BirGün
Haber akışına dön

Halk Kazandı

Halk Kazandı

Umut Can Fırtına

Atlantik’in iki yakasındaki tarihi seçimler, dizginlerinden boşanmış sağ popülizm ve otoriterliğin dünyayı sürüklediği karanlığın içinde tarihi birer umut ışığı yaktı.

Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva, ilk turda gerisine düştüğü aşırı sağcı rakibi Flávio Bolsonaro’yu 20 gün içinde tarihi bir geri dönüşle mağlup etti.

Avrupa’da ise Sırbistan, 14 yıllık baskıcı Aleksandar Vucic rejimini sandığa gömen üniversite öğrencilerinin iktidara yürüyüşüne sahne oldu. İki farklı kıtada iki farklı halk faşizme, neoliberal dayatmalara karşı ortak mücadelede birleşerek “başka bir dünyanın” mümkün olduğunu gösterdi.

Brezilya’da 4 Ekim’de yapılan devlet başkanlığı seçiminin ilk turunda sandıktan çıkan sonuç, sadece ülkedeki değil tüm dünyanın sol ve demokratik sonuçları için büyük bir endişe yaratmıştı.

Darbe planlamaktan ev hapsinde bulunan babası Jair Bolsonaro’nun bayrağını devralan aşırı sağcı Flávio Bolsonaro ilk turu önde tamamlamıştı.

Bugünün BirGün'ü

MUCİZENİN YAZILDIĞI ÜÇ HAFTA

Ancak 25 Ekim’deki ikinci tura giden 3 haftalık süreçte rüzgâr tamamen tersine döndü. Lula, yüzde 51,8 oy oranına ulaşarak 4,4 milyondan fazla oy farkıyla birçok ilke imza atarak tarihi bir zafer kazandı.

İlk olarak Lula, 1988 Anayasası’nın kabul edilmesinden bu yana ilk turda kaybetmesine rağmen ikinci turda zaferini ilan eden ilk isim oldu.

İşçi Partisi (PT) adayı ve lideri sadece üç haftada 11 milyon oy daha kazanırken rakibi Bolsonaro, sadece 3,6 milyon elde edebildi.

İkincisi, hiçbir Brezilya devlet başkanı bugüne kadar dört dönem için seçilmemiştir. Yeni dönemi sona erdiğinde, Lula Brezilya'yı ardışık olmayan 16 yıl boyunca yönetmiş olacak ve bu, ülkenin tarihindeki demokratik yollarla seçilmiş en uzun görev süresi.

SAĞ KENDİ AYAĞINA SIKTI

Peki, 81 yaşına saatler kala Lula’nın bir “siyasi mucizeye” daha imza attığı bu üç haftada ne değişti? Seçimin kırılma anlarından biri, iki aday arasındaki canlı yayın tartışmasında yaşandı.

27 Ekim 1945’te yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lula, çocukluğunda ayakkabı boyacılığından fıstık satmaya kadar birçok işte çalıştı. Ergenlik döneminde metal işçisi olan Lula, 17 yaşındayken bir iş kazasında sol elinin serçe parmağını kaybetti.

Siyaset yolculuğu, askeri diktatörlüğün sürdüğü 1975 yılında Metal İşçileri Sendikası’nın başkanlığına seçilmesiyle başlarken beş yıl sonra ülkenin ilk büyük sosyalist partisi olan İşçi Partisi’ni (PT) kurdu.

Lula liderliğindeki PT, kuruluşunun ardından en büyük yerel başarılarından birini 1989 yılında Porto Alegre belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak elde etti.

Lula, sonraki yıllarda ulusal düzeyde yürüteceği Bolsa Família gibi yoksullukla mücadele programlarının ilk yerel provasını bu şehirdeki “Katılımcı Bütçe” gibi pratiklerle gözlemleme fırsatı buldu.

Bolsonaro'nun da Lula’yı geçmişte bir fabrikada geçirdiği iş kazası üzerinden küçümsemeye çalışarak ona canlı yayında “9 parmaklı” demesi, sağ popülizmin kendi ayağına sıktığı altın bir kurşun oldu.

Lula’nın buna yanıtı “17 yaşında, çalışmamam gereken gece vardiyasında çalışırken parmağımı kaybettim. Ya çalışacaktım ya aç kalacaktım. Sen hayatında hiç çalışmadın. İlk işin babanın yanında sahte bir işti. Bir milisin bana ‘dokuz parmaklı’ demesine izin vermeyeceğim. Özür dilemek zorundasın!” oldu.

SESİ KISILANA KADAR

Kampanya stratejisini ilk tur sonrası tamamen değiştiren PT kampanya ekibinin ana odağı haline gelen sosyal medyada milyonlara ulaşan bu yanıt, sınıf bilincini iliklere kadar hissettirdi.

Sosyal medyaki ile sokaktaki hareketlilik, kampanyanın birbirini besleyen iki büyük gücü oldu. İlk turun ardından Lula, kampanyanın son gününe, sesi kısılana kadar milyonlarla buluştu.

Campinas Devlet Üniversitesi’nden (Unicamp) Ekonomi Profesörü Simone Deos’a göre o zamana kadar büyük ölçüde süreçten uzak duran gençler, ülke tarihinin en büyük dijital ve fiziksel mobilizasyonun başrolündeydi.

Mitinglerinde yaptıklarını anlatmanın ötesine geçerek halkın somut sorunlarına karşı yeni hükümet için somut vaatlerini de sunan Lula, geleneksel sağın suçla mücadele vaatlerini bile ajandasına kattı.

YOLSUZLUK REJİMİNİN ÇÖKÜŞÜ

Atlantik’in diğer yakasında, Sırbistan’da ise bambaşka bir tarih yazıldı. 14 yıllık baskıcı, yolsuzluğa batmış ve otoriter Aleksandar Vucic iktidarı, erken parlamento seçimlerinde "Öğrenci Listesi" adlı hareketin karşısında ağır bir yenilgi aldı.

Seçimlere rekor bir katılım sağlayan gençler, Vucic'i pazar gecesi yenilgiyi kabul etmeye mecbur bıraktı.

Öğrencilere bu zaferi getiren kıvılcım, iki yıl önce Novi Sad şehrindeki tren istasyonunda yaşanan ve 16 kişinin hayatına mal olan sundurma çökmesi faciasıydı. Bu olay, rant, yandaş müteahhitler ve yozlaşmış sistemin bizzat halkın üzerine çöküşü oldu.

Novi Sad’da hayatını kaybedenlere adaleti aramak için sokaklara dökülen öğrenciler, iki yıl boyunca amansız bir polis şiddetine, medyayı elinde tutan devasa bir propaganda çarkına ve karalama kampanyalarına boyun eğmedi.

SİYASETİ SOKAKTA ÖĞRENDİLER

Bu iki yıllık süreç, gençler için sokakta kurulan devasa bir siyaset okuluna dönüştü. Geleneksel, koltuğundan memnun hantal muhalefetin aksine deneye yanıla siyaset yapmayı öğrendiler. Kampüslerde, meydanlarda, gözaltı araçlarında örgütlendiler.

Öğrenciler sadece bir seçimi kazanmakla kalmadı, 14 yıllık bir korku imparatorluğunu yıkarak Sırbistan için yepyeni bir hikâyenin ilk cümlesini yazdılar.

Brezilya'daki işçiler gibi, Sırbistan'ın gençleri de değişimin ancak tabandan, inatla ve dayanışmayla gelebileceğini tüm dünyaya gösterdi.

Gençlerin başrolünü oynadığı bu iki tarihi an, son sözü her zaman halkın söyleyeceğini ilan etti.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net