Şiddetli yağışlar ve su baskınları, kentlerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı hazırlığını yeniden gündeme taşıdı.
İklime Dirençli Kentler Mümkün

Son haftalarda etkili olan şiddetli yağışlar ve su baskınları, kentlerin aşırı hava olayları karşısındaki kırılganlığını yeniden gündeme taşıdı. İstanbul dahil farklı kentlerde yaşanan olumsuzluklar, altyapının, planlamanın ve iklim değişikliğine uyumun önemini hatırlattı. Ancak iklime dirençli kentler yalnızca taşkınlara hazırlıklı kentler değil. Aşırı sıcaklardan kuraklığa, enerji kesintilerinden sağlık hizmetlerine kadar yaşamın bütününü düşünmek gerekiyor.
ISINAN DÜNYA
Birleşmiş Milletler’in 2018 tarihli Dünya Kentleşme Beklentileri raporuna göre dünya nüfusunun yüzde 55’i kentsel alanlarda yaşıyordu. Bu oranın 2050’de yüzde 68’e ulaşması öngörülüyor. Kentlerde yaşayan nüfusun artması, iklim değişikliğine uyumlu altyapı ve planlamayı daha da önemli hale getiriyor.
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre küresel ısınma, birçok bölgede şiddetli yağışların sıklığını ve yoğunluğunu artırıyor. Sıcak hava dalgaları da daha sık ve yoğun yaşanıyor. Her aşırı hava olayını doğrudan iklim değişikliğine bağlamak doğru değil; ancak değişen iklim, kentlerin karşı karşıya olduğu riskleri büyütüyor. Bu risklerin afete dönüşmesinde yapılaşma biçimi, altyapı kapasitesi ve toplumsal eşitsizlikler de belirleyici.
Kentlerde asfalt ve beton gibi geçirimsiz yüzeylerin artması, yağmur suyunun toprağa sızmasını güçleştiriyor. Dere yataklarının değiştirilmesi ve yeşil alanların azalması taşkın riskini büyütebiliyor. Yoğun yağışlarda altyapının yetersiz kalması, yapıların zarar görmesine ve can kayıplarına yol açabiliyor. Üstelik bu afetlerden yalnızca insanlar değil, kentleri birlikte paylaştığımız sokak sakinleri de etkileniyor.
SÜNGER KENTLER
İklime dirençli bir kent, yağmur suyunu yalnızca borularla uzaklaştırmaya çalışmaz. Suyu tutabilen, toprağa sızdırabilen ve doğal su döngüsünü koruyabilen bir yerleşim düzeni gerekir. “Sünger kent” yaklaşımı; yağmur bahçeleri, geçirgen yüzeyler, yeşil çatılar ve sulak alanlarla suyun düştüğü yerde yönetilmesini hedefliyor. Ancak bu çözümlerin güçlü altyapı ve doğru kent planlamasıyla desteklenmesi gerekiyor.
Su yönetimi yalnızca aşırı yağışlarla ilgili değil. Kuraklık, içme suyu kaynaklarını ve tarımsal üretimi de tehdit ediyor. Su kayıplarının azaltılması, yağmur suyunun toplanarak değerlendirilmesi ve su havzalarının korunması, kentlerin kuraklığa hazırlığının önemli parçaları.
ENERJİ GÜVENLİĞİ
Dirençli bir kentte elektrik, ulaşım, iletişim ve sağlık sistemlerinin aşırı hava olaylarında çalışmaya devam edebilmesi gerekiyor. Sellerde elektrik altyapısının zarar görmesi veya sıcak hava dalgalarında artan soğutma talebinin şebekeyi zorlaması, bir riski başka bir krize dönüştürebiliyor. Kritik altyapının korunması, yedek enerji sistemleri ve acil durum planları bu nedenle önem taşıyor.
Enerji verimli binalar ve yenilenebilir enerji kullanımı, emisyonların azaltılmasına katkı sağlıyor. İklim uyumu açısından ise elektrik şebekelerinin dayanıklılığı, hastanelerin ve su tesislerinin kesintisiz çalışması, aşırı sıcaklarda güvenli serinleme alanlarının oluşturulması gerekiyor. Ağaçlar ve yeşil alanlar da hem kent sıcaklığını düşürmeye hem yağmur suyunu yönetmeye yardımcı oluyor.
ORTAK SORUMLULUK
Kentlerin iklim değişikliğine hazırlanması; merkezi ve yerel yönetimlerin, bilim dünyasının, özel sektörün, sivil toplumun ve kent sakinlerinin iş birliğini gerektiriyor. Risk haritalarının güncellenmesi, altyapının güçlendirilmesi, yeşil alanların korunması ve karar süreçlerine katılım, ortak bir planın parçaları olmalı.
Antalya’da düzenlenecek COP31’in eylem gündeminde iklim dirençli kentler de bulunuyor. Ancak dayanıklılık yalnızca zirvelerde verilen taahhütlerle sağlanamaz. Uygulanabilir planlara, finansmana, denetime ve şeffaflığa ihtiyaç var.
HERKES İÇİN DAYANIKLILIK
İklim riskleri herkesi aynı ölçüde etkilemiyor. Bodrum katlarında yaşayanlar, düşük gelirli mahalleler, yaşlılar, çocuklar, engelliler ve açık alanda çalışanlar farklı tehlikelerle karşı karşıya kalabiliyor. Erken uyarıların erişilebilir olması, mahalle ölçeğinde afet hazırlığı ve güvenli kamusal alanlar bu nedenle toplumsal bir ihtiyaç. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2025 Uyum Açığı Raporu’na göre gelişmekte olan ülkelerin uyum finansmanı ihtiyacı, 2035’te yılda 310–365 milyar dolara ulaşabilir.




