Sosyal medyada rastladığım “Eyyâmi_Fâtimiye” etiketli bir paylaşımda Şia'nın asırlardan beri tekrar edip durduğu bir yalan yeniden dile getiriliyordu. İddiaya, daha doğrusu «iftiraya» göre Hz. Ali, Hz. Zübeyr ve diğer birkaç sahabî Hz. Ebû Bekr’e bey’at etmeyince Hz. Ömer Hz. Ali’nin de içeride olduğu bir sırada Hz. Fâtıma validemizin evini ateşe vermeye yeltenmiş, engel olmak isteyen Hz. Fâtıma’yı hamile olduğuna bakmaksızın tartaklayıp düşük yapmasına sebep olmuş ve Hz. Ali’yi zorla alıp Hz. Ebû Bekr’e bey’at ettirmiş!1
Hz. Ömer Hz. Fâtıma’nın Evine Zorla Girdi Mi?

Konu İmâmiyye Şiası’nın kaynaklarında geçiyor, evet. Şia, safderûn Sünnî gençlerin aklını çelebilmek amacıyla, el-Mürâca’ât, Leyâlî Bişâver gibi propaganda metinlerinde konunun Sünnî kaynaklarda yer alan sahih rivayetlerde de geçtiğini ileri sürüyor.
Şia›nın, muhtelif vesilelerle vurguladığım propaganda tekniklerini burada da fiilen müşahede ediyoruz. Maddeler halinde zikredecek olursak:
- İddialarına delil olarak zikrettikleri bir rivâyeti Şii kaynaklardan refere ederken, ilgili kaynakların tam künyesini; adını, yazarını, cildini, sayfasını –tarihine, baskısına varıncaya kadar kitabın bütün detaylarını– belirtirler. Söz konusu rivayetin Sünnî kaynaklarda da geçtiği kanaatini uyandırmak için araya birkaç Sünnî kaynağı da –sadece isimlerini zikrederek– sıkıştırırlar. Böylece okuyucu, zikredilen rivâyetin, mesela hem el-Kuleynî’nin el-Kâfî’sinde olduğunu hem de el-Buhârî ve et-Taberî’de yer aldığını zanneder…
- Kullandıkları başka bir taktik, Şii ve Sünnî kaynaklarda farklı lafız ve anlatımlarla nakledilen herhangi bir rivayetin metin itibariyle kendi kaynaklarında geçen şeklini alıp, Sünnî kaynakları da referans olarak zikretmeleridir. Zikrettikleri rivayetler her ne kadar Sünnî kaynaklarda yer alıyorsa da Şiî kaynaklardakinden farklı –ve davalarına delil olmaktan uzak– lafızlarla naklediliyor ve fakat Şiiler böyle yaparak okuyucuda ilgili rivayetin Sünnî kaynaklarda da aynı metinle yer aldığı kanaatinin oluşmasını temin ederler.
- Şia’nın bir başka taktiği, rivayetlerde yer alan birtakım mücmel, kapalı ifâdeleri işlerine gelecek şekilde yorumlayarak bu ifadelerin kendi iddialarına delil teşkil ettiğini iddia etmeleridir. İlgili rivayetlerdeki ifadeleri kendilerince başka yan unsurlarla da destekledikleri zaman okuyucu nezdinde artık o rivayetler delaleti ve sübutu kat’î birer delil hâline geliverir!
- Bir başka taktikleri, iddialarını, tamamen uydurma rivayetlerle isbat etmeye çalışmalarıdır ki, meselenin kilitlendiği noktalardan birisi budur. Şiiler, Ehl-i Sünnet’in tekzip ve cerh ettiği bir kısım ravilerin güvenilir olduğunu, mesela Sünnîler nazarında el-Buhârî’nin Sahih’inin kıymeti ne ise, kendileri nazarında el-Kuleynî’nin Kâfî’sinin de aynı değerde olduğunu söylerler. Netice itibarıyla, Ehl-i Sünnet’in birtakım râvileri cerh edip güvenilmez bulması, Şiîler için herhangi bir şey ifâde etmez. Ve elbette bunun aksi de geçerlidir. Şia da Ehl-i Sünnet’in, güvenilirliğin zirvesinde olduğunu söylediği râvileri, hatta Sahâbe’yi, Selef’i ve imamları cerh eder.
- Bizim rivayet kaynaklarımızdan, tarih kitaplarımızdan birtakım rivâyetler naklederler ki metinlerinde –onların da dediği gibi– bir muğlaklık yoktur; fakat senedleri problemlidir. Meselâ el-Belâzürî’nin Ensâbü’l-Eşrâf’ında, et-Taberî’nin Tarih’inde, İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inde veya Abdurrezzak’ın Musannef’inde geçen bir rivayeti zikrederler ve tam da burada özellikle gençlerimiz, “Bu rivayet bizim kaynaklarımızda geçiyor; öyleyse doğru olmalı” diyerek tereddüde düşer.
Bu ve benzeri “operasyonel” faaliyetler ısrarlı bir şekilde devam ettirildiğinde, özellikle gençler nezdinde bir noktadan sonra gerçeğe dönüşmesi son derece normaldir.
Yazının başında zikrettiğim hadise için “aslısfaslı nedir” diye soracak olursanız, bu yazı için ayrılan yerin detaylı cevaba elvermediği açık. Dolayısıyla cevabı haftaya bırakmak durumundayız.
Hayırlı cumalar…
1 Bkz. Leyâlî Bişâver, 561 vd.



