İnsan, inandığı için mi yaşadığı dünyaya anlam verir, yoksa yaşadığı dünyayı anlamlandırırken mi inancının farkına varır?
Hayati Hökelekli Hoca’ya Vefa

Bu sorunun tek bir cevabı olmayabilir. Zira insan yalnız aklıyla düşünen, iradesiyle karar veren, duygularıyla yaşayan bir varlık değildir. Aynı zamanda inanan, şüphe eden, kaygı duyan, korkan, ümit eden; sevinci ve kederiyle kendi varlığının manasını arayan bir varlıktır.
Hayati Hökelekli Hoca’nın ilmî hayatına baktığımda, onun bu insanı anlamaya çalıştığını görüyorum.
“Din Psikolojisi” denildiğinde ilk akla gelen, dinin insan üzerindeki psikolojik tesirlerinin araştırılmasıdır ve burada din ile ona muhatap olan, onu yaşayan ve onunla kendi hayatını anlamlandıran insandır.
Hökelekli Hoca’nın ilim yolculuğunu bu noktadan okumak gerektiğini düşünmekle birlikte, onun yarım asra baliğ olan mesaisini yalnız akademik unvanlarla anlatmanın, onun ilim hayatındaki asıl sürekliliği gözden kaçırmak olacağını sanıyorum.
Çünkü Hökelekli Hoca’nın çalışmalarında insan, çocukluğundan ihtiyarlığına kadar aynı bütünlük içinde yer alır. Çocuk ve gencin dinî gelişimi, ailede değerlerin kazanılması, dinî iletişim, ahlâk eğitimi, ölüm ve ölüm ötesi psikolojisi... Bütün bu süreçlerde değişen yalnız insanın yaşı değil, kendisiyle, başkalarıyla ve Rabbiyle kurduğu ilişkinin toplamıdır ve Hökelekli Hoca’nın ilmî gayretini kıymetli kılan hususlardan biri, kanaatimce, din psikolojisini insan hayatının bu bütünlüğü içinde ele almasıdır.
Nitekim ilk çalışmalarında gençlerin dinî gelişimine yönelirken sonraki araştırmalarında ölüm psikolojisine, aileye, ahlâka ve değerler eğitimine ağırlık vermesi, bir konudan diğerine geçmekten çok aynı meselenin farklı cephelerini araştırması olarak okunabilir.
Burada üzerinde durulması gereken bir başka husus daha var: Din Psikolojisi, modern Batı bilim geleneğinde gelişmiş bir araştırma alanıdır. Dolayısıyla onun kavramlarını, yöntemlerini ve araştırma sonuçlarını bilmeyi gerekir. Fakat bu bilme, insanı kendi inanç ve kültüründen bağımsız, her yerde aynı şekilde davranan soyut bir varlık saymayı gerektirmez. Çünkü psikolojinin bilimsel yöntemlerinden yararlanmak başka, bu yöntemlerle elde edilen her sonucu kültürler üstü ve değişmez bir hakikat saymak başkadır. İnsanı araştırırken onun ait olduğu inanç dünyasını, dilini, kültürünü ve değerlerini de dikkate almak gerekir.
Bu yaklaşımın din psikolojisi bakımından olduğu kadar İslâm düşüncesi bakımından da önemli olduğunu düşünüyorum. Zira insanı yalnız davranışlarından ibaret saymak, onun davranışlarına mana veren niyetini, inancını ve iç dünyasını ihmal etme tehlikesini taşır.
Öte yandan yalnız iç dünyaya yönelip insanın davranışlarını ve içinde yaşadığı toplumsal şartları görmezden gelmek de başka bir eksikliktir. Zira insanı anlamak, onun görünen davranışlarıyla görünmeyen mana dünyasını birlikte dikkate almayı gerektirir.
Bunlardan bakıldığında Hökelekli Hoca’nın Din Psikolojisi sahasındaki hizmeti kitaplarıyla sınırlandırılmamalıdır. Çünkü hocalık, yalnız bildiğini öğretmek değildir. Talebesine soru sormayı, araştırmayı ve gerektiğinde kendi hükmünü yeniden gözden geçirmeyi de öğretmektir. Dolayısıyla Hökelekli Hoca’nın din psikolojisinden değerler eğitimine uzanan çalışmalarını bu minvalde okumak gerektiğine inanıyorum.
Zira değerler yalnız öğretilerek değil, yaşanarak da kazanılır. Bir çocuğa doğruluğu anlatmakla onun doğruluğun yaşandığı bir çevrede yetişmesi aynı şey değildir. Merhameti tarif etmekle merhametli davranmak da öyle. Bu bakımdan Hökelekli Hoca’nın bakışıyla değerler eğitimi, bilginin davranışa, davranışın ahlâka dönüşmesi meselesidir.
Bunlara bağlı olarak Hökelekli Hoca’nın ilim hayatına vefa göstermek, yalnız kitaplarını ve akademik hizmetlerini hatırlamakla da sınırlı kalmamalı; insanın dinî tecrübesini kendi şartları içinde anlamaya, inanç ile davranış arasındaki ilişkiyi araştırmaya, değerlerin insan şahsiyetindeki yerini kavramaya yönelik ilmî gayretinin hakkı da teslim edilmelidir. Zira o, bize yeni cevaplar vermekten önce eski sorularımızı daha doğru sormayı da öğretir.
Son tahlilde Hökelekli Hoca’nın ilim hayatından benim çıkardığım ders şu yöndedir: Doğru sorular ve isabetli cevaplarla insanı anlamadan onun inancının hayattaki tezahürlerini anlayamayız. Bunu anlamadan da insanın sevinçlerini, korkularını, umutlarını, ahlâkî tercihlerini ve varoluşuna verdiği manayı bütünüyle kavrayamayız.
O halde vefayı vedaya bırakmadan söyleyelim:
Allah Hayati Hökelekli Hocamıza sıhhat ve afiyet içinde hayırlı, bereketli ömürler versin. Din Psikolojisi alanında verdiği emeği, yazdığı eserleri ve yetiştirdiği talebeleri kendisi için sadaka-i câriye eylesin.
Hürmet ve muhabbetle ellerinden öpüyorum.
Başlıklar :




