Diken
Haber akışına dön

İklim Ağı'ndan Türkiye'nin 2040 Enerji Planına Tepki: Kömürden Çıkış Takvimi Yok, Nükleer Var

İklim Ağı'ndan Türkiye'nin 2040 Enerji Planına Tepki: Kömürden Çıkış Takvimi Yok, Nükleer Var

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın COP31 İklim Zirvesi öncesinde açıkladığı ‘Milli Enerji 2040 Planı’nda fosil yakıttan çıkışa yönelik yol haritasının yer almaması tepkiyle karşılandı.

Bayraktar, kamu, özel sektör, akademi ve medya dünyasını buluşturan Milli Enerji 2040 Lansmanı’nda enerjide bağımsızlığı ve elektrifikasyonu hedeflediklerini belirterek, “Türkiye, 2040’ta yüzde 36 elektrikleşmeye ulaşacak” dedi.

17 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İklim Ağı, COP31’in Avustralya’yla birlikte başkanı olan Türkiye’nin enerji dönüşümü için atması gereken en acil adımlardan biri olan kömürden çıkış takviminin planda yer almadığını vurguladı.

İklim Ağı’na göre elektrifikasyon hedeflerinin fosil yakıtlardan çıkış için somut bir takvim ve planla desteklenmemesi enerji dönüşümünün temel amacını zayıflatıyor: “Elektrifikasyon tek başına karbonsuzlaşma anlamına gelmiyor; elektrik üretiminde kömür ve gaz bağımlılığı devam ettiği sürece bu hedefin iklim krizine çözüm üretmesi mümkün değil. Gerçek bir enerji dönüşümü için elektrifikasyonun fosil yakıtlardan çıkış ve yenilenebilir enerji kapasitesinin hızla artırılmasıyla birlikte hedeflenmesi gerekiyor.”

İklim liderliği ve fosil yakıt yatırımı el ele

Planda kömür yatırımlarına teşvikin devam edeceği, gaz ve petrol yatırımlarının da artırılacağının ifade edildiğini hatırlatan ağ şöyle devam etti: “Türkiye’nin enerji dönüşümünde fosil yakıtlardan uzaklaşmak yerine mevcut bağımlılığını derinleştirmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Bunun yanında planda nükleer enerjinin de payı artırılıyor.

COP31 Başkanlığı ve ev sahipliği yapacak Türkiye’nin bir yandan iklim liderliği iddiasında bulunurken diğer yandan fosil yakıt yatırımlarını büyütme hedefini ortaya koyması, dünyaya verilen son derece çelişkili ve kaygı verici bir mesaj.”

Türkiye’nin halihazırdaki elektrik üretiminin üçte biri kömürden, bunun da yüzde 60’ı ithal kömürden sağlanıyor. Planda kömürlü termik santrallerin planlı ve kademeli olarak kapatılması bir yana, kömürden elektrik üretimi için teşviklerin devam edeceği belirtiliyor.

Ağ, talebini net biçimde vurguladı: “Kömüre yönelik kamu destekleri sonlandırılmalı, madencilik için acele kamulaştırma kararlarına son verilmeli, yeni kömür projeleri durdurulmalı, yöre sakinlerini ve işçileri koruyan adil geçiş politikaları oluşturulmalı.”

Nükleer santral pahalı bir elektrik üretim yöntemi

Planda Türkiye’nin yeni nükleer santraller kurması da yer alıyor.

Bunu endişeyle karşılayan ağ, nükleer enerjinin kaza riski, radyoaktif atık sorunu ve uzun inşaat sürelerinin yanında hâlâ en pahalı elektrik üretim yöntemlerinden biri olduğunu hatırlattı: “Nitekim Akkuyu Nükleer Santrali için 12,35 ABD doları cent/kWh alım garantisi verilmişken 2025 YEKA yarışmalarıyla rüzgâr ve güneş enerjisi için sunulan 3,50 avro cent/kWh ve 3,25 avro cent/kWh tutarındaki alım garantileri bu tutarın yaklaşık üçte birinin altında. Küçük modüler reaktör (SMR) gibi yeni nesil reaktörlerde de durum farklı değil. Yüksek maliyet ve atık sorunları çözülemiyor.

Üstelik nükleer yatırımlar, güneş ve rüzgâr gibi çok daha ucuz, hızlı devreye alınabilen ve emisyonları bugün azaltabilecek yenilenebilir enerji yatırımlarını da geciktirme ve enerjide dışa bağımlılığı artırma riski taşıyor.”

Plan yüzde 77 yenilenebilir kapasite hedefi öngörüyor. Ağ, Türkiye’nin potansiyeli dikkate alındığında bunun hala yetersiz olduğunu savundu. Ayrıca hedefin yüzde 100 yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı bir elektrik sistemi olması gerektiğini söyledi.

Elektrifikasyonu da kapsayan yenilenebilir enerjiye dayalı enerji dönüşümünün adil, doğayla uyumlu, enerji demokrasisini güçlendiren bir anlayışla olması gerektiğini söyleyen ağ, açıklamasında şunları söyledi:

“Dönüşüm, yerel yönetimlerin, enerji kooperatiflerinin ve toplulukların enerji üretimine ve karar alma süreçlerine katılımını desteklemeli, yöre halkının hakları ve geçim kaynakları korunmalı ve ekonomik faydalar topluluklarla paylaşılmalı ve maliyetler düşük gelirli hanelere yüklenmemeli. Ayrıca kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesinde insan hakları, çalışan hakları ve ekosistemler güvence altına alınmalı; hassas doğal alanlar madencilikten korunmalı.”

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
diken.com.tr