BirGün
Haber akışına dön

Hakikatin Sessiz Tanıkları: Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan

Hakikatin Sessiz Tanıkları: Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan

Halis Dokgöz’ün kitabı, adli bilimlere merak duyan okurlar kadar bilim ile toplum arasındaki ilişkiyi önemseyenler için de verimli bir okuma sunuyor. Hakikat, çoğu zaman gözden kaçan ayrıntılarda saklıdır; fakat o ayrıntılardan adalete ulaşmak, yalnızca izleri bulmayı değil, onları bilimsel titizlikle yorumlamayı ve insan hayatına karşı sorumluluk taşımayı da gerektirir.

BirGün Gazetesi’nde karikatür çizdiği Metafor köşesinden ya da bir bilim insanı olarak çıktığı televizyon programlarından hatırlayacaksınız Halis Dokgöz’ü. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün yeni kitabı Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan, geçtiğimiz günlerde A7 Kitap etiketiyle yayımlanarak okurlarla buluştu.

Bir cinayet, geride yalnızca bir ceset mi bırakır? Peki, ya ceset yoksa? Bir insanın dokunduğu nesneler, bastığı zemin, taşıdığı korkular ve saklamaya çalıştığı sırlar, kendisinden sonra dillenir de konuşmaya başlar mı? Halis, yeni kitabında bu sorulardan hareketle adli tıbbın sınırlarını genişletiyor; bizi yalnızca suçun nasıl çözüldüğünü değil, hakikatin nasıl kurulduğunu da düşünmeye davet ediyor.

Halis’in asıl iddiası, adli bilimlerin hiç de laboratuvarlara, otopsi masalarına ve mahkeme salonlarına kapatılabilecek bir uzmanlık alanı olmadığıdır. Suç, bireysel olmasına karşın, toplumsal ilişkilerin, kültürel kodların, psikolojik koşulların ve kurumsal sorumlulukların da meselesidir. Bu nedenle, maddi delilin peşinden gitmek, olayın toplumsal arka planını göz ardı etme hakkı vermez.

İZLERDEN HAKİKATE

Edmond Locard’ın değişim ilkesi, kitabın düşünsel omurgasını oluşturuyor: Her temas bir iz bırakır. Saç teli, kan damlası, lif, DNA kalıntısı ya da bir nesne üzerindeki mikroskobik bir parçacık, doğru yöntemlerle incelendiğinde, olayın yeniden kurulmasına katkı sağlayabilir. John George Haigh’in cesetleri asitle yok ederek cinayetlerini gizleyebileceğine inanması, bu yaklaşımın çarpıcı örneklerinden biridir. İnsan kalıntılarının yanı sıra diş protezleri ve safra taşları gibi bulguların ortaya çıkarılması, görünmez kılınmak istenen bir suçun yeniden görünür hale gelmesini sağlar.

Halis, bu anlatıların gücüyle, okura adli bilimin şaşırtıcı tekniklerini anlatmanın yanı sıra “kusursuz suç” fikrini de sorgulatıyor. Failin yok ettiğini düşündüğü şey, başka bir biçimde varlığını sürdürebiliyor. Ama fiziksel deliller tek başlarına konuşmuyor. Her şeyden önce, örneklerin toplanması, korunması, analiz edilmesi ve yorumlanması gerekiyor.

DR. EDMOND LOCARD VE DR. PAUL LELAND KIRK

Biyokimyager ve kriminolog Paul Leland Kirk, Locard’ın değişim ilkesinde sözünü ettiği “iz”lerle ilgili şöyle der: “İnsan tanıklar yok olabilir, ama bu kanıtlar yok demek değildir. “İz” gerçek bir kanıttır. Fiziksel kanıtlar yanlış olamaz, yalan yere yemin edemez, sırra kadem basamaz. Yalnızca insanın onu bulmadaki, incelemedeki ve anlamadaki başarısızlığı onun değerini azaltabilir.” Bir izin bulunmasıyla onun ne anlama geldiğinin belirlenmesi aynı şey değil. Nitekim Halis, kan lekesi model analizi bölümünde, erken hüküm vermekten kaçınmanın ve farklı bulguları birlikte değerlendirmenin önemini özellikle vurguluyor. Bu ayrım, kitabın bilimsel güvenilirliği açısından belirleyicidir. Bilim, yalnızca görünmeyeni görünür kılmak değil, görünenin neyi kanıtladığını ve neyi kanıtlamadığını da bilmektir.

BİLİM İLE HAYAL GÜCÜNÜN KESİŞTİĞİ YERDE

Halis, bir önceki kitabı Kusursuz Cinayet’te olduğu gibi, benzer bir tercihle, adli tıp konularını edebiyat, sinema, mitoloji ve felsefeyle bu kitabında da yan yana getiriyor. Mary Shelley’nin Frankenstein’ı, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, Agatha Christie’nin polisiye kurgusu ve Sherlock Holmes anlatılarını, bilimsel konuları tartışmanın araçlarına dönüştürüyor. Seçtiği bölüm başlıklarının farklı dönemlerden, disiplinlerden ve popüler kültür örneklerinden oluşması, okurun merakını canlı tutuyor. Özellikle, her bölümün farklı bir vaka ya da kültürel referans üzerinden açılması, okurun uzmanlık bilgisi gerektirmeden tartışmaya katılmasını sağlıyor.

Frankenstein bağlantısı, kitabın salt polisiye merakının ötesine geçtiği bir nokta. Victor Frankenstein’ın yarattığı varlığı terk etmesi, bilimsel bir başarı ahlaki sorumlulukla tamamlanmadığında nasıl bir felakete dönüşebileceğini düşündürüyor. Galvanizm deneylerinden modern biyoteknolojiye uzanan çizgi, bilimsel ilerlemenin beraberinde taşıdığı etik soruları gündeme getiriyor. Çünkü, yaratmak, yalnızca teknik olarak mümkün olanı gerçekleştirmek değildir; ortaya çıkan varlığa ve sonuçlara karşı sorumluluk üstlenmektir.

Hipotermi ile ilgili bölümdeki sinema seçkisine, Umuda Yolculuk filmini eklemek istiyorum. 1991’de En İyi Yabancı Dilde Film Oscar’ı alan İsviçre filmi Umuda Yolculuk, Maraş’ın bir köyünden gelip İsviçre’ye kaçak olarak girmeye çalışırken, sınırda çocuklarını hipotermiden yitiren Haydar ile Meryem’in öyküsünü anlatır. Burada bir parantez açayım: Xavier Koller’in yönettiği filmin senaryosunun, Nihat Behram’ın 1984’te Fransızcaya çevrilen ve Fransız Dramatik Eser Yazarları ve Bestecileri Derneği nezdinde bir film projesi olarak kaydedilen Gurbet adlı eserinden esinlendiğini biliyoruz.

Gurbet’in film hakları Ünal Gümüş tarafından alınmış, yönetmen arayışına başlanmış ve 1988’de senaryo Koller’e verilmişti. Mahkemeye düşen olayda Koller, senaryoyu basındaki haberlerden yararlanarak yazdığını iddia etmiş ve Behram’ın intihal suçlamasını reddetmişti.

SUÇUN ARKASINDAKİ TOPLUM

Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan’ın önemli bir bölümü, bireysel suçların ötesine geçerek toplumsal sorumluluğa odaklanıyor. Suça sürüklenen çocuklar, kayıp çocuklar, aile içi şiddet, çocuk cinayetleri ve hayvan hakları üzerine bölümler, adli tıbbın yalnızca ölümden sonra başlayan bir faaliyet olmadığını gösteriyor. Buradaki soru, bir şiddet olayının hangi koşullarda mümkün hale geldiğidir. Halis’in edebiyat ve sinemadan örneklerle kurduğu tartışma, çocuk suçluluğunun bireysel iradeye indirgenemeyeceğini hatırlatıyor. Palu Ailesi vakası ve Narin Güran cinayeti gibi ülke kamuoyunda derin izler bırakan olaylara değinilmesi, kitabın toplumsal gerçeklikle bağını güçlendiriyor. Bu bağlamda kitabın en güçlü toplumsal mesajı, suçun aydınlatılmasını bireysel bir başarı hikayesi olarak görmemektir. Adalet, failin bulunmasıyla sınırlı değildir; önlenebilir şiddetin nedenlerini anlamayı ve tekrarını engelleyecek koşulları oluşturmayı da kapsar.

Okura hazır cevaplar vermekten ziyade sorular sorduran Temastaki İz Ayrıntıdaki Şeytan, adli tıbbı yalnızca cinayetlerin çözülmesine yarayan teknik bir araç olarak sunmayan, onu insanı ve toplumu anlamaya yönelik daha geniş bir çabanın parçası haline getiren bir kitap.

Kitabın başlığındaki iz, yalnızca suç mahallinde kalan maddi bir kalıntı değil, insan davranışlarının, ihmallerin, şiddetin ve sorumluluktan kaçışın geride bıraktıklarını da düşünmeye davettir.

SERGİ

Halis’in yeni kitabıyla eş zamanlı olarak açılan, aynı adı taşıyan karikatür sergisi, adli tıp ve adli bilimleri görsel sanatların eleştirel diliyle buluşturması bakımından özel bir önem taşıyor. Sergideki 50 karikatür, kriminal olayların ardındaki toplumsal gerçekliklere ışık tutarken, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, engellilere, hayvanlara ve bitkilere yönelik şiddeti de sorguluyor. 1985’ten bu yana sürdürdüğü karikatür sanatını bilimsel birikimiyle birleştiren Halis,“Her temas iz bırakır” ilkesini yalnızca adli bir bulgu olarak değil, toplumsal sorumluluğa çağrı yapan güçlü bir düşünce olarak da ele alıyor. Böylece kitap ile sergi, aynı meseleyi iki farklı anlatım diliyle tartışmaya açıyor: Biri bilimsel ve düşünsel bir çözümlemeyle, diğeri ise çizginin çarpıcı ve eleştirel gücüyle.

Kitabın okuru, serginin gezeni bol olsun...

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net