AKP iktidarının yıllardır uyguladığı politikaların yarattığı umutsuzluk resmi verilere yansıdı. TÜİK’in açıkladığı 2025 verilerine göre, beyin göçü, veri setinin tutulmaya başlandığı 2015’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Yüzde 4 ile İstanbul'un başı çektiği kaçışın arkasında ise uzmanlara göre, derinleşen ekonomik kriz, uygulanan politikalar ve bunlarla bağlantılı olarak gelecek kaygısı yer alıyor. Sosyologlar, kalanlar için ise kamusal hizmetlerin ve kurumların çöküşüne dikkat çekiyor.
İktidarın Politikaları Umutsuzluğu Derinleştirdi: Beyin Göçünde Zirve

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) “Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri, 2025” verilerini yayımladı. Verilere göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı bir önceki yıla göre artarak yüzde 2,2’ye yükseldi. Oran erkeklerde yüzde 2,7, kadınlarda yüzde 1,8 olarak gerçekleşti. Veri, veri setinin tutulduğu 2015 yılında beri görülen en yüksek seviye olarak kaydedildi.
İstanbul, yüzde 4 ile beyin göçü oranının en yüksek olduğu il olurken, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Yalova onu izledi. Oranın en düşük olduğu kent ise yüzde 0,2 ile Siirt oldu. Siirt’i Hakkâri, Kilis, Van ve Bitlis takip etti.
ETKENLER ORTADA
Uzmanlar, göç kararının arkasında ekonomik ve yapısal faktörlerin yanı sıra liyakat sorunları, geleceği görememe kaygısı, siyasi belirsizlikler ve toplumsal değer farklılaşmaları gibi etkenler olduğunu söyledi.
Sosyolog, Galatasaray Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Hakan Yücel, göç etmek isteyen kitlenin daha fazla olduğuna işaret etti. Göç profiline dikkat çeken Yücel “Göç eden kitlede önemli bir değişim yaşanıyor. Artık eğitimli, yabancı dil bilen ve nitelikli beyaz yakalı kişiler göç ediyor. Nitelikli öğrenciler, lisanstan itibaren yurt dışına gidiyor, çalışıyor ve önemli bir bölümü geri dönmüyor. 30 sene önce sadece başarısız öğrenciler yurt dışına okumaya giderdi. Çünkü birinci basamak sınavını kazanmak, kayıt yaptırmak için yeterliydi. Şimdi ise büyük çoğunluk yurt dışında lisans okumak istiyor” dedi.
Gençlerin özellikle ekonomik, siyasal belirsizlik ve liyakat sorunları sebebiyle göç ettiğini vurgulayan Yücel, “Gelecek güvensizliğinin çok boyutu var. Sadece siyasal, ekonomik boyut değil, aynı zamanda toplumsal sorunlarla da ilişkili. Potansiyelle yükselmeye olan inanca bakarsak, ülkede oldukça düştü. Bu özellikle bürokraside, devlet kurumlarında çalışmak isteyenler, onu tasarlayan öğrenciler için geçerli. Hatta akademi için de geçerli. O zaman da kendine ve potansiyeline güvenen bir genç, Türkiye'deki koşullara güvenmediği için kariyerini yurt dışında arıyor. Önemli bir bölümü de bunu başarıyor” dedi.
NİTELİK KAYBI YARATIYOR
Yücel, özellikle eğitimli genç nüfusun ve en iyi potansiyele sahip bireylerin ülkeyi terk etmesi, Türkiye'de her alanda nitelikli insan kaynağı kaybına, kurumların ve kamu hizmetlerinin zayıflamasına ve genel bir gerilemeye yol açacağını da ifade etti. Yücel şöyle konuştu: “Nüfusun bir bölümünün göç etmesi tek başına bir sorun değil. Ama unutmamamız gereken bir durum var ki bunlar göç edebilen gençler. Yani kendi yaş grubunun en iyileri. Dolayısıyla bu toplumda vasatlığın yaygınlaşmasına neden oluyor. Mesela hekimleri düşünsek, kendilerine aynı zamanda masraf da yapılmış, tecrübe edinmiş kişiler. Yurt dışına gittiği zaman bu çok büyük bir kayıp oluyor. Yani aslında durum nüfusun %1, %2'sini kaybetmek değil. Dolayısıyla Türkiye'de kurumları ve kamu hizmetini zayıflatan bir şey, sağlıktan başlar eğitime kadar gider… Batı en iyilerini alıyor. ‘Başarılı’ kişiler aslında Türkiye'de kalsa çok fazla katma değer üretebilecek. Bir de göç etmek isteyen ama çeşitli nedenlerle göç edemeyenler var. Bunlar da mutsuz bir grubu oluşturuyor. Gençlerde mutsuzluk, gelecek kaygısı çok yaygın. Kendi ülkesinde yabancı gibi ‘yaşayanlar’ var. Bu da ülkenin geleceğine yapılan işlerin verimine yansıyor.”
ÇOK BOYUTLU SORUNLAR
Sosyolog, Yeditepe Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Demet Lüküslü de ekonomik, politik nedenler ve güvencesizlik gibi çok boyutlu faktörlerin göçü artırdığına işaret etti. Lüküslü şu ifadeleri kullandı: “Ben yaptığım araştırmada beyin göçü kavramının tam da yaşananı anlatmadığını düşünüyorum. Göç etmeyi, başka bir ülkede hayat kuran kişiler tam olarak bu ülkeye dair her şeyi terk edip gitmiyorlar. Sevdiklerini, yaşadıkları kenti ve ülkeye dair hayallerini de alarak bir başka ülkeye taşıyorlar. Bağları da ilişkileri de devam ediyor. Üstelik bazı önemli örneklerde görüyoruz ki katkıları da devam ediyor. Burada bence önemli olan buranın bir cazibe merkezi olmayı, umutların yeşerdiği bir yer olma özelliğini kaybediyor olması” dedi.
VAKIF ÜNİVERSİTESİ MEZUNLARI DAHA ÇOK
Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı yüzde 1,9’a yükselirken, vakıf üniversitesi mezunlarında yüzde 4,4 olarak kayıtlara geçti. Raporda şu veriler ön plana çıktı:
Vakıf üniversitelerinden mezun olanlar arasında en yüksek oran yüzde 8,6 ile tam burslu eğitim alanlarda görüldü.
Eğitim ve öğretim alanları incelendiğinde, beyin göçü oranının en yüksek olduğu alan yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojileri oldu.
Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki beyin göçü oranı erkeklerde yüzde 8,2, kadınlarda yüzde 5,1 olarak kaydedildi.
Lisans programları arasında en yüksek beyin göçü oranına sahip bölüm yüzde 13,1 ile moleküler biyoloji ve genetik oldu.
En çok Almanya’ya
Yükseköğretim mezunlarının en çok göç ettiği ülke Almanya oldu. Almanya’yı yüzde 16,9 ile Amerika Birleşik Devletleri, yüzde 10,5 ile Birleşik Krallık, yüzde 8,3 ile Hollanda ve yüzde 5,2 ile Kanada izledi.
Almanya’ya göç eden mezunlar arasında bilgisayar mühendisliği mezunları en büyük paya sahip oldu. Bilgisayar mühendisliği, Birleşik Krallık ve Hollanda’yı tercih eden mezunlar arasında da öne çıktı. ABD’ye göç edenler arasında elektrik-elektronik mühendisliği, Kanada’ya göç edenler arasında ise işletme mezunları en büyük paya sahip lisans programları olarak kaydedildi.
İstanbul ilk sırada
Beyin göçü oranının en yüksek olduğu iller İstanbul, Ankara ve İzmir oldu. Bu üç kenti, Eskişehir, Yalova ve Bursa izledi. Cinsiyete göre ilk üç kentin verileri şöyle:




