyer avukat olduğum dönemde, nitelikli yağma suçundan yargılanan bir müvekkilim vardı. 6 yıl 4 ay 24 gün cezaevinde kaldı. O dönemde ailesi ona inanmadı, çocukları ve eşi de kendisinden uzaklaştı. Eşi boşandı.
Ben daha sonra onun hukuki sürecinde yer aldım. On beşinci yılın sonunda yapılan son savunmada beraat etti. Mahkeme, dosyadaki delillerin suçlamak için yeterli olmadığına karar verdi. Beraat kararı açıklandığında o koca adam duruşma salonunda hüngür hüngür ağladı. Bu olay beni çok etkiledi. Çünkü bir insanın yıllarını kaybetmesi, ailesinden uzaklaşması ve ardından beraat etmesi çok ağır bir süreç. Bu nedenle her dosyada delillerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
10
‘HİÇBİR GÜÇ ADALETİN ÜZERİNDE OLMAMALI’
Merve Hanım, bütün bu süreç size ne öğretti?
Bu dosya bana Türk toplumunun ne kadar önyargılı olabildiğini bir kez daha gösterdi. Aynı zamanda Güllü’nün ne kadar sevildiğini de gördüm. Ben de Güllü’yü çok seviyorum, dinliyorum. Ancak hukuki mesele ayrı bir konu. Duruşmada da söyledim: Hiçbir güç adaletin üzerinde olmamalı. Buna medya ve sosyal medya da dâhil. Adaletin üstünlüğü zedelenmemeli. Beni hukukçu olarak en çok üzen konulardan biri, yargılamanın olması gerektiği gibi yürütülmediğini düşünmem.
‘TUĞYAN’IN MASUM OLDUĞUNA İNANIYORUM’
Son olarak, bugün Tuğyan’ı suçlu gören milyonlarca insana ne söylemek istersiniz?
Yarın bir gün bu karar bozulur, Tuğyan’ın masumiyeti ortaya çıkar ve beraat ederse bugün onu suçlu ilan eden insanların da bu gerçeğin karşısında sessiz kalmamalarını diliyorum. Bir insanı yargılama başlamadan kesin olarak katil ilan edersek mahkemelerin ve avukatların ne anlamı kalır? Bu, insan yaşamı açısından çok tehlikeli bir noktaya götürür. Ben Tuğyan’ın masum olduğuna inanıyorum. Dilerim suçsuzdur. Hiçbir evladın annesine kıydığını düşünmek istemiyorum. Ancak zor bir dosya olduğunu da biliyorum. Bu nedenle önyargılardan sıyrılarak hukuki sürecin sonucunu görmeyi daha doğru buluyorum.
Üst mahkemede nasıl bir yol izleyeceksiniz? Tuğyan’ın beraat edebileceğine inanıyor musunuz?
Hem usule hem esasa ilişkin itirazlarımız var. Reddedilen araştırma talepleri, dinlenmeyen tanıklar, dosyadaki eksiklikler, ses kaydının değerlendirilmesi ve Sultan’ın anlatımıyla diğer bulgular arasındaki çelişkiler üzerinde duracağız. Bu dosyada hem usulden hem esastan bozma ihtimalini yüksek görüyorum. Hukuken mümkün olan bütün yolları değerlendireceğiz. Evet, Tuğyan’ın beraat edebileceğine inanıyorum. Ancak kararı verecek olan üst mahkemeler.
Tuğyan’ın mahkûmiyet kararı kesinleşirse miras hakkı ne olacak?
Karar kesinleşirse mirastan mahrumiyet söz konusu olabilir. Ancak istinaf ve temyiz süreçleri devam ediyor. Kararın bozulması hâlinde hukuki tablo da değişebilir. Bu nedenle süreç tamamlanmadan miras konusunda kesin bir sonuç varmış gibi konuşmak doğru olmaz.
Güllü’nün mirasıyla ilgili Tuğberk’in bir girişimi olduğunu biliyor musunuz?
Ben böyle bir başvurunun doğru olduğunu bilmiyorum. Kamuoyuna yansıyan iddialar var ama elimde bunu doğrulayacak bir bilgi yok. Bu konuda da kesin bilgi olmadan konuşmamak gerektiğini düşünüyorum.
11
‘MÜCADELEM ÖNYARGILARIN DEĞİL DELİLLERİN KONUŞMASI’
Tuğyan’ın kızı Azra, annesinin mirasından etkilenebilir mi?
Bu konuda da hukuki süreçte verilecek kararlar belirleyici olacak. Tuğyan hakkında verilen karar kesinleşirse miras bakımından sonuçlar doğabilir ancak henüz devam eden bir yargılama süreci var. Azra’nın durumunu da bu hukuki çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. Benim için burada en önemli konu, çocuğun korunması ve yaşananlardan mümkün olduğunca uzak tutulması.
Bu davanın mali yükü ne kadar oldu? Tuğyan’ın avukatlık ücretini kim karşılıyor?
Yargılama giderlerinin yaklaşık 760 bin lira civarında olduğunu hatırlıyorum ancak tam rakam konusunda yanılmak istemem. Avukatlık ücretine ilişkin ise mesleki sır saklama yükümlülüğüm var. Bu konuyu açıklamamın doğru olmayacağını düşünüyorum.
Son olarak Merve Hanım, Güllü’nün ailesine ve sevenlerine ne söylemek istersiniz?
Güllü’nün sevenlerinin acısını anlıyorum. Ben de onu seven ve dinleyen biriyim. Bu dosyada Tuğyan’ın masumiyetine inandığım için mücadele ediyorum ancak bunun Güllü’nün ölümünün aydınlatılmasını istemediğim anlamına gelmediğini özellikle söylemek isterim. Ben gerçeğin ortaya çıkmasını ve hukukun doğru işlemesini istiyorum. Dilerim hiçbir evlat annesine kıymamıştır. Ancak bu dosyada nihai değerlendirmeyi yapacak olan mahkemelerdir. Benim mücadelem, önyargıların değil delillerin konuşması için.





