Yeniçağ
Haber akışına dön

Hakkı Öznur'dan Muhsin Yazıcıoğlu Davası Açıklaması: İtibarsızlaştırmak İçin Dezenformasyon Yaptılar

Hakkı Öznur'dan Muhsin Yazıcıoğlu Davası Açıklaması: İtibarsızlaştırmak İçin Dezenformasyon Yaptılar

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı araştırmacı yazar Hakkı Öznur, seri halinde devam eden yazı dizisinin Sekizinci son bölümünde yalancı tanıkları anlatmaya devam ediyor. Yalancı tanıklardan Erol Ölmez gibi Ünal Kurt ve Abdulvahap Güllü’nün de Muhsin Yazıcıoğlu davasını sulandırmaya çalıştıklarını söylemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardından bazı televizyon, gazete ve internet sitelerinde, onun Ergenekon davasında gizli tanıklık yaptığı için öldürüldüğüne dair Dezenformasyona hizmet eden “Kasıtlı Yalan Üretimi (Gerçek olmayan haber, görüntü veya belgelerin bilerek hazırlanması.) yayınlar ve haberler yapmışlardır.

Yanlış bilgilendirme, hatalı bilgilerin kazara yayılması anlamına gelirken, dezenformasyon sadece hatalı olmakla kalmaz, aynı zamanda aldatmayı amaçlar ve ciddi zarar vermek amacıyla yayılır.

Hakkı Öznur açıklamasında Uyuşturucu satmaktan dolayı adliyedeki memurluk görevinden atılan Ünal Kurt’un; kendini MİT ve Jandarma ile bağlantılı olarak gösterdiğini, hayatında tanımadığı, hiç görmediği merhum MİT mensuplarından Kaşif Kozinoğlu ile çok yakın ilişkisi varmış gibi kendisini tanıttığını, yine kendisine merhum Kozinoğlu’nun Muhsin Yazıcıoğlu’nu takip etmesi görevi verdiği yalanını söylediğini açıklamıştır.

Öznur, “C..1” koduyla gizli tanık yapılan Ünal Kurt’un FETÖ üyesi olmak suçundan soruşturulduğu, hatta uyuşturucu madde ticareti, ruhsatsız silah bulundurma, mühür bozma, hükümlü ve tutuklunun kaçması suçlarından sabıka kaydı olduğunun mahkemece belirlendiğini söyledi. Yazıcıoğlu suikastının o süreçte devam eden Ergenekon soruşturmasına bağlanmaya çalışıldığını ve yapılan dezenformasyonlarla suikast davasının çıkmaza sokulmaya çalışıldığını söylemiştir.

Öznur açıklamasında, Muhsin Yazıcıoğlu davasını sulandırmak için soruşturma dosyasına çok sayıda sahte ihbar mektupları sokulduğunu; “C.1” koduyla gizli tanık yapılan Ünal Kurt’un ifadelerinin, suikast davasının "Ergenekon" ile ilişkilendirilmesine yönelik senaryoların temelini oluşturduğunu söylemiştir.

Hakkı Öznur açıklamasında, “Gizli Tanık” olarak 4 Ocak 2012 günü ifade veren ve dinlenen, uyuşturucudan dolayı memurluktan atılan bu kişinin ifadesinde “MİT bünyesindeki kaynaklarımdan aldığım bilgiye göre Yazıcıoğlu Ergenekon soruşturması kapsamında gizli tanık olarak ifade vermiştir” yalanını söylediğini anlatmıştır.

Öznur, yalancı tanık olmaktan dolayı bugün tutuklanan bu kişinin geçmişte verdiği ifadede “Kozinoğlu, 2007 yılında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’na verilmek üzere bir çantayı bana verdi. Ben de bu çantayı 30 Mart 2009 seçimlerinden 1,5 ay önce Elbistan yolu üzerinde Yazıcıoğlu’na korumalarının yanında verdim” yalanını attığını söylemiştir.

Öznur açıklamasında; hem Muhsin Yazıcıoğlu ailesinin hem korumaları olan polislerin Ünal Kurt’un yalan söylediğini, ne çanta teslim aldıklarını ne de Ünal Kurt diye biriyle görüştüklerini, uyuşturucu ticareti yapmaktan hem meslekten atılan hem cezaevinde yatan bu yalancı tanığı tanımadıklarını açıkça ifade ettiklerini, mahkeme heyetinin de Ünal Kurt’un yalan söylediğini ortaya çıkardığını, şimdi bu yüzden cezaevinde yattığını anlatmıştır.

Öznur; merhum Kaşif Kozinoğlu’nun şüpheli ölümünden 3 ay sonra gizli tanık olarak ifade veren yalancının yalanlarının, 8 yıl sonra (Aralık 2020 yılında) açılan yeni davada hazırlanan iddianamede belgelerle ortaya konduğunu, iddianamenin bir yerinde gizli tanık olarak ifadesi alınan bu yalancı ile ilgili şunların yazdığını söylemiştir:

“Gizli tanık beyanlarının hayatın olağan akışına ters ve absürt olduğu, keza gizli tanığın Kaşif Kozinoğlu'nun vefatından üç ay sonra tanıklık yaptığı ve anlatımlarını, iddialara cevap vermesi mümkün olmayan bu kişinin üzerinden kurguladığı, gizli tanığın ya hiç isim vermediği ya da öldüğünden veya başka nedenlerle iddialara cevap veremeyecek kişiler üzerinden kurgu yoluyla anlatımda bulunmak suretiyle yalan tanıklıkta bulunduğunun değerlendirildiği, ...”

Öznur açıklamasında, “Gizli tanık” olarak dinlenen bu yalancının daha sonra savcılıkta verdiği ifadeleri inkâr ettiğini; merhum Kaşif Kozinoğlu’nu tanımadığını, çanta olayının yaşanmadığını, “Ben böyle bir ifade vermedim” dediğini de anlatmıştır.

Öznur açıklamasında, yine yalancı tanıklardan gizli tanık olarak dinlenen ve ifade veren Abdulvahap Güllü’den bahsetmiştir. İkinci dalga operasyonunda tutuklanan bu şahsın da Muhsin Yazıcıoğlu’nun “Ergenekon’da gizli tanık olduğu için MİT mensuplarınca öldürüldüğü” yalanını ortaya attığını söylemiştir.

Öznur, bugün tutuklu olan yalancı tanık ile ilgili 6 yıl önce hazırlanan iddianamede şunların yazdığını söylemiştir:

“Abdulvahap Güllü'nün Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında gizli tanık olarak ifadesinin aldırıldığı, Abdulvahap Güllü'nün gerçeğe aykırı olacak şekilde Muhsin Yazıcıoğlu'nu Ergenekon'da gizli tanıklık yapmış olması nedeniyle MİT mensuplarınca suikast sonucu öldürüldüğünü, bu bilgileri kendisine görüştüğü iki MİT personelinden bir tanesinin verdiğini beyan etmek suretiyle yalan tanıklık yaptığı, nitekim Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan ifadesinde ortaya çıkmıştır.”

Hakkı Öznur açıklamasının son bölümünde özetle şunları söylemiştir:

“Suikast davası ve devam eden soruşturmalar, maalesef 17 yıldır böyle 'gizli tanık' olarak önce dinlenen, ciddiye alınan bu yalancılar ve benzeri dezenformasyonlar yüzünden sulandırılmıştır.

Bilgi kirliliğine yol açmaktan, somut delilleri, belgeleri tahrip etmekten, sahte delil üretmekten, suç delillerini yok etmekten, bilinçli olarak yanlış koordinatlar vererek enkaz bölgesine ulaşmayı engellemekten, çalışmaları sabote etmekten, görevi kötüye kullanmaktan, ihmalden, kusurdan, davayı karartmaya, kapatmaya, örtbas etmeye çalışmaktan hepiniz yargılanacaksınız; sanık sandalyesine mutlaka oturacaksınız.

'ETÖ' denilen yapının da 'FETÖ' denilen yapının da ve onlar gibi millî irade ve demokrasi düşmanı, ülkeyi istikrarsızlaştırmak isteyen her türlü yapıların, odakların, karanlık mihrakların ve devletin içine sızan ajan ve kriptoların topunun Allah belasını versin, Allah kahretsin onları.”

BBP Kurucu lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun arkadaşı Hakkı Öznur’un yazılı açıklamasının sekizinci ve son bölümü:

YALANCI TANIK ÜNAL KURT UYUŞTURUCU BULUNDURMAKTAN MEMURLUKTAN ATILMIŞTIR

Yalancı tanıklardan 1969 Kahramanmaraş Türkoğlu doğumlu olan Ünal Kurt, 1997-2000 yılları arasında Mardin'de İnfaz Koruma Memuru olarak çalışmıştır. 2005 yılında Türkoğlu Adliyesinde Mübaşir olarak görevine devam etmiştir. 2007 yılında Kahramanmaraş 3. Sulh Ceza Mahkemesinde Mübaşir olarak çalışmıştır. Daha sonra 2008-2011 yılları arasında Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinde çalışmıştır. 2011 yılından sonra aracında uyuşturucu bulunması nedeniyle meslekten ihraç edilmiş, 2015 yılına kadar cezaevinde kalmıştır.

Ünal Kurt, Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düşmesiyle ilgili açılan ilk dönem soruşturmasında C1 koduyla gizli tanıklık yaptı. Kurt'un ifadesini, Suriye'ye gönderilen MİT tırlarının durdurulmasında rol oynayan dönemin Adana Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Özcan Şişman aldı. Şişman, ifadeyi soruşturmanın yürütüldüğü Malatya'ya gönderdi.

Kurt, gizli tanık olarak verdiği ifadede MİT mensubu olduğunu ileri sürüyor, Jandarma İstihbaratla ilişkisi olduğunu savunuyor ve 2011'de Silivri Cezaevi'nde ölen MİT görevlisi Ergenekon tutuklusu Kaşif Kozinoğlu'nun kendisine içinde belgelerin olduğu bir çanta verdiğini öne sürüyordu.

Önce “gizli tanık” yapılan Ünal Kurt; MİT görevlisi olduğunu, Jandarma İstihbaratla çalıştığını, eski Millî İstihbarat Teşkilatı Dış Operasyonlar Dairesi Başkanı merhum Kaşif Kozinoğlu’nun 2007 yılında kendisine içinde belgelerin olduğu çantayı teslim ettiğini, 2009 seçimlerinden bir gün önce Elbistan yolunda sözde çantayı Yazıcıoğlu’na yanında korumaları varken teslim ettiğini iddia eden bir yalancıydı.

Ölümü şüpheli olan merhum Kaşif Kozinoğlu ile ilgili şunları bilmek lazım: 10 Mart 2011 tarihinde Kozinoğlu hakkında kumpas Ergenekon davaları kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmak" ve "devletin kozmik belgelerini ele geçirip sızdırmak” suçlarından soruşturma başlatıldı ve hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Kozinoğlu kendi isteğiyle ifade vermek üzere bir kargo uçağıyla Afganistan'dan Türkiye'ye geldi, Kumpasçı Savcı Zekeriya Öz tarafından sorguya alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Bürosunca hazırlanan belgede, Kaşif Kozinoğlu'nun "silahlı terör örgütüne üye olma" ve "devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma" suçlamaları kapsamında tutuklanması talep edildi. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Savcısı, şimdi firari olarak aranan, Almanya'da yaşayan Zekeriya Öz tarafından imzalanan yazıda, suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve suç için öngörülen cezanın üst haddi gerekçe gösterildi. Sorgusu esnasında kendisine yöneltilen bütün suçlamaları reddetti. 1,5 saat süren sorgusu sonrası tutuklanıp Silivri Cezaevi'ne nakledildi.

Kaşif Kozinoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden MİT’e geçen, kariyerinin önemli bölümünü yurt dışında ve özellikle Orta Asya’da geçiren bir istihbaratçıydı. 2011 yılında Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan yaklaşık sekiz ay sonra Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti. Ölümü, aradan 15 yıl geçtikten sonra yeniden soruşturulmaya başlanınca tekrar gündeme geldi.

Kozinoğlu’nun MİT’teki faaliyetlerinin büyük bölümü gizli olduğu için görevlerinin ayrıntıları kamuoyuna açık değil. 2011’de savcılığa verdiği ifadeye göre Suriye, Bosna-Hersek ve Afganistan’da görev yaptı. Asya bölgesinin tamamından sorumlu olduğunu ve Orta Asya’dan Çin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada çalıştığını anlattı.

Çeşitli kaynaklarda Azerbaycan, Pakistan ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde de görev yaptığı belirtiliyor. Ancak bu görevlerin önemli bölümü gizli olduğu için hangi operasyonlarda hangi sıfatla yer aldığı konusunda kamuya açık kesin bilgiler sınırlı.

Bu nedenle Kozinoğlu hakkında yıllar içinde çok sayıda hikâye ortaya çıktı. Bosna’da “Fedai”, Azerbaycan’da “Köroğlu”, Afganistan’da “Türk General”, Orta Asya’da ise “Hayalet” lakaplarıyla tanındığı ileri sürüldü.

Kozinoğlu’nun hayatındaki en kritik dönemlerden biri 2011 oldu. O sırada Afganistan-Pakistan hattında görev yaptığı belirtilen Kozinoğlu hakkında Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltı kararı çıkarıldı. Yurt dışındaki görevinden Türkiye’ye döndü ve 10 Mart 2011’de ifade verdi. Ardından tutuklandı. İlk ifadesinde şunları söylüyordu:

"Bizi bilmesi gerekenler bilir. Herkesin de bilmesi zaten gerekmiyor. Beni Afganistan’dan çağırttılar, geldim. Benim uluslararası terörle ne şekilde mücadele ettiğimi tüm dünya biliyor. Sonra ülkeme çağırıp 'Teröristsin' dediler. Kargalar bile gülmekte zorlanır!"

Kozinoğlu, Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada Ergenekon davası kapsamında savunma yapmaya hazırlanıyordu. 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde rahatsızlandı, hastaneye kaldırıldı ve 13 Kasım’da hayatını kaybetti.

Adalet Bakanlığının o dönemde yaptığı açıklamaya göre Kozinoğlu, uzun süreli ve ağır spor yaptıktan sonra duş alıp odasına döndü, yatağında fenalaştı. Oda arkadaşının bildirmesi üzerine sağlık ekipleri çağrıldı. Bakanlık açıklamasında, ilk muayenede herhangi bir kırık, darp veya cebir izine rastlanmadığı belirtildi.

Adli Tıp raporunda ölüm nedeni kronik iskemik kalp hastalığı olarak belirlendi ve zehirlenmeye ilişkin bulguya rastlanmadığı bildirildi. Savcılık 10 Nisan 2012’de kovuşturmaya yer olmadığına karar vererek dosyayı kapattı.

Ancak Kozinoğlu’nun ailesi ve bazı çevreler ölüm koşullarına ilişkin kuşkularını yıllarca dile getirdi. 15 yıl sonra dosya yeniden açıldı, 2026 yılının ağustos ayında önceki takipsizlik kararı kaldırıldı ve soruşturma yeniden başlatıldı.

Cezaevinde o dönemde görev yapan bazı yönetici, infaz koruma memuru, sağlık personeli ve diğer görevlilerin sorumlulukları yeniden incelenmeye başladı. 12 Eylül’de Kozinoğlu’nun mezarı açıldı ve Adli Tıp incelemesi yapıldı.

Ergenekon soruşturması ve 2011’deki Silivri’deki ölümü, onu Türkiye’nin yakın tarihindeki en tartışmalı istihbaratçılardan biri haline getirdi. Ailesi ve kamuoyu tarafından bir suikast sonucu öldürüldüğü ifade edilmektedir.

MERHUM KAŞİF KOZİNOĞLU 2007 YILINDA ASYA'DA... TANIMADIĞI ÜNAL KURT’A GELİP DE “ŞU ÇANTAYI MUHSİN YAZICIOĞLU'NA VER” DER Mİ?

2007 yılında MİT adına Asya bölgesinde bulunan merhum Kaşif Kozinoğlu’nu, Kahramanmaraş adliyesinde mübaşir olarak çalışan Ünal Kurt’un tanıması mümkün değil. Ne Kaşif Kozinoğlu’nu tanıyan ne Muhsin Yazıcıoğlu’na bir çanta veren Ünal Kurt, yalancı tanıklık yapan müptezellerden biriydi.

Söylenenler külliyen yalandı. Zaten mahkeme de bu yüzden kendisini şüpheli sanık yapmıştır. Bakın; önce gizli tanık olarak ifade veren, daha sonra yalanlarının ortaya çıkmasıyla şüpheli sanık olarak yargılanan, bugün ise tutuklanan yalancı tanık ile ilgili iddianamede şunlar yazıyor:

“Eski infaz koruma memuru ve adliyeden de atılana kadar çalışmış olan şüphelilerden 12 numaralı Ünal Kurt ise Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından C..1 kodu verilen gizli tanığın 04/01/2012 tarihinde verdiği ifadesinde özetle; Ergenekon soruşturmasıyla ilgili uzun uzadıya bilgiler verdiği, bunun yanı sıra Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına da temas eden birçok ayrıntılı bilgi vererek gizli tanıklık yaptığı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'nın (CMK 250. madde ile görevli) 2011/1009 soruşturma numaralı dosyası kapsamında ifadesi alınan gizli tanığın tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde özetle; İnfaz Koruma Memuru ve Adliye'de memur olarak çalışmakta iken aynı zamanda MİT görevlisi olduğunu, Jandarma İstihbarat'la da ilgili olduğunu, Kaşif Kozinoğlu'nun 2007 yılında içinde çeşitli belgelerin olduğu bir çantayı kendisine teslim ettiğini,

Çantayı 2009 yılındaki mahalli seçimlerden yaklaşık 1,5 ay önce BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim etmesini söylediğini, aranmasından 3 gün sonra Kahramanmaraş Göksun ilçesinin Elbistan istikametine doğru iki km gittikten sonra çantayı Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim ettiğini, yanında koruması gibi genç, iri yarı iki şahıs olduğunu ve şoförünün bulunduğunu, arabasının Passat marka olduğunu, ayrıca MİT bünyesindeki kaynaklardan Yazıcıoğlu'nun Ergenekon soruşturması kapsamında gizli tanık olarak ifade verdiğini duyduğunu, ayrıca verdiği çantanın içerisinde Ergenekon yapılanmasına dair bir takım bilgiler olduğunu, Kaşif Kozinoğlu'nun Yazıcıoğlu Çağlayancerit'e gelmeden önce kendisini takip etme görevini verdiğini, kendisinin de Muhsin Yazıcıoğlu'nun Çağlayancerit'e gelmesine müteakiben oraya gittiğini…

Muhsin Yazıcıoğlu helikopterle ayrıldıktan sonra kendisinin birlikte çalışan bir arkadaşının evine gittiğini, haberleri izlerken Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğünü öğrendiğini, saat 15:30-16:00 sıralarında bölgeyi iyi bilen arkadaşıyla helikopterin güzergâhını takip ederek Çağlayancerit'ten çıkıp 1,5-2 saat aradıklarını, bir saatini yaya gittiklerini, enkazı uzaktan gördüklerini, enkaz bölgesine gidip kontrol ettiklerinde cesetlerin donmuş halde olduğunu, havanın sisli olduğunu, korucuların enkaz yerinin üst tarafından gitmekte olduklarını beyan ettiği… (İddianame s. 70-71).

Tüm delilleri birlikte değerlendiren savcılık, gizli tanık Kurt'un, hiçbir bilgi sahibi olmadığı olayla ilgili olarak FETÖ örgütünün menfaati doğrultusunda olayın MİT ve Ergenekon irtibatlı suikast olduğuna dair ifadeler verdiği sonucuna vardı.”

MUHSİN YAZICIOĞLU AİLESİ VE KORUMALARI ÜNAL KURT’UN YALAN SÖYLEDİĞİNİ ANA DOSYADA BELİRTMİŞLERDİR

Şehit liderimizin ailesi, avukatları ve resmî korumaları bu şahsın yalanlarını ortaya koymuşlar, anlattıklarının hayal mahsulü olduğunu dile getirmişlerdir.

Şüphelinin Millî İstihbarat Teşkilatı ya da Jandarma Genel Komutanlığı nezdinde herhangi bir sıfat ve unvanının, irtibatının bulunmadığı, şüphelinin kendisine gizem ve önem atfetmek üzere sürekli MİT gibi kurumlardan bahsettiği iddianamede belgelerle ortaya konmuştur. Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığının hazırladığı iddianameden okumaya devam ediyoruz:

“Ana dosya niteliğindeki 2018/8457 soruşturma numaralı dosyanın incelenmesinde; gizli tanık sıfatıyla ifade veren şüphelinin çantayı iki koruması ve bir şoförü olduğu halde Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim ettiğini beyan etmiş ise de Muhsin Yazıcıoğlu'nun korumaları olan Yıldıray Yıldız, Erol Yıldız, Hakan Murathanlı'nın böyle bir olaydan bahsetmediği, Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu'nun eşinin Ergenekon dosyasında gizli tanıklık yapmasına ihtimal vermediğini beyan ettiğini, 25/04/2011 tarihli İstanbul Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısında 'Ergenekon terör örgütü' soruşturması nedeniyle BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun iddia olunan 'Ergenekon Terör Örgütü' ile ilgili olarak Müdürlükte ifadesinin alındığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin olmadığı,

26/04/2011 tarihli tutanakta da 'Ergenekon silahlı terör örgütü' soruşturması kapsamında herhangi bir şekilde ifadesinin alınmadığının belirtildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 02/05/2011 tarihli yazısında aynı şekilde adı geçen kişinin ifadesinin alınmadığının belirtildiği, bu itibarla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin sıklıkla öne sürdükleri Ergenekon soruşturmasında Muhsin Yazıcıoğlu'nun gizli tanıklık yaptığı hususunun, dolayısıyla gizli tanık beyanının aksının ispatlandığı,

Gizli tanık beyanlarının hayatın olağan akışına ters ve absürt olduğu, keza gizli tanığın Kaşif Kozinoğlu'nun vefatından üç ay sonra tanıklık yaptığı ve anlatımlarını, iddialara cevap vermesi mümkün olmayan bu kişinin üzerinden kurguladığı, gizli tanığın ya hiç isim vermediği ya da öldüğünden veya başka nedenlerle iddialara cevap veremeyecek kişiler üzerinden kurgu yoluyla anlatımda bulunmak suretiyle yalan tanıklıkta bulunduğunun değerlendirildiği, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığının 09/09/2019 tarihli yazısında şüphelinin teşkilatla herhangi bir ilişiğinin bulunmadığının bildirildiği, İl Jandarma Komutanlığının 18/09/2019 cevabi yazısında şüpheli hakkında herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının bildirildiği, kurumların cevabi yazıları dikkate alındığında şüphelinin Millî İstihbarat Teşkilatı ya da Jandarma Genel Komutanlığı nezdinde herhangi bir sıfat ve unvanının, irtibatının bulunmadığı, şüphelinin kendisine gizem ve önem atfetmek üzere sürekli MİT gibi kurumlardan bahsettiği, UYAP üzerinden alınan adli sicil kaydının incelenmesiyle İnegöl 5. Asliye Ceza Mahkemesince ruhsatsız silah bulundurma suçundan cezalandırıldığı, 10/04/2012 tarihinde Ceyhan 1. Ağır Ceza Mahkemesince uyuşturucu madde ticareti suçundan 26/12/2013 tarihinde cezalandırıldığı, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/97053 soruşturma numaralı dosyasında

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturmasının devam ettiği, soruşturma dosyası incelenmek üzere ilgili yerden istendiği ancak kısıtlılık kararı bulunduğundan sadece şüphelinin kolluk (Bursa KOM/TEM) aşamasında vermiş olduğu 16/11/2017 tarihli ifade tutanağında özetle; 46 BJ 755 plakalı araçta yapılan aramada çeşitli iller bünyesindeki üzerinde Jandarma Komando Özel Harekat yazılı takdir belgesi, görev belgesi, üstün başarı belgesi gibi belgelerin, üzerinde polis amblemi olan Haberleşme Daire Başkanlığı yazılı evrakın akraba ve arkadaşlarına ait olduğu, çok sayıdaki simkartın oğlu Mehmet Kurt adına kayıtlı olduğu, istihbari bilgi mahiyetindeki notların Kahramanmaraş İl Jandarma İstihbarat Müdürlüğü haber elemanı olarak çalıştığı döneme ait olduğu, üzerinde Kürtçe yazılı bir takım evraklarla Fetullah Gülen ve Ramazan Akyürek'e ait kimlik ve adres bilgilerini gazetelerde yayınlanan notlardan elde ettiğini, görevlilere MİT personeli olduğunu söylediğini, tek amacının kimlik ve unvan kullanarak menfaat temin etmek olduğunu beyan ettiği (İddianame s. 71-72).”

Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 04/01/2012 tarihli gizli tanık ifade tutanağının 5 ve 6. sayfaları okundu, soruldu:

“Bu ifadeler bana ait değildir. Ben Adana'da veya başka herhangi bir yerde bu şekilde bir beyanda bulunmadım. 25 Mart 2009 tarihinde Pazarcık Asliye Ceza Mahkemesinde Mübaşir olarak duruşmada bulunuyordum. Benim Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin başına gitmem gibi bir durum söz konusu olamaz. Çağlayancerit'e hiç gitmedim. Benim Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatına dair olayla ilgili herhangi bir bilgi ve görgüm yoktur. İfadede bahsetmiş olduğunuz Kaşif Kozinoğlu, Ali Lapanta, Sezai Albay ve diğer isimleri ilk defa duydum. Tanımıyorum. Uzaktan yakından herhangi bir ilişkim yoktur. Bu ifadeler tamamen düzmecedir. Bana ait değildir.”

“FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün menfaati doğrultusunda kurgulama mahiyetinde olayın MİT ve Ergenekon irtibatlı suikast olduğuna dair ayrıntılı anlatımlarda bulunduğu, beyanlarıyla bu şekilde üzerine atılı yalan tanıklık, suç uydurma, örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğine dair yeterli şüpheye delalet eden somut delilin elde edildiği anlaşılmıştır.” (İddianame s. 74)

Ünal Kurt denilen şahsın da yalan ifadeler verdiği ortaya çıkmıştır.

BİR YALANCI TANIK DA ABDULVAHAP GÜLLÜ

Yine şüphelilerden 13 numaralı şüpheli Erzincan kod adlı, 1984 Adıyaman Besni doğumlu Abdulvahap Güllü’nün yalancı tanıklık yaptığı ortaya çıkmıştır.

Abdulvahap Güllü, 2008 yılında Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Bölümünü kazanarak Erzincan iline gelmiş, Diyarbakır ilinde tüm cemaat evlerinden sorumlu olan kişinin yönlendirmesi sonucunda cemaate ait Şahika Öğrenci Yurdunda kalmıştı. Gizli tanık yapılan şüpheli Abdulvahap Güllü'ye cemaat savcısı tarafından ERZİNCAN kod adı verilmişti.

Erzincan'daki bir ortam dinlemesinde Yazıcıoğlu'nun MİT tarafından gizli tanık olduğu için öldürüldüğü iddia ediliyordu. Kayıtta konuşanlardan biri dinlemeye takılan Abdulvahap Güllü idi. Güllü’ye ait olduğu söylenen “Yazıcıoğlu gizli tanık olduğu için öldürüldü" şeklindeki başlıkla ve ortam dinlemesine ait tapeler, internethaber isimli haber sitesinde yayınlanmıştır. Güllü alınan ifadesinde bir yerde, Erzincan'da MİT mensubu dediği kişi ile arasında geçenleri şöyle söylüyor:

“2009 yılının Eylül ayında Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon davasında kendilerini deşifre ettiğini öğrendiklerinde ona suikast yapıldığını anlattı.”

Abdulvahap Güllü ile ilgili T.C. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Ve Örgütlü Suçlar Araştırma Bürosu savcılarının hazırladığı 11 Aralık 2020 tarihli iddianamede şunlar yazıyordu:

“merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun MİT tarafından öldürüldüğünü ima eden, Ergenekon soruşturmasında gizli tanıklık yaptığı, bu sebeple aleyhinde böyle bir eylem yapıldığıyla ilgili imalar içeren ekte sunduğumuz belgelerin çıktılarından görüleceği üzere Erzincan'daki Ergenekon iddianamesindeki adı geçen Erzincan kod adlı Gizli Tanık Abdulvahap Güllü'nün ifadeleri olduğu iddia edilen beyanlar mevcuttu Kayıtta konuşanlardan biri aynı davanın gizli tanığı' şeklinde açıklamaların olduğu…” (Sayfa 74-75).”

Erzincan'daki Ergenekon iddianamesinde yer alan bir ortam dinlemesinde, kayıtta konuşanlardan birinin aynı davanın gizli tanığı kod adı Erzincan olan Abdulvahap Güllü olduğu yer alıyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında gizli tanık olarak ifadesinin aldırıldığı, Abdulvahap Güllü'nün gerçeğe aykırı olacak şekilde Muhsin Yazıcıoğlu'nu Ergenekon'da gizli tanıklık yapmış olması nedeniyle MİT mensuplarınca suikast sonucu öldürüldüğünü, bu bilgileri kendisine görüştüğü iki MİT personelinden bir tanesinin verdiğini beyan etmek suretiyle yalan tanıklık yaptığı iddianamede yer alıyordu.

İddianameden bir bölüm:

“Tapelerde özet olarak Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon soruşturmasında gizli tanık olduğu için MİT tarafından yapılan suikasta kurban gittiğinin konuşulduğu gizli tanık ERZİNCAN'ın 03/06/2010 tarihli Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca (CMK 250. madde ile görevli) talimat yoluyla alınan ifadesinde: 'Bana gösterdiğiniz dökümü yapılan görüşmede geçen Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili bilgileri bana Erzincan MİT Şube Müdürlüğünde görevli olan, ismini bana Murat olarak söyleyen kişi anlatmıştı.

Bu kişi tutuklu 2 MİT personelinden gözlüksüz ve uzun boylu olandı. Bana bu bilgileri 2009 yılının Eylül ayı içerisinde hatırlayamadığım bir tarihte beni görüşmek üzere kararlaştırdığı yerden alıp aracın içinde gezerken anlatmıştı. Araçta ikimizden başkası yoktu. Benim yaz tatilinden önceki okul döneminde yaşadıklarım ile ilgili birilerine bir şeyler anlattığımı düşünmüş olacaklar ki bana 'Sanki bizi ispiyon edenin başına böyle şeyler gelir' gibisinden Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon davasında kendilerini deşifre ettiğini öğrendiklerinde ona suikast yapıldığını anlattı. Suikastın nasıl yapıldığını anlatmadı. Ben de sormadım.

Benim söyleyeceğim bundan ibarettir' şeklinde beyanda bulunduğu; 17/25 Aralık tarihinden sonra FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili soruşturmaların başlaması üzerine örgütün yargı mensupları tarafından örgütsel saikle bir kısım soruşturmaların yapıldığı, bunun üzerine gizli tanık Erzincan'ın da FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün manipülasyon hareketi olarak ifadesinin alındığının değerlendirilmesi üzerine gizli tanık sıfatının şüpheli sıfatına çevrildiği; tapeye dökülen konuşması Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/3392 soruşturma numaralı dosyasında şüpheli Abdulvahap Güllü'nün FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir yurtta kalmak istediği göz önüne alındığında

Tapelerde Z olarak adlandırılan şahsın şüpheli Abdulvahap Güllü olduğu, nitekim Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikasta kurban gittiğini, bu hususta bilgisinin olduğunu, gizli tanık olarak ifade vermek istediğine dair beyanlarda bulunduğu; UYAP üzerinden gizli tanık hakkında yapılan araştırmada: FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, yalan tanıklık suçlarından Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/140 Esasına kayden bir davanın bulunduğu, her ne kadar bu davada sanık olarak şüpheli hakkında beraat kararı verilmiş ise de kararın henüz kesinleşmediği, söz konusu davada özü itibariyle şüphelinin yalan tanıklık yaparak Erzincan Ergenekonu olarak bilinen davada delil ihdas ederek mağdurların tutuklanmasına neden olduğu ……”

Şüpheliye yapılan sesli görüntü çözümünün 21 ve 22. sayfaları soruldu:

'Bana okumuş olduğunuz çözümü yapılan görüşmeler, 2 MİT mensubunun ve benim olduğum bir ortamda bir yandan gazete okuyarak gazetedeki haberler üzerine karşılıklı yaptıkları yorumdan ibarettir. Hatırladığım kadarıyla Yazıcıoğlu olayı ile ilgili gazetede bir haber vardı. Murat isimli şahıs da 'Acaba tanıklık yaptı diye öldürülmüş olabilir mi?' şeklinde yorum ve sohbet tarzında bir şeyler söylüyordu. Bir yandan da FETÖ bağlantılı kişiler dışarıdan bu konuşmaları kaydediyormuş. Bu hususu sonraki tarihte öğrendim. Olay bu şekilde olmuştur. Daha sonra bana bu konuşmayı sordular, ben de bunun günlük bir konuşma olduğunu söyledim. Benimle görüşen MİT mensuplarının bildiğim kadarıyla örgütle herhangi bir bağlantısı yoktur.'

“Şüpheliye ait HTS kayıtları, Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/140 Esas sayılı dava dosyasındaki deliller hep birlikte ele alındığında şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibatlı olduğu, bu bağlamda; Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/3392 soruşturma numaralı iddianamesindeki kabulünün somut olayla örtüştüğü, buna göre; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Erzincan ilindeki faaliyetleri ile ilgili olarak bilgi toplamak amacıyla örgütün kontrol ve denetiminde bulunan Otlukbeli okullarına bağlı öğrenci pansiyonuna yerleşmek üzere dönemin okul müdürü olan Ahmet Demir ile görüşme yaptığı, şüphelinin merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon soruşturmasında gizli tanık sıfatıyla ifade vermesinden dolayı MİT mensuplarınca öldürülmüş olduğunu, olayı bildiğini, bu hususta gizli tanıklık yapacağını söylediği, söz konusu konuşmanın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca ortam dinlemesi ile tapeleştirildiği, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesindeki Ergenekon dosyalarına konulduğu,

Abdulvahap Güllü'nün Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında gizli tanık olarak ifadesinin aldırıldığı, Abdulvahap Güllü'nün gerçeğe aykırı olacak şekilde Muhsin Yazıcıoğlu'nu Ergenekon'da gizli tanıklık yapmış olması nedeniyle MİT mensuplarınca suikast sonucu öldürüldüğünü, bu bilgileri kendisine görüştüğü iki MİT personelinden bir tanesinin verdiğini beyan etmek suretiyle yalan tanıklık yaptığı, nitekim Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan savunmasında tanıklığına ilişkin hususların görüştüğü iki MİT personelinin Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili gazete haberlerine yaptığı yorumlardan ibaret olduğunu beyan ettiği, dolayısıyla savunmasıyla önceki tanık ifadesini yalanlamış olduğu, aynı zamanda bu hususun suç ikrarı mahiyetinde değerlendirildiği; şüpheli hakkındaki tüm bilgi ve belgeler dikkate alındığında örgüt irtibatlı olarak, örgütün amacı doğrultusunda yalan tanıklık yapmak suretiyle hukuka aykırı delil ihdas etmiş olduğu, bu şekilde yalan tanıklık, suç uydurma, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarını işlediğine dair yeterli şüpheye delalet eden somut delilin bulunduğu anlaşılmıştır (İddianame s. 74-78).”

KAHRAMANMARAŞ CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ HAZIRLADIĞI İDDİANAMENİN SONUÇ BÖLÜMÜ

Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamenin sonuç bölümünde yalancı tanıklar ile ilgili şunlar yer alıyor:

“Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin vefatı üzerine başlatılan soruşturma dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün; amaçları ve menfaatleri doğrultusunda usulsüz bir çok iş ve işlemler yapıldığı, bu manada ayrıntıları yukarıda yazılı olduğu üzere isimli isimsiz birçok ihbar mektubuyla yüzün üzerinde kişinin iki yılı aşkın sürelerle telefonlarının dinlendiği ve soruşturmaya dahil edildikleri, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ismiyle yan yana gelmesi dahi düşünülemeyecek; uyuşturucu ticareti, dolandırıcılık, sahtecilik vb. suçlardan sabıkalı, kriminal şahıslara Muhsin Yazıcıoğlu'nun hukukunu koruma görüntüsü altında yalan tanıklık yaptırıldığı, kurgu mahiyetinde gizli tanık ifadeleri ve ortam dinlemesi ile zorlama deliller ihdas edildiği, aynı zamanda vefat edenlerin yakınlarının acılarının istismar edildiği, örgütün genel olarak amacı, taktik ve stratejisi dikkate alındığında; bu şekilde olayın Ergenekon tarafından gerçekleştirilen suikast olduğu iddiasıyla TSK içerisindeki açılması muhtemel kadrolara örgüt mensuplarının yerleştirilmesinin planlandığının değerlendirildiği, örgütün Emniyet, Yargı ve TSK içerisindeki gücü ile hükümetin görevini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye çalışıldığının düşünüldüğü, 3713 sayılı TMK'ya 21/02/2014 tarih ve 6526 Sayılı Kanun'un 1. maddesi ile eklenen geçici 14. maddenin 3. bendi ile yapılan değişiklikle özel yetkili mahkemeler kaldırılınca bu girişimin akim kaldığı anlaşılmıştır.” (İddianame, 11 Aralık 2020, s. 95)

ŞEHİT LİDERİMİZ MUHSİN YAZICOĞLU KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

Aziz milletimizin ve kamuoyunun “suikast” olarak gördüğü davayı baştan beri AKP hükümeti ve bürokratları “kaza” olarak göstermeye çalışmış ve başından beri davayla ilgilenmemiştir. AKP iktidarı; ihmalleri, kusurları, suçları olan bazı askerî ve sivil bürokratları korumuş, kollamış, hatta ödüllendirmiştir. Devam eden davada AKP iktidarı tarafından korunan, kollanan, mahkemelere çıkartılmayan, ifadeleri bile alınmayan kim varsa; makamları, mevkileri ne olursa olsun bir gün mutlaka alayı adalet önüne çıkarılacak ve millete hesap vereceklerdir.

Bilgi kirliliğine yol açmaktan, somut delilleri, belgeleri tahrip etmekten, sahte delil üretmekten, suç delillerini yok etmekten, bilinçli olarak yanlış koordinatlar vererek enkaz bölgesine ulaşmayı engellemeye kadar; çalışmaları sabote etmekten, görevi kötüye kullanmaktan, ihmalden, kusurdan, davayı karartmaya, kapatmaya, örtbas etmeye çalışmaktan hepiniz yargılanacaksınız, sanık sandalyesine mutlaka oturacaksınız.

Kaçışınız yok! Hepiniz adalet önünde hesap vereceksiniz. Kaçışınız yok! Adaletten ve milletten kaçamayacaklar. Adalete, millete hesap verecekler. Gün gelecek devran dönecek, alayı hukuk önünde yargılanacaklar.

Şehadete yürüyen liderin dava ve yol arkadaşı olarak bir kez daha söylüyorum: Bir gün mutlaka hukukun hâkim olduğu gerçek mahkemelere çıkartılacaksınız. Adil bir yargılama ile hukuk önünde yargılanacaksınız! Milletimize hesap vereceksiniz.

Zannetmesinler ki bu davanın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki yaptıklarını yanlarına bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız, korkacağız, çekineceğiz. Zannetmesinler ki mahkeme salonlarını, meydanları terk edeceğiz.

Milletin adamı ve vicdanı şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu kırmızı çizgimizdir. Kimse bu davayı örtbas edemez, karartamaz, kapatamaz. Bu suikastte kim, kimler varsa, yer almışsa, rol almışsa nerede saklanırlarsa saklansınlar bulacak, çıkaracak, milletimizin huzurunda hukuk içinde hesabını soracağız.

Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Allah’a can borcumuzdan başka kimseye eyvallahımız yoktur! Tek gücümüz, tek dayanağımız Allah (C.C.) ve millettir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com