Yeniçağ
Haber akışına dön

Hakkı Öznur'dan Yazıcıoğlu Davasındaki Dezenformasyona Tepki: Bu Şartlarda Davadan Bir Sonuç Çıkmaz

Hakkı Öznur'dan Yazıcıoğlu Davasındaki Dezenformasyona Tepki: Bu Şartlarda Davadan Bir Sonuç Çıkmaz

Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur, seri halinde devam eden yazılı açıklamasının Yedinci Bölümünde Muhsin Yazıcıoğlu davasında yapılan dezenformasyonlara değindi. Bunun davaya büyük zararlar verdiğini davanın uzamasına ve karartılmasına neden olduğunu söyledi.

Öznur açıklamasında Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcılığının 2000 yılında hazırladığı iddianamede isimleri geçen, yalancı tanıklıktan tutuklanan Erol Ölmez, Ünal Kurt ve Abdulvahap Güllü gibi kişilerden ve yapılan sistemli dezenformasyonlardan bahsetti.

Hakkı Öznur açıklamasında, Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşları şehit düştüğünde Ergenekon davasında cezaevinde yatan Erol Ölmez’in ve diğerlerinin çelişkili, tutarsız, yalan ifadelerini, savcılara ve mahkemelere verdiği ifadelerden yola çıkarak ortaya koydu.

Araştırmacı yazar Hakkı Öznur açıklamasında “Mahkemeler 10 yıl boyunca Çaycıdan, uyuşturucu ticareti yapmaktan meslekten atılandan, defin kazıcısından, şizofren hastasından, müptezellerden “tanık” olarak ifade alırsa bu davadan bir sonuç çıkar mı çıkmaz! 17 yılı geçen davada, Dezenformasyon hala devam ediyor. Bu yalancı tanıklarda bazı gazetecilerde, yazarlarda, Dezenformasyon’a hizmet etmişlerdir. Şimdi Savcıları ve Hakimleri uğraştıran bunlar bu kişiler yalancı tanıklıktan tutuklandılar. Davayı takip eden mahkemelerin uğraştığı işler arasında birde bu yalancılar vardı” ifadelerini kullandıç.

Hakkı Öznur yine açıklamasının bir yerinde şunları ifade etti,

“Yaptığı iş Çaycılık olan düzenli bir mesleği olmayan, kendisini Ergenekon’da üst düzey biri olarak tanıtan, “Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun” liderliğini yaptığını söyleyen, MİT ile ilişkisi bulunmuş olduğunu iddia eden, hatta AKP Genel Başkan Erdoğan’ı bile yakından tanıdığını söyleyecek kadar kendini gizemli biri olarak gösteren Erol Ölmez, cezaevinde yatarken mahkemeye gönderdiği dilekçede “Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon’la ilgili çok şeyler biliyordu Savcı Zekeriya Öz’e bilgi verecekti” diyen bir yalancı.

Hayatı yalan olan Ölmez, yine 2011 yılında AKP yandaşı bir gazeteye verdiği röportajda “Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon’da gizli tanıktı, çok şey açıklayacaktı. Ergenekon bağlantılarını biliyordu. Müthiş bilgilere sahipti. Elindeki bilgi ve belgeleri Savcı Zekeriya Öz'e sunacaktı” yalanını söylemiştir.”

Öznur açıklamasında “Erol Ölmez’in liderimize, bizlere, hareketimize, partimize, Ocaklarımıza kumpas kurmaya çalışan, hareketimizi Ergenekon kumpasına sokmaya çalışan firari savcı Zekeriya Öz’e şehit liderimizin bilgi ve belge vereceği yalanını” söyleyerek kendini gündeme getirmeye çalışmıştır, demiştir.

Öznur yine açıklamasında “Muhsin Yazıcıoğlu’nun en nefret ettiği isimlerden biri olan, ülkeyi kaosa sürükleyen, vatansever insanlara itibar suikasti yapan Zekeriya Öz ile görüşeceğini iddia etmek tam bir alçaklık ve namussuzluktur” demiştir.

Öznur açıklamasının bir bölümünde yine şunları söylemiştir:

“2009-2014 yılları arasında “Muhsin Yazıcıoğlu suikastini Ergenekon yaptı” diyen, her yere açıklama yapan Ölmez, daha sonra tüm söylediklerini inkâr edip bu sefer de “Suikasti FETÖ yapmıştır” demiştir.

Öznur açıklamasında, 2014 yılında Erol Ölmez’in “Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmeden önce silahını ateşledi ancak başarılı olamadı. Muhsin Yazıcıoğlu’nu boğarak öldürdüler, İsmail Güneş’e de tekme atarak susturdular” yalanını attığını, böyle bir hadisenin asla yaşanmadığını, Erol Ölmez’in birileri tarafından kullanıldığını, davayı sulandırmaya, itibarsızlaştırmaya çalışarak açıkça dezenformasyon yaptığını ifade etmiştir.

Öznur açıklamasında, Erol Ölmez’in suikastle ilgili video izlediği, elinde CD olduğu yalanına inanan, olmayan video/ CD görüntülerini gerçek sanan bazı gazetecilerin de ortada böyle bir video varmış gibi, izlemişler gibi hareket ederek toplumu yanlış yönlendirdiklerini, Dezenformasyon’a hizmet ettiklerini söylemiştir.

Hakkı Öznur’un Açıklamasının Yedinci Bölümü:

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturma dosyasını 17 yıldır inceleyen Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisizlik kararı verdi. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma, 12 Haziran 2026 günü verilen yetkisizlik kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Yetkisizlik kararının ardından dosyada yer alan tüm belge, ifade, rapor ve deliller Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na ulaştırıldı. Başsavcılık dosya kapsamındaki mevcut soruşturma evraklarını incelemeye başladı. Yürütülen ana soruşturma dosyası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na devredilmiş ve bu kapsamda iki operasyon gerçekleştirilmiştir.

Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımızın 2009 yılında hayatını kaybettiği helikopter olayına ilişkin soruşturmada 13 Temmuz 2026 günü 25 kişi gözaltına alındı. 29 kişi hakkında ise gözaltı kararı verildi.

Muhsin Yazıcıoğlu suikasti ile ilişkili soruşturma kapsamındaki 25 Eylül 2026 günü yapılan ikinci dalga operasyonda 47 kişi gözaltına alındı. Mahkeme Sonucu: Adliyeye sevk edilen 38 kişiden 36'sı tutuklandı.

Soruşturmalara FETÖ talimatıyla müdahale edildiği iddiasıyla 19 sanığın yargılandığı dava ise Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam etmektedir.

Nakil Talebi ve Ret Kararı: 9 Ekim 2026 tarihinde yapılan 19. duruşmada, Yazıcıoğlu ailesinin avukatları yargılamanın selameti ve Ankara'daki ana soruşturma dosyasıyla birleştirilmesi amacıyla davanın Ankara’ya nakledilmesini talep etmiştir. Ancak mahkeme heyeti, dosyanın Ankara'ya gönderilmesi talebini reddetmiş ve bir sonraki duruşmayı 31 Mart 2027 tarihine ertelemiştir.

YALANCI TANIKLAR EROL ÖLMEZ, ÜNAL KURT, ABDULVAHAP GÜLLÜ 2. DALGA OPERASYONLARINDA TUTUKLANMIŞTIR

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü irtibatlı yalan tanıklıktan yargılanan sanıklarla ilgili Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı 11 Aralık 2020 günü bir iddianame hazırlamıştır. Bu iddianamenin 66 ve 82. sayfalarında şüpheliler adıyla Erol Ölmez, Ünal Kurt, Abdulvahap Güllü ve diğer şüphelilerin ismi yer alıyordu.

  1. Dalga adı verilen operasyon sonrası 11 Aralık 2020 yılında açılan davada yalancı tanıklıktan yargılanan yalancı tanıklar Erol Ölmez, Ünal Kurt ve Abdulvahap Güllü tutuklanmıştır.

Hakkında adli işlem yapılanlardan yalancı tanıklar Erol Ölmez, Ünal Kurt ve Abdulvahap Güllü olayı Ergenekon soruşturmasıyla ilişkilendirip ölüm olayının Ergenekon ve MİT tarafından yapılan suikast olduğu yönünde tanıklık yapmak suretiyle soruşturma dosyasının aydınlatılmasının önüne geçmeye çalıştığı ve FETÖ yararına hareket etmek suçundan tutuklanmıştır.

Erol Ölmez, Ergenekon adlı bir oluşumun gerçek olduğunu, Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun Ergenekon'un sağ kanadı olduğunu, kendisinin Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliğini yaptığını söylemiştir (İddianame s. 66).

Yalancı tanıklıktan tutuklanan Erol Ölmez suikasti önce “Ergenekon yaptı” demişti . Daha sonra ifadesini değiştirip “FETÖ yaptı” demiştir.

MUHSİN YAZICIOĞLU SUİKASTİ MEYDANA GELDİĞİNDE YALANCI TANIK EROL ÖLMEZ CEZAEVİNDEYDİ

1970 Sivas İmranlı doğumlu Erol Ölmez, 2009 yılında Ergenekon davası sanığı olarak yargılandığı dönemde, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün bir kaza değil sabotaj olduğu yönünde çeşitli iddialarda bulunmuş, 14 sayfalık bir yazılı dilekçeyi mahkemeye sunmuş bir isimdir. Erol Ölmez, Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşları şehit düştüğünde cezaevindeydi. Yaklaşık 3 ay sonra mahkemeye elim olayla ilgili dilekçe veriyor.

Erol Ölmez, 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter olayına değinerek bunun kaza değil “sabotaj” olduğunu, “Ergenekon Terör Örgütü”nün yaptığını öne sürmüştür. Cezaevinde bulunduğu süreçte yalnız bırakıldığını ve kendisinin destek görmediğini belirterek bu açıklamaları yapma kararı aldığını ifade etmiştir.

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na 14 sayfalık dilekçe veren Erol Ölmez, çeşitli iddialarda bulunmuştur. 30 Mayıs 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde "Ergenekon sanığından ilginç dilekçe" adlı haber şöyleydi:

“Erol Ölmez, 1990'da askerken hayatının tamamen değiştiğini, usta birliğinde kendisini keşfeden kod adı ''Çerkez Ali'' olan kişinin, askerliğini sonlandırarak kendisini çok özel bir birimin içine aldığını iddia ederek, asıl adı ''Atakurlar'' olan birlikteki istihbarat ve silahlı kanatta yetiştirildiğini, ''İstanbul Avrupa yakası ve tüm Trakya'nın başkanı'' olduğunu öne sürdü.

Daha sonra 1998 yılında kurulan Ergenekon yapılanmasında görev aldığını anlatan Ölmez, dilekçesinde, ''Atakurlar ismine ekleme yapılarak 'Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu', Ergenekon'un sağ kolu olmuş, istihbarat ve silahlı kanadı oluşturulup Ergenekon'a dahil edilmiştir. Bu birim, şu anda olduğu gibi halen aktif haldedir. Ben çok özel olarak eğitim almış, en iyi şekilde yetiştirilmiş bir kişiyim. Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun bir askeriyim'' dedi.

Ergenekon yapılanmasının ''Cumhuriyetçi, ulusalcı ve Atatürk milliyetçileri tarafından kurulan, 11 onursal üyesi bulunan bir yapılanma'' olduğunu belirten Ölmez, içinde her kesimden insanların yer aldığını, hizmet dışında bir amaçlarının olmadığını, silahlı örgüt olmayı kabul etmeyen mütevazı insanlar olduklarını ileri sürdü.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun da hayatını kaybettiği helikopter olayının ''sabotaj'' olduğunu savunan Erol Ölmez, bunun üstünün örtülüp faili meçhul bırakılacağını iddia ederek, şunları ileri sürmüştü:

''Bunun kaza değil de sabotaj olduğunu bilmekteyim. Başkanım, daha birçok konunun şahidi olarak artık susmayacağımı, gerçeklerin gün yüzüne çıkmasının zamanı geldiğini söylemek isterim. Nedeni ise cezaevine girdiğim günden beri beni yalnız bıraktılar. Kimse sahip çıkmadı. Zaten ilk şart, 'Başına bir hal gelirse kendinle baş başasın' denildi. Bu konuları ciddiye almanızı isterim. Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulmasını isteyen kişi, şu an bir siyasi partide siyasi kimliğe sahip olan, aynı zamanda milletvekilidir. Yazıcıoğlu'nun ölümüne sebep olan kişi, aynı zamanda MİT'e çalışan Amerikan destekli kişidir. Bunları size anlatmamdaki sebebim, vicdanımın rahatsız oluşudur.''

Ölmez, 17 Kasım 2007'de Ankara'da özel bir toplantıda kendisi, ''Çerkez Ali'' ve bir milletvekilinin de bulunduğunu anlatarak, ''Toplantıdaki konunun amacı Muhsin Yazıcıoğlu'nun nasıl susturulacağıydı. Bunun karşılığında 10 milyon dolar para verilecekti. 2008 yılında olması beklenen bu konu, Ergenekon furyası patlayınca 2009 yılına kalmıştır. BBP liderine yapılan aslında sabotajdır'' iddiasında bulundu.”

31 Mayıs 2009 tarihli Emek Partisi adlı sol partinin yayın organı Evrensel gazetesinde Erol Ölmez ile ilgili çıkan haber aynen şöyleydi:

“Ergenekon davasının tutuklu sanığı Erol Ölmez, mahkemeye sunduğu 14 sayfalık dilekçesinde, helikopter kazasında vefat eden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 2008'de öldürülmesinin planlandığını, ancak bu suikastin bir yıl gecikmeyle gerçekleştirildiğini iddia etti.

17 Kasım 2007 tarihinde Ankara'da özel bir toplantıda kendisi, çok yetkili bir devlet görevlisi olduğunu iddia ettiği Çerkez Ali kod adlı biri ve bir milletvekilinin yer aldığını, toplantıdaki konunun Muhsin Yazıcıoğlu'nun nasıl susturulacağı olduğunu öne süren Ölmez, 'Bunun karşılığında 10 milyon dolar para verilecekti. 2008 yılında olması beklenen bu konu, Ergenekon furyası patlayınca 2009 yılına kalmıştır. BBP liderine yapılan aslında sabotajdır' dedi.”

2008 yılında başlayan davanın ilk iddianamesinde yer alan sanıklar arasında Vatan Partisi (o dönemki adıyla İşçi Partisi) Genel Başkanı Doğu Perinçek ile "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlamasıyla yargılanan ve daha sonra tahliye edilen Erol Ölmez bulunmaktaydı. Dava sürecinde iki isim aynı cezaevinde (Silivri) kalmış ve duruşmalarda sanık olarak yan yana yer almışlardır.

"Ergenekon" davasının 5 Mart 2009 günü yapılan 61. duruşmasında tutuklu sanıklardan Erol Ölmez'in çapraz sorgusu yapılmıştı. Ölmez, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün kendisine ait bazı mektuplara ilişkin sorularını yanıtladı. Bu mektupları Sabah, Zaman ve Hürriyet gazeteleri ile Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'e gönderdiğini söyledi. Ölmez, "Yandaş basına gönderdim, bir de savcıya gönderdim" dedi.

Erol Ölmez, mektupları yazdıktan sonra savcılar tarafından çağrılıp çağrılmadığını soran Şengün'ü yanıtlarken, çağrılmadığını, muhtemelen yazdıklarını savcıların da ciddiye almadığını belirtti.

Pekgüzel'in, savcı Zekeriya Öz'le görüşmesi ile ilgili "Bu ziyarette yanınızda başka kimse yok muydu?" sorusu üzerine Ölmez, "Zabıt katibi bir bayan vardı. Jandarmayı savcı çıkardı. Avukat da 'işim var' deyip çıktı, benim işim bittikten sonra geri geldi" yanıtını verdi.

Ölmez, "Savcı ifadenizi tek başına yazıp mı size imzalattı?" sorusuna karşılık, "Ben konuştuktan sonra kalktı, kendisi bayana söyledi, o da yazmaya başladı" dedi.

Tutuklu sanık Ölmez, savcı Pekgüzel'in, gönderdiği mektuplarda Nesim Malki'yi kendisinin öldürdüğünü ifade ettiğini hatırlatması üzerine de, bunu daha önce belirttiği gibi hayali olarak yazdığını ileri sürdü.

Ölmez, Savcı Pekgüzel'in, "Savunmanızı da mı hayali yaptınız?" sorusuna ise, "Hayır, savunmamı yüreğimle yaptım. İçten gelerek konuştum. Gerçekleri konuştum" cevabını verdi.

EROL ÖLMEZ: SAVCI ZEKERİYA ÖZ BENİMLE YAKINDAN İLGİLENİR “EROLUM” DİYE HİTAP EDERDİ

Erol Ölmez Kuvayı Milliye 1919 Derneği'ne üyeliğine minibüste yolculuk yaparken gördüğü bir pankartın neden olduğunu anlattı Ölmez. 2006 yılının Kasım ayında Fikirtepe'den bindiği bir minibüsün camından Kuvayı Milliye Derneği'nin pankartını gördüğünü belirtip, "Kalacak yerim yoktu. Adresi aldım. Derneğe gittim. Orada Hüseyin Görüm ile karşılaştım. Durumumu anlattım. Bana kalacak yer gösterdi. Dernek'te çaycılık yaptım. Savcı Zekeriya Öz bana 'Erol'um' diye hitap ederdi ve gizli tanık olmamı istedi" sözlerini mahkemede ifade etti.

Ölmez, savcı Zekeriya Öz'e yazdığı mektuplarla dikkat çekmek istediğini anlattı. Ölmez, "Savcı Öz'e yazdığım mektuplarla hafızamı kaybettiğimi ancak anlatacaklarımın olduğunu belirterek kendime gizemli bir hava vermeye çalıştım. Bu girişimlerimin ardından Öz, 'Erol Ölmez'i çok acil getirin' diye talimat vermiş" ifadelerini kullanmıştır. Erol Ölmez, "Ergenekon diye bir örgüt bilmiyorum. Böyle bir örgüte girmedim, tetikçisi filan değilim" demiştir.

Erol Ölmez, 2008 yılında başlatılan Ergenekon soruşturması kapsamında Kuvayı Milliye Derneği yapılandırması içinde yargılanmış, 25 Ocak 2008'de tutuklanmıştı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, "Ergenekon terör örgütü"ne yönelik düzenlenen birinci iddianameden yargılanan tutuklu sanıklardan Erol Ölmez'i, 20 Ekim 2009 tarihindeki duruşmada tahliye etmiştir.

YALANCI ÖLMEZ ÖNCE “MUHSİN YAZICIOĞLU'NU BOĞARAK ÖLDÜRDÜLER” DEDİ, SONRA MAHKEMEDE “BİLGİM YOK, GAZETE VE TELEVİZYON HABERLERİNDEN ETKİLENEREK SADECE YORUM YAPTIM” DEDİ

Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımız şehit düştüklerinde Ergenekon davasından dolayı içeride olan Erol Ölmez, “Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon’da gizli tanıktı, çok şey açıklayacaktı. Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmeden önce silahını ateşledi ancak başarılı olamadı. Muhsin Yazıcıoğlu’nu boğarak öldürdüler, İsmail Güneş’e de tekme atarak susturdular” gibi gerçeklerle alakası olmayan, hayal mahsulü, uydurma ifadelerde bulunmuştur.

2015 yılında verdiği ifadede ise tam tersi ifadeler verecekti. Çelişkili ve tutarsız ifadeleri ve sürekli yalan söylediği mahkemede ortaya çıkmıştır. Yalancı tanıkların amacı davayı sulandırmaktan başka bir şey değildi. Ergenekon davasına bakan savcılarla kurduğu ilişkilerin neticesinde böyle yalan ifadeler verdiği mahkeme tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Bakın iddianamede Erol Ölmez söylediklerini nasıl inkâr ediyor:

“21/07/2009 tarihli tanık ifade tutanağı okundu soruldu: O tarihte ben Ergenekon kapsamında Silivri Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunuyordum. Benim Muhsin Yazıcıoğlu olayı ile ilgili olarak doğrudan bir bilgi ve görgüm yoktur. O tarihteki ifademi bu olay olduktan sonra haber ve yayın kuruluşlarında birçok haber, röportaj ve tartışma programı yapılıyordu. Ayrıca gazetelerde sürekli bu konudan bahsediliyordu. Bu sebeple izlediğim, gördüğüm ve okuduğum haberlerden edindiğim kanaati bildirmek istedim. Bana sabotaj gibi geldi.” (İddianame s. 67-68)

EROL ÖLMEZ ÖNCE SUİKASTİ “ERGENEKON“ YAPTI DEDİ, DAHA SONRA İSE “FETÖ” YAPTI DEDİ

5 yıl boyunca Ergenekon savcılarına, iktidar yanlısı yazılı ve görsel medyaya röportaj yapan muhabirlere üstüne basa basa “Muhsin Yazıcıoğlu'nu Ergenekon öldürdü” diyen Erol Ölmez, 17-25 Aralık 2013 sonrasında (AKP-Cemaat savaşı başlayınca) 2014 yılının Mart ayında ifade değiştirip bu sefer de yeni savcılara bazı MİT mensubu FETÖ’cülerin kendisini ve ailesini ölümle tehdit ettiklerini, “Muhsin Yazıcıoğlu’nu Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla Hakan Fidan'a bağlı MİT öldürdü” gibi ifadeler vermelerini istediklerini, baskı yaptıklarını iddia etmiştir. Yalancı tanıklıktan yargılanan Erol Ölmez her seferinde farklı farklı yalanlar anlatmıştır.

Kendini gündeme getirmek için sık sık hükümet yanlısı gazetelere açıklamalar yapıyor, bazı basın yayın organları onun söylediklerini ciddiye alarak haberler yapıyor, açıklamalarını yayınlıyorlardı.

11 Şubat 2011 tarihli Yeni Akit gazetesine konuşan Erol Ölmez, Yazıcıoğlu'nun Savcı Zekeriya Öz'e konuşacağı için öldürüldüğü yalanını yine atıyordu. Yalancı Ölmez’in yalanlarla dolu sözlerini Yeni Akit gazetesi gerçekmiş gibi haber yapacak, onun sözlerini yayınlayacaktı:

"Muhsin Yazıcıoğlu, Ergenekon bağlantılarını biliyordu. Müthiş bilgilere sahipti. Elindeki bilgi ve belgeleri yavaş yavaş Savcı Zekeriya Öz'e sunacaktı."

Hiçbir ifadesi birbirini tutmayan Erol Ölmez, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşları şehit düştüğünde Ergenekon davasından dolayı Silivri’de yatmaktaydı.

MUHSİN YAZICIOĞLU ÇUKUR ZEKERİYA’YI ANCAK BASINDA ÇIKAN HABERLERDEN BİLİYOR

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon davasında yargılananlarla ideolojik ve siyasi birlikteliği asla yoktur! Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon davasının hiçbir yerinde yoktur, ne sanığıdır ne tanığıdır. Bu yüzden gizli tanık iftirasını atanlar ve bunu bilerek dile getiren aşağılıklar, Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasına saygısızlık yapan, çukurdan aşağı olan alçaklardır.

Muhsin Yazıcıoğlu ile Zekeriya Öz arasında hiçbir ilişki yoktur. Kumpasçı Zekeriya Öz’ü basında çıkan Ergenekon davası ile ilgili haberlerden tanıyor. Demokrasi ve milli iradeyi savunan milletin evladı, Muhsin Yazıcıoğlu ile ülkesinden kaçan vatanına ihanet eden Zekeriya Öz ismini aynı yerde zikretmek ahlaksızlıktır.

Başkanlığını yaptığım Birlik Akademisinin düzenlediği bir panelde aynen şunları söylemiştir:

“Bizler daima üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü savunduk. Demokrasi ve milli iradeden yana olduk. Askeri vesayet, parti vesayeti, cemaat vesayeti altındaki savcı ve hakimler doğru karar vermezler. Aldıkları talimat ile kumpas yaparlar insanlara itibar suikasti yaparlar. Bizim bu sözde hukukçulara güvenimiz yoktur.

Vesayetçi çevrelerin ve Cemaatlerin adamı olan sözde savcı ve hakimler hukuk devletine değil bağlı oldukları odaklara hizmet ederler. İradesini cemaatlere ve başka odaklara teslim edenlerden hukuk adamı olmaz. Demokrasilerde bunlara asla yer verilmemelidir. Her şey açık ve şeffaf olmalıdır.

Biz Cumhuriyetin savcılarına, hakimlerine gerçek hukuk adamlarına, adaleti savunan gerçek demokrat hukukçulara inanırız ve onları tanırız. Hukuku katleden ve çiğneyenleri asla dikkate almayız ve bunlarla da mücadele etmekten de asla çekinmeyiz.”

Hukuku çiğneyen iradesini Cemaate teslim eden Zekeriya Öz kim ki Muhsin Yazıcıoğlu onun gibi bir vatan haininin yanına gidecek? Sözde ona belge ve bilgi verecek. Bu mümkün değil.

Muhsin Yazıcıoğlu açık ve şeffaf bir insandır. Elinde demokrasi düşmanları ile ilgili belge ve bilgi olsa onu kendi açıklar ve çekinmeden üzerlerine gider. 28 Şubat sürecinde e-muhtıra sürecinde nasıl üzerlerine cesaretle gittiğini bütün Türkiye bilmektedir. Zekeriya Öz vb. gibi kumpasçılarla muhatap olmaz! Onlara haddini bildirmesini bilir!

Sözde Zekeriya Öz, Muhsin Yazıcıoğlu’ndan 'gizli tanık' olma talebinde bulunacak. Bu Mümkün değil! Türkiye’nin en açık, en yiğit, en cesur liderine Muhsin Yazıcıoğlu’na böyle alçak, adi bir teklifi değil; çukur Zekeriya hiç kimse bulunamaz ve cüret bile edemez.

Muhsin Yazıcıoğlu gibi hayatı darbecilerle cuntalarla güç odaklarıyla mücadele etmiş, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay 2. Başkanı olan Çevik Bir gibi sivil hükümete posta koyan birine ve onun gibi düşünen generallere 28 Şubat sürecinde dikilmiş ve alayına meydan okumuştur.

Zekeriya Öz aptal biri değil! Özel yetiştirilmiş olduğu belli. O yüzden buna cesaret dahi edemez! O da bilir ki, Muhsin Yazıcıoğlu’na kurulacak bir kumpasa Türk Milleti başta olmak üzere tüm Ülkücü Hareket dava ve yol arkadaşları, sevenleri asla seyirci kalmaz! Çok büyük toplumsal tepkiler koyulur ve Zekeriya Öz sokağa çıkamaz hale gelir.

MUHSİN YAZICIOĞLU ZEKERİYA ÖZ GİBİ ALÇAKLARLA ASLA MUHATAP OLMAZ VE ONLARI ADAM YERİNE KOYMAZ

Muhsin Yazıcıoğlu’na “gizli tanık ol” demek cesaret ister, mangal gibi yürek ister; böyle bir şeyi talep etmeyi bırak, değil ismi geçen Zekeriya Öz değil kimse aklından bile geçiremez. Muhsin Yazıcıoğlu kendisine böyle aşağılık bir istekte bulunacak birinin makamına, mevkisine, unvanına bakmaz, doğduğuna pişman eder.

Zekeriya Öz önce Muhsin Yazıcıoğlu ile görüşme talebinde bulunacak, eğer Muhsin Başkan kabul ederse ancak onunla görüşür. Ayağına ifade vermeye askerleri, gazetecileri, yazarları, akademisyenleri, siyasileri sabah operasyonları ile getirten Zekeriya Öz, Muhsin Yazıcıoğlu için bunu yapamamıştır. Yapamaz da, yüreği yetmez, yürek ister.

Zekeriya Öz’ün Mehmet Eymür ve onlarla beraber hareket eden bazı istihbaratçılarla beraber hareket ettiklerini bir merkezde hazırlanan, üretilen sahte imzasız ihbar mektuplarını sahte belgeleri AKP yandaşı medyaya servis edildiklerini her zaman bizlere söylemiştir.

Muhsin Başkan ihbarcıları, itirafçıları, gizli tanık diye lanse edilenleri ahlaksızlıkla itham etmiş, her birinin kullanılan ve kullanılmaya müsait maşalar, kişiliksiz ve karaktersiz tipler olarak görmüştür.

Muhsin Yazıcıoğlu Ergenekon isminin demokrasi dışı arayışlarda bulunan Baas zihniyetli askeri vesayeti savunan vesayetçi odaklarla Maocu çevrelerle yan yana getirilmesine bir Türk Milliyetçisi olarak karşı çıkmıştır.

EROL ÖLMEZ’İN BİLMEDİĞİ YOK: İSMAİLAĞA CEMAATİNDE YAŞANAN SUİKASTLERİ DE BİLDİĞİNİ SÖYLÜYOR

İslami çevrelerle, İslami konularle, cemaatlerle ve tarikatlarla hiç alakası olmayan yalancı Ölmez, içinde yer aldığını söylediği bu sözde Ergenekon örgütünün kendisini cemaat ve tarikatlarla ilgili görevlendirdiğini, bazı tarikatlara girdiğini, hatta öyle ki İsmailağa içerisinde işlenen cinayetlerden bile haberdar olduğunu ifade ediyordu.

Hiçbir eğitimi olmayan ve özelliği, vasfı olmayan Erol Ölmez yalanlarına şöyle devam ediyor:

"Benim görevim cemaat ve tarikatçılarla beraber olmaktı. Arapça ve Kur'an'ı çok iyi bilmem gerektiği söylendi ve bir eğitmen tarafından Arapça ve Kur'an öğrendim. Önce Nakşibendi tarikatına girdim. Sakal da bıraktım, cübbe de giydim. İsmailağa cemaatine de girdim. İsmailağa içerisinde cinayetler oldu. Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Hoca. Bunlar niye öldü? Patrikhane, İsmailağa cemaatinin kaldırılmasını istiyor, Ergenekon'a müracaat ediyor. Bunun için kaynak, para ve güç veriyor."

İsmailağa Cemaati'nde geçmişte yaşanan en bilinen ve "cinayet" olarak hafızalara kazınan ana olaylar, 1998 ve 2006 yıllarında İsmailağa Camii'nde gerçekleşen iki önemli ismin öldürülmesiydi. 17 Mayıs 1998 günü İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden ve cami imamlarından Hızır Ali Muratoğlu, camide cemaatle sohbet ettiği sırada silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.

Tarih 3 Eylül 2006 günü cemaatin ileri gelen hocalarından, imam ve vaiz Bayram Ali Öztürk, İsmailağa Camii'nde sabah sohbeti verdiği sırada Mustafa Erdal tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Saldırgan Mustafa Erdal, olay yerindeki cemaat tarafından linç edilerek hayatını kaybetti.

Muhsin Yazıcıoğlu gibi cami imamlarından Hızır Ali Muratoğlu ve imam ve vaiz Bayram Ali Öztürk’ün bağlı olduğunu söylediği Ergenekon tarafından öldürüldüklerini söylüyor.

Bu iki menfur cinayeti Erol Ölmez’in bilmesi mümkün değil. Bahsettiği tarihlerde Ergenekon Davası ortada bile yoktu. Birilerinin yazdığı, eline verdiği senaryoda yazılanları söylemiştir. Hem Yazıcıoğlu suikasti hem İsmailağa Cemaati'nde yaşanan iç olayları ve işlenen cinayetleri sıradan biri olan Çaycı Ölmez'in bilmesi mümkün değildir.

Erol Ölmez’in açıklamaları muhafazakar ve İslami basında “Ergenekon tarikatlara da sızmış” şeklinde yer almıştır. Ergenekon davasında yatarken gönderdiği mektuplarla ilgili “anlattıklarımın hepsi hayal mahsulü, siz hayali bir örgütten beni yargılıyorsunuz, ben de yazdığım mektuplarda hayali şeyleri anlattım” demiştir.

EROL ÖLMEZ ERGENEKON ÜZERİNE KİTAPLAR YAZAN ŞAMİL TAYYAR’DAN BİLE ÇOK ŞEY BİLİYOR. BİLMEDİĞİ YOK!

Maşallah Erol Ölmez’in bilmediği olaylar yok! Her konunun merkezinde. Kendini gizemli ve çok şey bilen biri olarak gösteren Ölmez, memleketteki bütün suikastlerden, cinayetlerden, illegal yapılardan, örgütlerden haberdar.

Ergenekon ile ilgili kitaplar yazdığından dolayı bazı kesimlerce “Ergenekon uzmanı” denilen Şamil Tayyar’dan bile fazlasını biliyor. Tayyar o süreçte Erol Ölmez ile nasıl görüşmemiş, hayret bir şey!

Gazeteci Tayyar çok şeyleri kaçırmış. Aradığı 1. 2. numaraları, Ergenekoncuların toplantılarına çok önemli bir kişi olarak katılan Yalancı Ölmez’e sorsa, o da Tayyar’a Ergenekon masalını süsleyerek detaylarına kadar anlatırdı mutlaka.

Öyle ki Çaycı Ölmez gazeteci Tayyar’a ve onun gibi Ergenekon masalları ile yatıp kalkanlara Ergenekon’un şemasını bile çizerdi. Nede olsa sözde Ergenekon’un bütün kadrosunu isim isim bilen tek kişi Çaycı Erol! Sen neymişsen be Ölmez!

İşte bu malum şahıs kimsenin bilmediği Ergenekon’un 1 numarasını da, 2. numarasını da bildiğini iddia ediyor. Savcılar ve hâkimler de bunu dinliyor ve ifadesini alıyor.

Ergenekon davasını sulandıran, sapla samanın birbirine karıştırıldığı, her önüne gelenin Ergenekon çuvalına atıldığı, açıkça itibar suikasti yapıldığı 2007-2013 arası Ergenekon ve Balyoz gibi davalara bakan Cemaat mensubu savcıların ve hâkimlerin peşinde koştukları, bir türlü bulamadıkları sözde Ergenekon örgütünün en tepesini en altını bir tek bu ülkede yalancı tanıklıktan hapiste olan Çaycı Erol Ölmez biliyor! Başka bilen yok!

ERGENEKON DAVASINDAN YARGILANAN EROL ÖLMEZ KENDİSİNİ MİT MENSUBU GİBİ GÖSTERMİŞ, ERDOĞAN’I DA YAKINDAN TANIDIĞINI İDDİA ETMİŞTİR

21 Temmuz 2009 günü Silivri’de savcıya verdiği ilk ifadesinde Ergenekon olarak tanınan gruba dahil olduğunu, ayrıca Ötüken (Özel Savaş Örgütü) ile bağlantısı olduğunu, bu yüzden Ergenekon davasında yargılanan Erol Ölmez, 2014-2015 yıllarında verdiği ifadelerde kendisini MİT ile irtibatlı olarak göstermiş, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı yakından tanıdığını iddia etmişti.

Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Zekeriya Öz için tutuklanmak üzere haklarında “yakalama kararı” verilmesi yönündeki talebini kabul etti ve yakalama kararı çıkardı. Ancak Zekeriya Öz yakalama kararından saatler önce 10/08/2015 tarihinde Sarp sınır kapısından Gürcistan'a gitti, oradan Almanya’ya kaçmıştı.

Türkiye’den kaçan, Ergenekon kumpasının mimarı olan firari savcı Zekeriya Öz ile görüşen Erol Ölmez, Zekeriya Öz ve ekibinin yönlendirmesiyle "Muhsin Yazıcıoğlu, Ergenekon bağlantılarını biliyordu. Müthiş bilgilere sahipti. Elindeki bilgi ve belgeleri yavaş yavaş Savcı Zekeriya Öz'e sunacaktı. Ölümü planlanmıştı. Helikopter düşmese, Ergenekoncular kafasına sıkacaklardı" diyordu.

T.C. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Ve Örgütlü Suçlar Araştırma Bürosu savcılarının hazırladığı 11 Aralık 2020 tarihli iddianamede yalancı tanık şüpheli Erol Ölmez ile ilgili şunlar yer alıyordu:

“Erol Ölmez'in 21/07/2009 tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca tanık sıfatıyla alınan ifadesinde; Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düşmesinin kaza olmadığını, sabotaj olduğunu, sabotajın 2008 yılında planlandığını, Ergenekon furyası patlayınca 2009 yılında gerçekleştiğini, olayın arkasındaki güçlerin devlet görevlisi olduğunu, Ergenekon adlı bir oluşumun gerçek olduğunu, Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu'nun Ergenekon'un sağ kanadı olduğunu, kendisinin Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliği yaptığını beyan ettiği;

tanık sıfatıyla verdiği 21/07/2009 tarihli ifade tutanağının tamamının Cemaat yandaşı Aktifhaber.com sitesinden yayınlandığı, başlık olarak 'Yazıcıoğlu'nu susturma toplantısı' şeklinde açıklamaya yer verildiği, haberin alt başlıkları olarak: 'Muhsin Yazıcıoğlu'nu susturmak için toplantı yaptık', 'çok iyi planlanmış sabotaj', 'Ergenekon oluşumu 1988'den beri var', 'Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliğini yaptığım Ergenekon'un sağ koluyum' ibarelerine yer verildiği, şüphelinin tanık ifadesine dayanarak Akşam Gazetesi'nin 'Ergenekon sanığından şok iddia: Yazıcıoğlu'nu iki yıl önce susturacaktık' başlığının atıldığı, Habertürk Gazetesi'nin 'Yazıcıoğlu öldürüldü' başlığı altında; 'Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Erol Ölmez, BBP Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun sabotaj kurbanı olduğunu iddia etti. Ölmez, Yazıcıoğlu'nun susturulmasını isteyen kişinin şu an bir siyasi partide milletvekili, aynı zamanda MİT'e çalışan Amerikan destekli biri' açıklamalarına yer verildiği,

10/06/2009 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. maddesiyle görevli) tarafından Erol Ölmez'in mahkemeye ibraz ettiği, 14 sayfadan ibaret el yazılı dilekçeyi Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderdiği, dilekçede; Ergenekon içerisinde Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu diye bir oluşumdan, bunun yanı sıra kamuoyunda bilinen bir takım davalardan bahsettiği, devamında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun susturulması için bir siyasi partide milletvekili olan kişi ile görüştüğünü, sebep olan kişinin birlikte çalışan ve Amerikan destekli olduğunu, olayın sabotaj olduğunu beyan ettiği…”

Yine iddianamede bir başka yerde şunlar yazıyor:

“21/07/2009 tarihli tanık ifade tutanağı okundu soruldu: O tarihte ben Ergenekon kapsamında Silivri Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunuyordum. Benim Muhsin Yazıcıoğlu olayı ile ilgili olarak doğrudan bir bilgi ve görgüm yoktur. O tarihteki ifademi bu olay olduktan sonra haber ve yayın kuruluşlarında birçok haber, röportaj ve tartışma programı yapılıyordu. Ayrıca gazetelerde sürekli bu konudan bahsediliyordu. Bu sebeple izlediğim, gördüğüm ve okuduğum haberlerden edindiğim kanaati bildirmek istedim. Bana sabotaj gibi geldi. Zaten bu hususla ilgili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine dilekçe göndermiştim. Başkan Köksal Şengül sorduğunda da bu şekilde anlattım.”

YALANCI EROL ÖLMEZ SUİKASTİ ÖNCE “ERGENEKON” YAPTI DEDİ, DAHA SONRA İSE “FETÖ/PDY” YAPTI DEDİ

Yalancı Erol Ölmez önce Ergenekon savcılarına ve basına verdiği açıklamalarda “Suikastı Ergenekon yaptı. Ergenekoncular gizli tanık olduğu için öldürdüler, helikopter olayı olmasaydı kafasına sıkacaklardı” derken, 25 Mart 2014 yılında ise keskin dönüş yaparak FETÖ/PDY yapılanmasının suikastı yaptığını iddia ediyordu.

Kuvayı Milliye 1919 Derneği'nin çaycısı ve Ergenekon davası sanığı Erol Ölmez, BBP Genel Başkanı liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olaya ilişkin olarak Savcı Nejat Çakır'a verdiği 'Yazıcıoğlu'nun ölümü kaza değildir. 2007 yılı sonlarında Çerkez Ali kod adlı kişiyle ABD'yle irtibatlı bir milletvekilinin Yazıcıoğlu'nun susturulması için 10 milyon dolar teklif edildiğini biliyorum' ifadesinin 'Bu suikastı Erdoğan istedi' şeklinde değiştirilmesi için baskı gördüğünü söyledi.

AKP ile eski müttefiki Cemaat arasında savaş başlayınca Erol Ölmez de taraf değiştirecek, iktidar yanlısı gibi kendini gösterecekti. Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasının soruşturmasında 1. derece tanık olarak yer alan Erol Ölmez, bazı MİT mensuplarının kendisine; “25 Mart’ta mahkemeye gidip, Yazıcıoğlu’nu Başbakan Erdoğan ve Hakan Fidan öldürttü diyeceksin” diye baskı yaptığını açıkladı.

Ölmez, 25 Mart’tan bir gün önce mahkemeye verdiği ifadede hükümetin önce “Cemaat”, sonra “Hizmet Hareketi”, 17-25 Aralık 2013 sonrası aralarının bozulmasıyla savaş ilan ettiği “FETÖ” dediği Gülen Cemaatini suçladı.

Kendisine 'İfadeni değiştir, para verelim, ne istersen yapalım' şeklinde teklifler geldiğini anlatan Ölmez, 'Başbakan Erdoğan'a karşı atılan çamur beni rahatsız etti' dedi. Bu sözleri dönemin gazetelerinde yayınlandı.

YALANCI ÖLMEZ: “BAZI MİT MENSUPLARI BANA MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN BOĞULARAK ÖLDÜRÜLDÜĞÜ VİDEOYU İZLETTİ”

Erol Ölmez hatta daha ileri giderek bazı MİT'çilerin kendisine bir video izlettiklerini; kendisine “Suikastı Başbakan Erdoğan’ın emriyle Hakan Fidan’a bağlı MİT elemanlarının yaptığını, suikastın Hakan Fidan’ın emriyle yapıldığını” söylemesini istediklerini iddia ediyordu.

Ayrıca MİT görevlilerinin kendisine izlettiğini söylediği, sadece kendisinin iddia ettiği ama kimsenin izlemediği, savcı ve hâkimlerin bile araştırmalarına rağmen bulamadığı videoda izlediklerini şöyle anlatmıştır:

“Gördüğüm video görüntüde 7-8 kişi, siyah maskeli, siyah pantolonlu ve silahlı adamlar olay yerine geliyordu. Daha sonra içlerinden bir tanesi Muhsin Yazıcıoğlu'nun elini arkadan bağlayıp, kafasını ayağıyla kara bastırdı ve boğarak öldürdü. Ayrıca İsmail Güneş'e bir kişi tekme attı. Ayrıca bu olaydan hemen önce Muhsin Yazıcıoğlu silahını ateşledi.” (İddianame s. 69)

MAHKEMENİN HAZIRLADIĞI İDDİANAMEDE EROL ÖLMEZ’İN YALANLARI VE DAVAYI SULANDIRMA İŞİ ŞÖYLE ANLATILIYOR:

12 Haziran tarihli Yeni Akit gazetesinde yer alan haberde Ergenekon davasının sanığı Erol Ölmez, Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına ilişkin evraklarının kaybolduğunu iddia edecekti. Ölmez, Ankara’dan İstanbul’a gelirken otobüsün arızalandığını, otobüste bulunan çantalardan birinin kaybolduğunu, çantasında bulunan ve Muhsin Yazıcıoğlu davasına ilişkin evrak ve 2 CD’nin kayıplara karıştığını söylüyordu.

Ölmez, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sait Yakışan’a verdiği ifadesinde; “Kayıp olan çantamın içerisinde, Muhsin Yazıcıoğlu davasını etkileyecek 18 adet A4 kâğıdına yazılı önemli derecede hassas bilgiler, iki adet içerisinde önemli bilgilerin bulunduğu CD’ler vardı” ifadelerini kullandı.

Yalancı Erol Ölmez'in çelişkileri ve verdiği yalan ifadeler iddianamede şöyle yer alıyordu:

“Şüphelinin Cumhuriyet Başsavcılığımıza 24/03/2014 tarihinde gönderdiği dilekçesinde; önceki ifadelerine nazaran keskin bir dönüşle kendisinin harcanmak istendiğini, Muhsin Yazıcıoğlu olayının güçlü bir yapı tarafından tezgâhlandığını, Fetullah Gülen'e karşı görüşlerin Ergenekon adı altında tasfiye edildiğini, hedefin AKP hükümeti ve Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi olduğunu, bazı kişilerin Başbakan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın olayla irtibatlandırılmasını istediğine dair açıklamalarda bulunduğu; şüphelinin Cumhuriyet Başsavcılığımızda tanık sıfatıyla alınan 13/01/2015 tarihinde dört sayfadan ibaret ifadesinde;

MİT'le bağlantılı olduğunu, askerde Çerkez Ali kodlu şahısla tanıştığını, bu kişinin kimlik bilgisini vermek istemediğini, Ergenekon Terör Örgütü kapsamında cezaevinde tutuklu olarak bulunduğunu, Ergenekon olarak tanınan gruba dahil olduğunu, ayrıca Ötüken (Özel Savaş Örgütü) isimli bir oluşuma da dahil olduğunu, Ergenekon Terör Örgütü suçundan 9 yıl ceza aldığını, ayrıca Ergenekon'un Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu oluşumunda bulunduğunu, Muhsin Yazıcıoğlu olayı ile ilgili Silivri'de cezaevinde iken bir takım beyanlarda bulunduğunu, hatta bu hususta yazılan bir kitapta açıklamalarına yer verildiğini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı 1996 yılından beri tanıdığını, MİT ile irtibatlı olması nedeniyle Hakan Fidan'a bağlı ismini vermek istemediği özel bir ekibin suikasta ilişkin görüntüleri kendisine CD içerisinde teslim ettiğini, bu CD'yi Ankara'da bulunan 'Kurtuba' isimli internet kafede izlediğini, daha sonra CD'yi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına giderek güvendiği bir savcıya teslim etmek üzere Ankara'dan yola çıktığını, amacının Çağlayan Adliyesi'ne gidip Zekeriya Öz'e güvenmediğinden sıradan bir savcıya teslim etmek olduğunu ancak Metro Turizm'e ait 21/05/2014 tarihinde Ankara'dan İstanbul istikametine gitmek üzere bindiği otobüsün bagajındaki çantadan CD'nin çalındığını, bununla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiğini, CD içeriğinde Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düştükten sonra 7-8 siyah giyimli, kar maskeli kişilerin enkaz alanına inerek ölenlere müdahale ettiğini, ayrıca şahısların telsizle 'Eks oluncaya kadar bekleyeceğiz' şeklinde konuşmaların olduğunu, önceki dilekçe ve beyanlarının da doğru olduğunu beyan ettiği;

şüphelinin Ankara CBS aracılığıyla gönderdiği 16/02/2015 havale tarihli dilekçesinde; (Ötüken Özel Savaş Örgütü) MİT içerisindeki uzantıları tarafından komplo kurulduğunu, önemli bilgilerin kumpas yoluyla kaybedildiğini, tekrar tanık olarak ifade vermek istediğini beyan ettiği; şüphelinin FETÖ/PDY ana çatı soruşturması kapsamında HTS kayıtları alınan ve terör örgütünün tepe yönetiminde bulunan 72 şahsa ait 336 adet telefon numarası arasında yer alan tepe yöneticilerinden Ziya Demirel isimli şahsa ait 505 681 4344 nolu hat ile Erol Ölmez adına kayıtlı 537 ...15 nolu hattın irtibatlı olduğu ve 08/09/2013 tarihinde 17 saniyelik görüşme kaydının bulunduğu, FETÖ/PDY elebaşı Fetullah Gülen'in avukatlığını yapan Nurullah Albayrak'la şüphelinin iletişim kaydının olduğu, Ziya Demirel'in örgüt içerisinde Türkiye Emniyet Mahrem İmamının altında Alevi imam yardımcısı olarak yer aldığı, Nurullah Albayrak'ın örgüt elebaşının avukatlığını yaptığının tespit edildiği görülmüştür.

24/03/2014 tarihli dilekçesi okundu soruldu: 2014 yılı seçimlerinden önce Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatından hemen önce benim Ankara'da Yayla Mahallesi'nde bulunduğum esnada 3 kişi benim yanıma geldi ve MİT mensubu olduklarına dair kimlik gösterdiler ve benimle konuşmaya başladılar. Yazıcıoğlu olayı ile ilgili bir takım şeyler bildiğimi söylediler. 'Eğer bizim dediğimizi yapmazsan seni öldürürüz, evini ve iş yerini biliyoruz, ayrıca çocuğun var' diyerek tehdit ettiler.

Ellerindeki kâğıdı uzatarak 'Bu şekilde ifade ver, sıkıntıların olduğunu biliyoruz, sana para verelim, sıkıntılarını hallet, devamı gelecek' dediler. Ellerindeki kâğıtta ise Muhsin Yazıcıoğlu olayının o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla MİT tarafından düzenlenen bir suikast olduğu yazıyordu, benim bu şekilde ifade vermemi istediler. Ayrıca 'Hakan Fidan infazı gerçekleştirdi' şeklinde söylememi istediler.

O arada tartışma çıktı, bu 3 kişi hem silah gösterdiler. Ben bu 3 kişiyi tanımıyorum, kim olduklarını bilmiyorum. Bu olay üzerine ben de iyice hırslandım ve Ergenekon'da kumpas kuran FETÖ'cü örgütün işi olduğunu anladım ve bu minvalde Yazıcıoğlu'nun ölüm yıl dönümünden önce Ankara'dan Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben 24/03/2014 tarihli dilekçeyi yazmış oldum.

13/01/2015 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan ifadesi okundu soruldu: Ben hatırlamadığım bir tarihte Ankara Çankaya Sakarya Caddesi'nde bulunan kütüphane, mescit, çay ocağı ve internet kafe gibi imkânları olan Kurtuba isimli bir kafede oturuyordum. Dışarıdan iki adam geldi. Ellerinde bir çanta vardı. Bana 'Merhaba Erol Bey' diyerek selam verdiler ve bir kısım tanıdığım insanlardan bahsettiler. Ayrıca bana rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nu sevdiklerini, çok değer verdiklerini, benim de Yazıcıoğlu için mücadele ettiğimi ve sevdiğimi bildiklerini söylediler. Daha sonra çantadan bir laptop çıkararak bir görüntü olduğunu söylediler ve bana video görüntüde Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldürülmesi şeklinde bir görüntü izlettiler. Ben bu görüntüyü izleyince 'Böyle bir şey nasıl olabilir?' diye kendi kendime düşündüm. Sonra bu şahıslar CD'yi hazır bir vaziyette paket lastiği ile paketleyip bana verdiler. Bana bu CD'yi Savcılığa teslim etmem için verdiklerini söylediler. 'Yarın gelip seninle bu konuda ayrıntılı olarak oturup konuşuruz' deyip gittiler.

Ben kendilerine 'Siz kimsiniz, necisiniz; MİT misiniz, Jandarma mısınız?' gibi bir takım sorular sordum. Neden bu CD'yi kendilerinin vermediğini sordum. Onlar da devlet memuru olduklarını, kendilerinin vermesi halinde sıkıntıya gireceklerini, benim Ergenekon davalarında mağdur olduğumu ve Muhsin Yazıcıoğlu için mücadele ettiğimi bildikleri için verdiklerini söylediler. Devamla; bir gün sonra bu kişiler sözlerinde durmadılar. Aynı kafeye gelmediler.

Ayrıca kendi kendime bu CD'yi İstanbul'da daha önce dilekçe verip yargılandığım yer olduğu için oradaki Cumhuriyet Başsavcılığına veririm diye düşündüm.

Aslında Ankara Adliyesi'nde Serdar Coşkun isimli savcıya verecektim ancak çok acele İstanbul'a gitmem gerekti. Ankara'dan Metro Turizm'e ait otobüsle İstanbul'a doğru hareket ettim. CD çantanın içinde, çanta da koltuğun üzerindeki kısımdaki raftaydı. Sonra muavin bu çantayı bagaja koydu. Yolculuk devam ederken otobüs olmayacak yerlerde durdu. Arka arkaya birkaç servis geldi, ben Samandıra'daki Metro tesislerinde indim. Ancak bagajımı yerinde göremeyince araştırmama rağmen bulamadım.

Gördüğüm video görüntüde 7-8 kişi, siyah maskeli, siyah pantolonlu ve silahlı adamlar olay yerine geliyordu. Daha sonra içlerinden bir tanesi Muhsin Yazıcıoğlu'nun elini arkadan bağlayıp, kafasını ayağıyla kara bastırdı ve boğarak öldürdü. Ayrıca İsmail Güneş'e bir kişi tekme attı.

Ayrıca bu olaydan hemen önce Muhsin Yazıcıoğlu silahını ateşledi. 'Biz geldik, devlet geldi, başkan kurtarma ekibiyiz' şeklinde sözler söylemişlerdi. Ayrıca kendi aralarında bir takım konuşmalar da geçti. Görüntüler bu şekildedir.”

EROL ÖLMEZ SUİKAST ÖNCESİ MİT MENSUPLARININ KENDİSİNE SUİKAST İLE İLGİLİ VİDEO İZLETTİRDİKLERİ YALANINI BİLE ATIYOR

O kadar kolay yalan söylemeyi meslek edinmiş ki, yalanı söylemeyi o kadar benimsemiş ki, ifadesinin bir yerinde suikast meydana gelmeden evvel daha elim helikopter olayı ortadan yok iken şu yalanı sıkıyor:

“Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatından hemen önce benim Ankara'da Yayla Mahallesi'nde bulunduğum esnada 3 kişi benim yanıma geldi ve MİT mensubu olduklarına dair kimlik gösterdiler ve benimle konuşmaya başladılar. Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldürülmesi şeklinde bir görüntü izlettiler.

Ortada daha suikast yok! Yanına gelen sözde MİT’çiler kendisine suikast videosunu izletiyorlar. Sonrada ona suikasti “Erdoğan’ın talimatıyla Hakan Fidan yaptı” diye söyle diyorlar. Bu söyledikleri davayı sulandırmaktan başka bir şey değil.

ABDURRAHMAN DİLİPAK: YAZICIOĞLU 2 REKAT NAMAZ KILDIKTAN SONRA İNFAZ EDİLDİ

Yalancı Erol Ölmez’in bahsettiği sözde videoyu, sözde görüntüleri gerçek zanneden bazı gazeteciler de Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili izlemedikleri ve görmedikleri video ve CD'leri sanki görmüşler gibi anlatmışlar, kamuoyunun bir bölümünü de yanıltmışlardır. Yazılı ve görsel medyada sanki böyle bir video varmış, görüntüler varmış gibi dezenformasyon olan haberler yayınlamışlar, programlar yapmışlardır.

Muhsin Yazıcıoğlu suikastinde dezenformasyon yapılmıştır. Dezenformasyon, yanlış veya doğruluğu bulunmayan bilgilerin kasıtlı ve sistemli bir şekilde üretilmesi, yayılması ve kamuoyunu yönlendirmek amacıyla çarpıtılmasıdır.

Bilgi çağında yaşadığımız bu dönemde, bilgiye erişimin kolaylaşması aynı zamanda yanlış bilgiye maruz kalma riskini de artırmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarının hızlı iletişim olanakları, dezenformasyonun (yalan bilginin kasıtlı olarak yayılması) hızla yayılmasına olanak tanımaktadır.

Davayı takip eden avukatlarımız basında çıkan haberler üzerine söz konusu video vb. görüntülerin peşine düşmüşlerdir. İzlediklerini söyleyen şahısların ifadeleri üzerine çok ciddi çalışma yaptılar. Olayın peşini bırakmadılar. Ancak onlar da bir şey bulamadı. Bu güne kadar böyle bir video ve görüntüler tespit edilemedi.

Mahkeme dosyasında buna dair hiçbir bilgi yok; video ve görüntü izleme işleri şehir efsanesine döndü. Bazı gazeteciler bile sanki izlemişler gibi köşelerinde yazdılar ve çizdiler, bunlardan biri de gazeteci Abdurrahman Dilipak’tı.

Gazeteci Abdurrahman Dilipak, katıldığı çeşitli programlarda ve yazdığı yazılarda, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterden sağ kurtulduğunu, ancak daha sonra olay yerinde infaz edildiğini ileri sürmüştür.

Dilipak, Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü alanda "iki rekat namaz kıldıktan sonra" öldürüldüğünü iddia etmiştir. Bu olaya dair "görüntü izleme" konusu, dava dosyasındaki tanık ifadelerine ve bazı iddialara dayanmaktadır.

Abdurrahman Dilipak da benzer bilgilere ve görüntülere atıfta bulunarak suikast iddialarını savunmuş, bu iddialar kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır.

Mesela Avrasya Bir Vakfı tarafından 7 Kasım 2013 günü organize edilen "28 Şubat’ın Bilinmeyenleri" konulu panele konuşmacı olarak katılan gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter düştükten sonra enkaz bölgesine gelen bir tim tarafından iki rekat namaz kıldıktan sonra infaz edildiğini iddia etti.

Muhsin Başkan'ın rolünün biraz farklı olduğunu anlatan Dilipak’ın Milliyet, Habertürk, Türkiye vb. gazetelerde yer alan açıklamaları haber olarak şöyle yayınlanmıştı:

“'Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düşmedi, helikopteri sert iniş yaptı, daha sonra helikopterle gelen bir tim tarafından infaz edildi. İnfaz için gelen helikopter karda kayarak kırıma uğradı. Skorsky... Arkasından Malatya’dan iki helikopter geldi, onlar, onların tekrar ikmallerini yaptılar. Arkasından Akdeniz’deki bir Amerikan gemisinden bir helikopter kalktı, geldi, döndü o da Akropolis üssüne indi. Bu işin içinde Amerika da var, İngiltere de var, bu işin içinde siviller de var, herkes var.' Muhsin Başkan sağ olarak 2 rekat namaz kıldıktan sonra infaz edildi.

Yani içerideki gazeteci de sadece gazeteci değildi, onu da söyleyeyim. Sadece 45 dakikalık telefon görüşmesi yok, o çocuk 45 dakika telefonda görüştü ve daha fazlası da var. Çenesi de ayrık, kırık, çene ayrılmış, konuşamaz. Bunların hepsi infaz. Hatta Muhsin Başkan sağ olarak alındıktan sonra iki rekat namaz kıldıktan sonra infaz edildi. Helikopter düşmedi, sert iniş yaptı, kayaya çarptı”

FURKAN YAZICIOĞLU : DEZENFORMASYONLAR DEVAM EDİYOR:

11 Eylül 2024 günü Habertürk’te katıldığı programda gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak aynı benzer ifadeleri kullanmıştır. Şehit liderimizin oğlu Furkan Yazıcıoğlu ise Habervaktim’e yaptığı açıklamada, ortaya çıkan fotoğrafın fotomontaj olduğunu iddia ederek şunları söyledi:

“Ne zaman soruşturmayla ilgili Savcılık nezdinde bir ilerleme kat edilse bu tür düzmece bilgiler, montaj olduğu besbelli fotoğraflar internete dolayısıyla kamuoyuna servis ediliyor. Dezenformasyon yapılıyor. Ve bunlar bizi çok ama çok üzüyor. Araştırılması ve üzerine gidilmesi gereken çok daha önemli bilgi ve belgeler var oysa. Örneğin olaydan 160 dakika sonra oraya 2 helikopterin indiği bilgisi. İlk defa sizinle paylaştığım bu bilgiyi Savcılık araştırıyor şuan. Ama birileri sanki bunun önünü kesmek istercesine, fotomontaj fotoğraflarla soruşturmayı ve kamuoyunu farklı yerlere yönlendirmeye çalışıyor.”

Furkan Yazıcıoğlu Vatan gazetesine şunları söyledi:

'Fotomontaj yaptılar.' Babamın ölmeden önce namaz kıldığına dair görüntüler fotomontaj. Sosyal medya üzerinden birtakım fotomontaj görüntüler servis ediliyor. Bu tür görüntüler davanın seyrini olumsuz etkiliyor. Bu tür görüntüler Muhsin Yazıcıoğlu'nun maneviyatını da yıpratıyor. Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili namazdan ziyade arama-kurtarmayla ilgili zafiyetin konuşulması gerekir.

Olay çok ciddi ve farklı yerlere gidiyor. Sulandırma operasyonu yapılmak isteniyor. Yazıcıoğlu ailesi olarak kamuoyundan ricamız; aile ve avukatlarımız dışında yapılan hiçbir açıklama, görüntü, söylentiye itibar edilmesin. Fotomontaj görüntülerle davanın seyri oyalanıyor.”

MAHKEME: ŞÜPHELİ EROL ÖLMEZ ZİNCİRLEME ŞEKİLDE YALAN TANIKLIK YAPMIŞ VE SUÇ UYDURMUŞTUR

İddianamede Erol Ölmez için şunlar söyleniyordu:

“Şüphelinin cezaevinde bulunduğu esnada helikopter kazasından yaklaşık 4 ay sonra dilekçe vererek tanık olmak istediği, bilahare alınan tanık ifadesinde; helikopterin düşmesinin sabotaj olduğunu, bu sabotajın arkasında bir devlet görevlisinin olduğunu, kendisinin Ergenekon içerisindeki Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu lideri olduğunu belirterek Yazıcıoğlu olayı ile ilgili olarak Ergenekon soruşturmasıyla ilişkilendirilmeye çalışıldığı, müteakip ifadelerinde ve dilekçelerinde ısrarla bu husustan bahsettiği, azmettirici olarak bir MİT görevlisi ve milletvekilinden bahsettiği, keza ifadesinde sık sık 'MİT', 'Çerkez Ali', 'İstihbarat' gibi bir takım kişi ve kuruluşlardan bahsederek ifadesine sürekli bir gizem kattığı, ifade içeriğinde birçok çelişkinin bulunduğu, MİT tarafından kendisine suikast görüntülerinin verildiğini, Ankara'daki savcılara güvenmediği için CD'yi İstanbul'a götürmeye karar verdiğini beyan ederek önem verdiği böyle bir görüntüyü aracın bagajına koyduğu, sonrasında ise sıradan bir savcıya teslim edeceğini beyan etmesinin kendi içerisinde çelişkili ve kurgu mahiyetinde ifade verdiğinin delili olduğu, şüphelinin önce bir olay kurguladığı ve tanıklık yaptığı, ifadesindeki hususların doğrulanmasını sağlayacak olaylarla ilgili kişilerin ya ölü yahut da ismi bilinmeyen kişiler olduğu, bir kısım iddiaların ise doğrulanması mümkün olmayacak şekilde uydurulduğu, dolayısıyla şüpheli ifadesinin kendisini yalanladığı,

Nitekim önceki ifadelerinde kesin bir yargı ile olayın Ergenekon irtibatlı suikast olduğunu söylemesine rağmen Cumhuriyet Başsavcılığımızca alınan savunmasında; ifadelerin yorum olduğunu söyleyerek yalan tanıklık yapmış olduğunu ikrar ettiği, 17/25 Aralık olayları yaşandıktan sonra ise bu defa keskin bir dönüşle olayın paralel yapıyla ilgisi olduğunu, Başbakan'ın ve MİT Müsteşarının dosyayla ilişkilendirilmeye çalışıldığını beyan ettiği, şüphelinin bu beyanının aslında suç ikrarı mahiyetinde olduğu, nitekim FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün ana hedeflerinden birisinin 17/25 Aralık olaylarına kadar soruşturma dosyasının Ergenekon'la ilişkilendirilmesi, 17/25 Aralık olaylarından sonra ise o dönem Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın olayla ilişkilendirilmesi olduğu, buna dair Fuat Avni, Talebeyi İlahiyat, Önder Aytaç ve Asım Yıldırım isimli örgüte müzahir sosyal medya hesaplarında paylaşımlar yapıldığı,

şüphelinin ilk ifadesinin gazete manşetlerinde, konuyla ilgili yazılan kitaplarda yer aldığı, kamuoyunda geniş yer tuttuğu, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün tepe yönetimiyle irtibatı, ankesörlü arama kaydı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile aynı hedefe matuf olarak soruşturma dosyasını Ergenekon'la ilişkilendirip olayın MİT ve Ergenekon tarafından yapılan suikast olduğu yönünde tanıklık yapmak suretiyle soruşturma dosyasındaki maddi gerçeğin aydınlatılmasının önüne geçerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yararına müdahale edip yönlendirmeye çalıştığı, bu şekilde üzerine atılı yalan tanıklık, suç uydurma, örgüt adına suç işleme suçlarını işlediği anlaşılmıştır.” (İddianame s. 66-70)

EROL ÖLMEZ: CEMAAT BENİ TEHDİT EDEREK HAKAN FİDAN’IN İNFAZI GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİ SÖYLEMEMİ İSTEMİŞLERDİR

Sözde MİT tarafından kendisine suikast görüntülerinin verildiğini söyleyen Erol Ölmez'in, Hakan Fidan ve ekibinin Muhsin Yazıcıoğlu'nu boğarak öldürdüklerini ve bu olaydan önce Muhsin Yazıcıoğlu'nun silahını ateşlediğini söyleyerek olaya gizem katan, hayal mahsulü, gerçek dışı ifadeler verdiği mahkemenin iddianamesinde yer alıyordu.

Ayrıca Cemaat mensubu olduklarını tahmin ettiğini söylediği, tanımadığı o kişilerin “Muhsin Yazıcıoğlu olayının o dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla MİT tarafından düzenlenen bir suikast olduğu yazıyordu, benim bu şekilde ifade vermemi istediler. Ayrıca Hakan Fidan infazı gerçekleştirdi” demesini istediklerini anlatmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili iddialar dezenformasyon ve spekülasyondan başka bir şey değildi. Yalan söylemekte usta olan Erol Ölmez, kendini sürekli gündemde tutmak için yalan söylemiştir. Erol Ölmez gibiler davayı itibarsızlaştırmak için her şeyi yapmışlardır.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com