Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birinci açılım süreci döneminde “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız” demişti.
Hem Türk Yüzyılı Hem Türk-Arap-Kürt İttifakı

Erdoğan, son 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajında Bilge Kağan'ın Orhun yazıtlarındaki ünlü sözünü kullanarak “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe Türkiye'yi ve Türk milletini kutlu mücadelesinden hiç kimse vazgeçiremeyecektir.” dedi.
Erdoğan, ikinci açılım sürecinde ise Malazgirt ve Çanakkale zaferlerine Arapları ortak ederek, “Türk-Arap-Kürt İttifakı” söylemi geliştirdi.
Bu bakış açısı, Baba Bush’un danışmanı, Yahudi asıllı Bernard Lewis’in geliştirmek istediği “Orta Doğu Kimliği” ile paralel olduğu gibi Tom Barrack'ın "Osmanlı Millet Sistemi" tavsiyesiyle de uyumludur.
Erdoğan, İlham Aliyev'in ve Macaristan'ın katılmadığı, Kazakistan Devlet Başkanı Tokayev'in “Rusya'yı gözlemci olarak alalım” önerisinde bulunduğu Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, zirvenin temasını “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” olarak belirlediklerini söyledi.
Erdoğan zirvenin kapanış konuşmasını da Dede Korkut'un duasıyla bitirdi:
“Kara dağların yıkılmasın, gölgelice büyük ağacın kesilmesin, taşkın akan görklü suyun kurumasın, koşar iken ak-boz atın sendelemesin, vuruştuğunda kara çelik öz kılıcın çentilmesin... Rabb'im, Türk devletleri olarak dayanışmamızı daim eylesin.”
Burada soru şudur: Hem Türk Arap-Kürt İttifakı hem Türk Yüzyılı nasıl olacak? Türk Yüzyılına Türk-Arap-Kürt ittifakı ile ulaşmak mümkün müdür?
Ayrıca Türkiye’nin ormanlarını yerli yabancı madencilere kestirip su havzalarını da konut alanı haline getirirken Dede Korkut gibi dua etmek ciddi bir çelişki değil midir?
Yine hatırlatayım; Bernard Lewis, 1996 yılında, İstanbul Yapı Kredi Plaza’da verdiği ve benim de dinlediğim konferansında, Türk, Arap, Fars ve Kürt yerine bir Orta Doğu kimliği konulabileceğini ve “Ortadoğu Birleşik Devletleri Federasyonu" kurulabileceği fikrini işlemişti. “Federasyon” kavramı Türkiye’de Turgut Özal tarafından belli belirsiz bir şekilde ortaya atılmış, Talabani de 1996’da “Hayalim İstanbul'un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri'dir” demişti.
Lewis o konferansta Türkiye, Irak, İran'ın yarısı, Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Yemen ve Mısır'ın tek bir federasyonda birleştirilmesini haritayla açıklamıştı. Ben oradaydım.
Daha sonra, İsrail’in de dahil edildiği Doğu Akdeniz Birliği planlanmış hatta bu kavram, MHP’nin 2002 seçimlerinde seçim bildirgesine bile konulmuştu. Şimdi ise varsa yoksa Türk-Arap-Kürt İttifakı ve “Osmanlı Millet Sistemi” diyorlar... İsrail’in 2012 yılında açıkladığı “İran’a karşı Sünni İttifak” projesini “Mekke’yi koruyacağız” diye göstermek doğru mudur? Mekke’ye saldıran da yokken...
Başka bir çelişkiyi de Erdoğan’ın eski metin yazarı Aydın Ünal sergiledi ve “Erdoğan’a bir tuzak kuruluyor olabilir mi? Başta fon krizi olmak üzere, muhtemel riskler çözümsüz bırakılarak Erdoğan’ın altı oyuluyor olabilir mi? Krizin daha fazla aydınlatılması gerekirken her gün daha fazla karanlığa bürünmesi, bende olduğu kadar sizde de ‘Erdoğan’a karşı içeriden bir tuzak’ şüphesini uyandırmıyor mu?” diye sordu.
Erdoğan’a içeriden tuzak kuruluyorsa, bütün yetkilerin tek sahibi olarak bu tuzağı bozmak, karanlık noktaları aydınlatmak, Erdoğan için çok basit değil midir?
Mesela Çin’de, Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonunun eski başkanı Yi Huiman, hakkındaki yolsuzluk soruşturmasının ardından rüşvet suçundan idam cezasına çarptırıldı. İki yıl ertelemeli olarak verilen ceza kapsamında eski yöneticinin ömür boyu siyasi haklarından men edilmesine ve kişisel mal varlığına el konulmasına karar verildi.
Türkiye’de ise fon soygununa ve hisse senedi vurgununa karışanlar AKP’li ise haklarındaki tedbir kararları ya birkaç saat ya da bir gün sonra kaldırılıyor.
Bu durumda “tuzak” nasıl bozulacak?
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, canlı yayında 60 kadar AKP’li milletvekilinin bu işe bulaştığını iddia etti; cevap veren yok...
Esasen, Erdoğan’a değil ama Türkiye’ye büyük tuzaklar kurulduğu, olup bitenlerden bellidir. Türkiye’yi yönetenlerin görevi, ABD ve İsrail’in hazırladığı bölgesel projelere katılmak değil bu tuzakları bozmaktır.





