Hasan Kanaatlı Independent Türkçe için yazdı
İnançlara Göre Kıyamet Savaşı Mutlaka Olacaktır

Yeryüzündeki "semavi inançlarda" kıyamet siyaseti ve milletler arası kanlı hesaplaşmaları şöyle izah etmek mümkündür:
Gerçek şu ki genelde dünyada ve özelde ise Ortadoğu'da ortalık hayli bozulmuştur. Daha açıkçası; o eski dünya düzeni yıkılıp gitmiştir, yenisini kuracak aklı başında liderler de yok gibidir.
Dolayısıyla, şayet dünya karışık bir durumda ve kaos döneminin başlarındadır dersek, yerinde olur. Ukrayna, Rusya, Filistin, İran, Yemen, Suudi Arabistan, ABD ve İsrail savaşı vs. gibi savaşlar, başını alıp gitmiştir.
Yemen ile ABD destekli Suudi Arabistan'ın savaşı ortadadır. Duyarsızlık ve belirsizlik daha da artıyor ve hatta daha da artacaktır. Diğer bir ifadeyle, insanlar şaşırmış durumdalar.
Televizyon ve sosyal medyadaki kimi uzmanlar, sanki hiçbir şey olmamış ve değişmemiş gibi açıklamalarda bulunuyorlar. Bakıyorsunuz ki aylardır ya da yıllardır petrolü, faizi, füzeyi ve nükleer gücü konuşuyorlar.
Fakat gözden kaçırdıkları bir şey vardır; o da "dünyayı etkileyen ve çekip çeviren aktörlerin, günümüzde kutsal bir senaryoya oynadıklarına inanarak bu işi yapıyor olmalarıdır. Bu durum, onların davranışlarını güçlü bir şekilde etkilemektedir."
Kısacası; günümüzde yaşananları sadece dünyevi ve objektif unsurlarla anlamaya çalışırsanız yanılırsınız. Bilhassa Ortadoğu'daki siyasiler, halklar, hatta elitler bile kutsal kitap ve metinlere göre davranmaktalar.
Kıyametin yaklaştığı düşüncesiyle, kendilerini kutsal bir savaşın içerisinde farz ediyorlar.
Bugün İran'dan İsrail'e, radikal Müslümanlardan Beyaz Saray'daki dev lobilere kadar herkes, aynı şeyin peşindeler. Bugünkü savaşlar, sadece parayla ve askerî kuvvetle yapılan bir şey olmaktan artık çıkmıştır.
Kıyamet beklentisi ve yaklaşan bir kurtarıcı inancı, Ortadoğu'yu yakıp yıkmaktadır. Bu durum, birey ve devletleri daha uzlaşmaz, daha katı ve daha gözü kara yapıyor.
Öyle ya, kıyamet çok yakınsa ve eğer kıyamet koptu kopacaksa ve siz de doğrudan Tanrı'nın arzusunu yerine getiriyorsanız, kimden korkar ve kiminle uzlaşma yoluna gidersiniz ki?
Ve yine hangi nedenden dolayı taviz verirsiniz ki?
Aşırı Şii, Sünni, dindar Yahudi ve Evanjelist Amerikalılar, daha açıkçası birbirinden çok farklı sandığımız bu 4 grup, aslında aynı şeye inanmaktalar.
Yani bunların hepsi kıyameti çok yakın görüyor ve artık bu dünyadan çok öbür dünyayı düşünmeliyiz diyorlar.
Bunların ikinci ortak düşünceleri ise şöyledir:
Dünyayı kurtaracak lider veya kurtarıcı, hemen yarın veya öbür gün gelebilir. Müslümanlara göre bu kurtarıcı kişi, Hz. Mehdi'dir. Yahudilere göre Meşiah veya Meşiyah'tır. Radikal Hristiyanlara göre ise Mesih, yani Hz. İsa'dır. İsa'nın göklerden geleceğine Müslümanlar da inanıyor ve geri dönecektir diyorlar.
Müslüman inancına göre Hz. İsa (as), yeryüzüne, yani Şam'daki beyaz minareye inecek ve Hz. Mehdi'ye tabi olacaktır. Onunla Deccal'a karşı mücadele edecek ve Deccal'ı yeneceklerdir.
Hristiyanlar Deccal için "Antikrist" veya Hz. İsa'nın karşıtı diyorlar.
"Mehdi" kelimesinin anlamı
"Mehdi" kelimesinin İslam'daki anlamı, "doğru yola iletilmiş, hidayete erdirilmiş ve başkalarını da doğru yola götürmesi için seçilmiş, kendisine hidayet verilmiş kişi" demektir. Arapçada he-de-ye kökünden geliyor.
Yani hidayet kelimesi gibi "Hadi", "Yehdi", "Mehtedi" kelimeleri gibi, aynı kökten geliyor. "El-Mehdi", bu kökün ism-i meful kalıbıdır.
"Mehdi"; kendisine hidayet verilmiş olandır. Yani kendi kendisine rehberliği üreten kişi değil, Allah tarafından rehber olarak seçilmiş ve bilgi verilmiş olan kişidir. Yine Allah tarafından, diğer kişileri de doğru yola çeksin diye görevlendirilmiştir.
İslam geleneğinde ahir zamanda zuhur edecek, gelecek, görülecek, belirecek beklenen kurtarıcı anlamı, bu kelimenin üzerine binmiştir.
Kurtarıcının zuhurunda baş gösterecek alametler
Semavi dinlere mensup din adamlarına göre kutsal kitaplarda anlatılan en önemli tüm kehanetler, tüm hakkı verilen şeyler, birebir gerçekleşti ve gerçekleşmeye de devam ediyor.
Bunlara "alametler" diyoruz. Bazı din adamları, "kıyamet alametleri ardı ardına oluyor" diyor.
Bu görüşlere göre kuraklık, savaş, tabii afet, toplumsal çöküş, yozlaşma vs. gibi şeylerin her biri tesadüfi değildir. O türden din adamlarına göre bunlar, kıyametin alametleridir ve yine hepsi de o büyük günün habercisidirler.
Kurtarıcıyı bekleyenler o inançlarında hayli samimiler
Yukarıda isimlerini verdiğim bu 4 ekole mensup bu gibi aşırı insanların inanışları tamdır ve hiçbir şeyi de sorgulamıyorlar.
Bunlara "sabit inançlı" ya da "kesin inançlı" da diyebilirsiniz. Onlar, olacaklara "iman" dairesinde inanıyorlar.
Yarın bu kurtarıcı gelecek, hepimizi kurtaracaktır. Hz. İsa (as) gökyüzünden inecek ve hepimizi kurtaracaktır.
Ve yine "Hz. İsa (as) gökyüzünden inecek ve Deccal'ı yenecektir" gibi görüşlerinde gayet samimi ve son derece de katıdırlar. Bu türden görüşleri asla tartışmaya açık değildir.
"Ahiret" en son demektir. Yani "sondan da sonra".
"Ahiret" kelimesi de oradan geliyor.
Kurtarıcıya inananlar şöyle düşünüyorlar: "Ahiret" zamandır.
Yani insanlığın son çağındayız ve dananın da kuyruğu kopmak üzeredir.
Kurtarıcının zuhur tarihi belli mi?
Kurtarıcıyı bekleme inancının tarihini kesin olarak bilinmemektedir. Eldeki kutsal metinlere bakıldığında o inanış, ilk önce Yahudilikle başladı. Bundan dolayı da bu hususta ilk önce Yahudilikteki görüşle başlarsak doğru bir iş yapmış oluruz.
Yahudiler içerisinde, yaşadığımız çağın ahir zaman olduğunu düşünenler arasında, kendi "kurtarıcılarını", yani "Moşiah" ya da "Moşiyah"ı bekleyenler vardır.
Yahudi inancına göre "Moşiah/Moşiyah" gelince tüm Yahudileri bir araya toplayacak ve Kudüs'te üçüncü tapınağı kuracaktır.
Yine onların inançlarına göre söz konusu tapınağı ilk kez MÖ 10. yüzyılda inşa eden Hz. Süleyman (as) peygamberdir.
Şayet böyle ise ve onun 10. yüzyılda kurulduğuna inanılıyorsa, o takdirde onun yapımı, Türkiye'de bulunan "Göbekli Tepe" dönemi ile aynı zamana tekabül etmektedir.
Fakat tapınağın tarihi hayli tartışmalıdır. Hz. Süleyman ne zaman geldi, 5. yüzyılda mı, 10. yüzyılda mı, bunu bilmek çok zordur. Fakat MÖ 586 yılına gelindiğinde Hz. Süleyman'ın kurduğu 1. tapınak Babilliler tarafından yıkıldı.
Daha sonra aynı tapınak harabeleri üzerinde yeniden inşa edildi. Ama Romalılar MS 70'te bu tapınağı da yıktılar. İşte inanışa göre aynı tapınak, Kudüs'te Tapınak Tepesi üzerinde yeniden inşa edilecek ve bunu yapacak kişi de Yahudilerin kurtarıcısı "Moşiyah" olacaktır.
Sorun şu ki Yahudilerin tapınak inşa etmek istedikleri yerde, yani "Bet Ha Mikdaş"ta Müslümanların da kutsal saydığı "Kubbetü's-Sahra" ve "Mescid-i Aksa" vardır.
Tarihi anlaşmalar gereği Tapınak Tepesi'nin fiilî idaresi "İslami Vakıflar"dır ve İsrail polisinin buradaki tek yetkisi çevredeki güvenliği sağlamaktır.
Buna rağmen Tel Aviv yönetimi Mescid-i Aksa'yı kullanılmayacak hâle getirmek için elinden geleni yapıyor. "Bunun altında Hz. Süleyman'ın tapınağı vardır ve onu biz ortaya çıkaracağız" diyorlar.
Küçük ama örgütlü Yahudi grupları bu tepede düzenli olarak dua ediyorlar. Hem orada ibadet ediyorlar hem de Müslümanları taciz ediyor ve rahatsızlık veriyorlar. Ayrıca onlar 3. tapınağın kurulmasını da bekliyorlar.
"Moşiyah" ne zaman gelecektir?
Günümüzde pek çok Yahudi din adamına göre "Moşiyah"ın gelişi çok yakındır. Bunun için bazı alametler de öne sürüyorlar. Kırmızı düvenin ortaya çıkmak üzere olduğunu söylüyorlar.
Bu görüşe göre Yahudilerin Moşiyah için uygun ortamı sağlaması gerekiyor. Kolaylaştırıcı olmaları gerektiğini düşünüyorlar.
Netanyahu hükümetinde son derece etkili olan dindar Yahudilere göre İsrail devleti, Suriye ve Lübnan gibi ülkeleri ele geçirecek, Tevrat'ta tanımlanmış o büyük İsrail'i kurmak zorundadır.
Bu, dünyevi bir şey değildir. Yani Netanyahu böyle buraları fethedip şan şöhret elde edeyim diye bunları istemiyor. O ve onun gibi düşünenlere göre İsrail'i büyütmek Tanrı'nın emridir.
Hristiyanlıktaki "Armagedon"un, İslam'daki "Melheme-i Kübra"nın (Büyük savaş) Yahudilikteki karşılığı "Gog-Magog" (Yecüc Mecüc) savaşıdır.
Armagedon adı da zaten İbranicedeki "Har Megido" dağından gelir. Hristiyan Vahiy Kitabı bu yeri "evrensel son savaş sahnesi" hâline getirdi ve öyle sundular.
Yahudi metinlerinde kıyamet savaşı nerede vuku bulacaktır?
Yahudi metinlerinde asıl büyük savaş, Kudüs'te ve İsrail dağları üzerinde gerçekleşecektir. Yahudi inanışına göre kuzeyden gelecek kâfir milletler ordusu, suru olmayan, yani savunmasız kalmış İsrail'e saldıracaklardır.
Yahudiler bu saldırıyı ancak dağlık kesimlerde durdurabileceklerdir. Bu iddiaya göre Moşiyah, bir iddiaya göre ise Tanrı, bizzat kendisi salgın hastalıklarla, sel ve diğer afetlerle bu orduyu (kuzeyden İsrail'e doğru gelecek olan kâfir ordularını) yenecektir. Talmud külliyatında da bu olay en son savaş olarak sayılır.
Bu anlatıya baktığımızda Netanyahu'nun "Moşiyah"ın gelişini kolaylaştırmaya çalıştığını açıkça görebiliriz. Aynı şekilde İsrail'in Suriye ve Türkiye'nin Suriye topraklarına üs kurması konusunda neden bu kadar hassas olduğunu da anlayabiliriz.
Büyük ihtimalle Netanyahu kabilesindeki bazı bakanlara göre kuzeyden gelecek kâfir ordusu, büyük ihtimalle Türkiye'den gelecek bir ordudur.
Ya da bazıları bunun Rusya'dan gelebilecek bir ordu olduğunu söylüyorlar. Veya diyorlar ki işte Araplar bir araya gelir ya da İran bir araya gelir, Suriye ile birleşir ve Suriye üzerinden, yani kuzeyden o kâfir milletler koalisyonu İsrail'e saldırır diye görüş beyanında bulunuyorlar.
Müslümanların bir Mehdi, yani kurtarıcı beklemeleri elbette önemli ve siyasi davranışlarını da ister istemez etkiliyor. Ancak İsrail, Netanyahu döneminde teopolitik ile reel politik arasındaki sınırları kaldırdı ve kendince Tevrat'a göre bir dış politika izlemeye başladı.
Siyonizm ilk başlarda laik ve seküler bir anlayış ve ideoloji iken daha sonraları onun son derece katı bir dinciliğe kaydığını görebiliyoruz.
İsrail'in de son 20-25 yıllık politikalarında Tanrı'yı ve Moşiyah'ı kıyamete zorlayıcı çaba gösterdiği açıkça görülebiliyor. Yani
Netanyahu, Yahudi kıyamet anlayışını devlet politikasına çevirdi. Bu da İsrail'i katıksız, saldırgan ve uzlaşmaz bir güce çeviriyor.
İslam âleminde olduğu gibi Yahudi kıyamet literatüründe de günümüz olaylarına benzetilebilecek pek çok kehanet ve belirti olduğunu söyleyebiliriz.
Yahudi inancındaki kurtarıcı konusunu işledikten sonra şimdi de Hristiyanlıktaki beklenen kurtarıcı konusunu ele alacağız.
Hristiyan teopolitiği, uluslararası ilişkilerini anlamak için günümüzde belki de Yahudi ve İslam inanışlarından daha çok önem arz etmektedir.
Çünkü Amerikan yönetimlerinin hem bölgeyi hem de tüm dünyayı derinden etkileme gücü vardır. Zira adamların nükleer silahı, donanmaları, uçak gemileri, füzeleri ve şunları bunları vardır.
Eğer sahip oldukları bu güçlerini dinî saiklerle kullanırlarsa neler olabileceğini varın siz tahmin edin.
Dinî inançlar, bu askerî, siyasi ve ekonomik güce sahip olan birilerine çok farklı sonuçlar çıkarır.
Bu günlerde ABD'deki milyonlarca Evanjelik Hristiyan, Hz. İsa'nın gökten inmek üzere olduğunu düşünüyor. Ancak bunun için bir şart vardır. O da Yahudilerin Kudüs'e hâkim olmalarıdır.
Bu yüzden Evanjelikler dev Armagedon savaşı çıksın istiyor ve Hz. İsa (as) yeryüzüne dönsün diye İsrail'e gözü kapalı destek veriyorlar.
Evanjeliklere göre Amerikalılar Tanrı'yı kıyamete zorlamalı ki bu zalim dünya son bulsun ve onun yerine güzel ve adil bir dünya başlasın. Onun sonucunda da tabii ki iyiler cennete kavuşsun.
Şii, Sünni, Yahudi ve Evanjelik Hristiyanlar da dünyanın şu anda son derece adaletsiz olduğunu ve zulmün yaygınlaştığını düşünüyorlar.
Pek çok Evanjelik Amerikalıya göre Trump'ın bu süreçte özel bir yeri vardır. Bu anlayışa göre Trump dindar biri değil ama Tanrı'nın amacını yerine getiren mesh edilmiş (kutsanmış) bir araçtır.
Yani Tanrı'nın bir aparatı ve aracıdır. Daha açık bir ifadeyle Mesih'in yardımcısı olacak modern Kiros'tur.
Bazı vaizler Trump'ın seçilmişliğine dair İncil ve Tevrat'tan ebced hesabı benzeri hesaplarla delil de getirmeye çalışıyorlar. Trump'ın seçilmiş kral veya Pers Kralı Kiros gibi olabileceğine dair düşünceler Yahudi çevrelerinde de yaygındır.
İşaya 45'e dayandırılan bu görüşe göre Trump, Yahudi olmayan, dindar görülmeyen ama İsrail'e kapı açan mesh edilmiş (kutsanmış) bir araçtır.
Bu arada bazı Hristiyan vaizlerce bu görüşün kaynağı olan İşaya 45'in, aynı zamanda Trump'ın birinci başkanlık dönemindeki 45. Başkan unvanının da bir benzeri olduğu söyleniyor ve onunla da ilişki kuruyorlar.
Hatırlanacağı üzere Pers Kralı Kiros da Babil'i yıkmıştı. Yahudilerin Yahuda'ya dönmesine ve 2. tapınağı yapmalarına izin vermiş ve bunun yolunu açmıştı. Fakat Kiros'un kendisi Pers'ti ve Yahudi Tanrısı'na da iman etmiyordu.
Trump'ın modern Kiros olabileceğini düşünenlere göre bunun kanıtı, onun Golan Tepeleri'ni İsrail'in toprağı sayması, Abraham Anlaşması'nı başlatarak İsrail ile Arapları yakınlaştırması, İran'a savaş açması ve diğer İsrail yanlısı eylemleridir.
Netanyahu, Trump'ı modern Kiros olarak ilan etti ve Kudüs'te "Trump-Kiros" hatıra sikkesi de bastırdı.
Eski ABD başkanlarından Truman da 1948 yılında "Ben Kiros'um" demişti. Fakat ABD başkanları içinde İsrail'e en çok hizmet edenin ABD'nin şimdiki başkanı Donald Trump olduğu da muhakkaktır.
Bu meseleden hareketle Donald Trump'ın Hz. Süleyman Tapınağı'nı üç kez inşa etmenin yolunu açabileceği de söyleniyor. Tabii ki bunun için önce Mescid-i Aksa'yı yıkması veya değiştirmeleri icap eder.
ABD'de dinin siyaset üzerinde etkisi var mıdır?
Son yıllarda Amerika'da din, hiç olmadığı düzeyde siyaset üzerinde etkili olmaya başladı.
Bilhassa Evanjelik kiliseler, İsrail'in güçlenmesini ve Tanrı'yı kıyamet savaşına zorlamayı öncelik hâline getirmeye başladılar. Bunun için Trump'a yoğun baskı yapmaktalar.
ABD'de ne kadar Evanjelik vardır?
Evanjelik deyince bunları küçük bir grup saymamak lazım. ABD'de yetişkinlerin %23'ü Evanjelik Protestan kişilerdir ve bunların sayıları bazı kaynaklarda 70 milyon olarak gösterilir.
Özetleyecek olursak günümüz dünyasında dünyevilik, materyalizm ile kültürel dindarlık ve siyasi dincilik, ironik bir şekilde kol kola güçleniyor ve bir arada yürüyor. Dinî düşünceler dünya siyasetini daha fazla şekillendiriyor.
Yukarıdaki yazılarımızda da görüldüğü üzere semavi dinlerin takipçileri şu günlerde genelde bir kurtarıcı, Mehdi ya da bir Mesih bekliyorlar. Yine bu dinlerin hepsi de büyük bir kıyamet savaşına hazırlanıyorlar.
Bu tür şeylere inanabilir veya inanmayabilirsiniz. Ancak şunu unutmamak lazım ki herkesin inandığı şey, büyük ihtimalle gerçekleşecek şeylerdir. Buna "kendini gerçekleştiren kehanet" de denir.
Kısacası günümüz dünyasını anlamak için pozitif değerlendirmeler artık yeterli değildir. Analizlerimize teopolitiği (teolojiyi) de daha fazla katmamız gerekiyor.
Şimdi de Sünni dünyasındaki kıyamet ve Mehdi inancını ele alalım:
Sünni eskatolojisi ile Şii kıyamet sistematiği arasında birçok noktada aslında büyük bir benzerlik vardır. Çünkü her ikisi de benzer kitap ve hadislere ve bazı din adamlarının yazdıkları yazılara dayanıyorlar. Elbette ayrıldıkları önemli noktalar da yok değildir.
Her şeyden önce Şiiler Hz. Mehdi'yi kendilerinden bekliyorlar. Diğer taraftan Sünni din adamları arasında Mehdi inancının Kur'an veya sahih hadislerde olmadığını savunanlar da vardır.
Bu görüşe göre Mehdi'den ya da kıyamet alametlerinden bahseden hadislerin çoğu ya zayıf ve uydurma ya da sahih olmayan hadislerdir.
Buna rağmen Sünni inanış dünyasında ahir zaman ve kıyamet alametleri, bunlarla bağlantılı olarak güçlü bir Mehdi inancı hâlâ mevcuttur.
Sünni ülkelerde bu durum devlet politikası olmasa da bu düşünce kriz zamanlarında halkı derinden etkiliyor. Bu etkinin zirveye yaklaştığı günlerden birisi de şu anda içinden geçtiğimiz bu zaman dilimidir.
Aslında İslam inanış sisteminde kıyamet, yani o son gün, kesin bir takvime bağlanmış değildir. Kur'an, "Saatin ilmi Allah'tadır" (Lokman: 34) der. Yine Kur'an'ın birçok yerinde kıyametin ne zaman olacağını kimsenin bilemeyeceği söyleniyor. Örneğin:
Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi ancak Rabbinin katındadır. Onun vaktini ondan başkası açıklayamaz.' (A'râf: 117)
Yine Lokman 34 ve Mülk 25-26'da da benzer ifadeler vardır. Kıyametin saatini sadece Allah'ın bilebileceği söylenir. Aslında buna benzer ifadeler Hz. İsa'nın (as) sözlerinde de geçiyor: "Saati yalnızca Rabbim bilir" şeklindedir.
Diğer taraftan Cin 26-27 ve Âl-i İmrân 29'daki ayetlerden anlıyoruz ki Allah bir sırrı, yani kıyametin saatini dilediği elçisine haber verir.
İslam dünyasındakilerin kıyamet vakti konusundaki hadislerin kaynak olabileceği düşüncesi buradan geliyor. Yani peygamberlerin hadislerinden biz kıyametin saatini tahmin edebiliriz.
Çünkü Allah peygambere söylemiştir, peygamber de sahabesine söylemiştir. O hadis külliyatı da bize ulaşmıştır. Buradan da kıyametin saatini biliyoruz deniyor. Ayrıca pek çok hadiste kıyametten ve onun alametlerinden bahsediliyor.
Hadislerde kıyamet alametleri nasıl geçiyor?
Hadisler 2 katmanlıdır; küçük alametler ve büyük alametler şeklinde. Küçük alametlerin çoğu uzun vadeli ve toplumsal gelişmelerdir. Büyük alametler ise daha müşahhas, yani daha somut ve belirgin mucizevi söylemlerdir.
Mehdi inancı Sünni Müslümanlar içerisinde, yani hem ilim adamları hem de halk arasında yaygındır. Fakat Buhari ve Müslim'de müstakil bir "Mehdi" kısmı yoktur.
Sahiheyn'de böyle bir bölüm ayrılmamıştır. Hz. İsa'nın, yani Mesih'in dönüşü ve Deccal ise Sıhah külliyatında çok net bir şekilde ifade edilmiştir.
Akaid gereği her Sünni ekol, Mehdi'yi aynı zorunlulukta kabul etmiyor. Yani gelir diyenler olduğu gibi gelmez diyenler de vardır.
Sağduyu sahibi Sünniler, Hz. Mehdi'nin Hz. Peygamber'in soyundan geleceğini söylerler. Hz. Peygamber'in kızı Fatıma ile Hz. Ali'den doğan Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve onların soyundan gelecektir derler.
Mehdi denen kişinin ismi de "Muhammed" olacaktır. Hatta bazı Sünni metinlerde bu kişinin (Mehdi) vücut şekli bile tarif ediliyor.
Deniliyor ki Mehdi'nin alnı açık, burnu kemerli olacak, işte vücudunun şurasında şu iz, burasında bu iz bulunacaktır vs..
Sahte Mehdiler de işte kendilerinde bunu görünce taraftar topluyorlar. Her 100 yılda böyle bazı kişiler çıkmış, "Mehdi benim" demiş, vücut özellikleriyle başlamış, başka şeyleri anlatmışlar.
İşte "Benim ismim Muhammed Mehdidir, peygamber soyundan geliyorum" vs. diyerek halkı peşlerine takmışlardır.
Şii anlayışından farklı olarak Sünni görüşte Mehdi, toplum içinde gizlice yaşayan biri değildir. Yani Şiilere göre Mehdi, toplumda yüzyıllardır yaşayan ve var olan birisi ama gizli imamdır.
Fakat Sünni inancına göre Mehdi, ahir zamana kadar toplumda yoktur. Gizli falan değildir. O, sonradan ortaya çıkacaktır. Mehdi olduğunu kendisi bile anlamayacaktır.
Yani belli bir yaşa gelip olaylar onu bir yere getirinceye kadar kendisinin Mehdi olduğunu bilmeyecektir. Hatta etrafındakiler ona "Sen Mehdisin, biz senin yanında yer alacağız" dedikleri zaman Mehdi dağlara kaçacaktır.
"Ben Mehdi değilim, öyle bir özellik bende yoktur" diye itiraz edecektir.
Peki, insanlar neden onun yanında yer almak isteyeceklerdir?
Hadis kitaplarında denir ki:
Öyle bir zaman gelir ki ahir zamanda Deccal ortaya çıkar. Deccal'dan uzak durun ve Mehdi'nin yanında yer alın.
Görüldüğü üzere bu hadiste adeta farz derecesine yakın bir emir vardır.
Mehdi'nin ne zaman geleceği Sünni inancına göre belirsizdir. Sünni ulemaya göre Mehdi, yeryüzü zulümle dolduğu ve her yerde belirsizlik ve emniyetsizlik yaygınlaştığı zaman gelecektir ve dünyayı adalete boğacaktır.
Mehdi'nin bir özelliği de tüm Müslümanları kendi liderliği altında birleştirmesidir.
Mehdi nerede ortaya çıkar?
Sünni ulemaya göre Mehdi, Mekke'de ortaya çıkar. Daha sonra da idare merkezi Şam-Kudüs hattına kayabilir. Yani Sünnilerde Mehdi'nin idare merkezinin Irak/Kûfe olduğu söylenmiyor.
Hz. İsa (as) yeryüzüne inince Mehdi'ye yardım eder. Mehdi orduyu yönetir. Mesih İsa ise Deccal'ı öldürür.
Mehdi dönemi, Yecüc-Mecüc ve diğer büyük alametlerden önce yaşanacak nispeten kısa bir refah ve adalet dönemidir. Sonrası kıyamete uzanan felaketler faslıdır.
Yani dünya Mehdi'nin gelişiyle son bir kez daha adaletli günleri yaşayacak. Ondan sonra da dünya, kıyamet çukuruna doğru yuvarlanıp gidecektir.
Mehdi'nin zuhurunun alametleri
Sünni ulemaya göre de ahir zamanın özellikleri arasında zinanın yaygınlaşması, fuhşun artması, faiz ve içkinin her yere bulaşması, genel olarak ahlakın bozulması, paranın bollaşması ve yer altından çok büyük miktarda maden, mineral ve elementlerin dışarı çıkarılıp işlenmesi gibi çok sayıda olumsuzluk vardır.
Bir diğer kıyamet alameti ise bedevilerin, yani çöl Araplarının yüksek binalar yapması, köle kadının kendi efendisini doğurması, Konstantinopolis'in fethi ve yalancı peygamberlerin ortaya çıkmasıdır. Bunlar da kıyamet alametleri arasında sayılmıştır.
Tabii ki bedevilerin yüksek binalar yapması alameti derken Kuveyt, Katar, BAE, Suudi Arabistan gibi Körfez ülkeleri akla geliyor.
Çünkü buralar bedevi Arapların bulundukları bölgelerdir. O yüzden oraları gösterip "Kıyamet alameti gerçekleşti" diyenler hayli fazladır.
"Kadının kendi efendisini doğurması" ise birçok spekülasyonu olan bir konudur. Örneğin bundan kastın "taşıyıcı annelik" ve "tüp bebek" gibi olduğunu söyleyenler vardır.
Daha doğrusu, "Bir kadını kiralıyorsun, kadın da bir başkasının çocuğuna rahmini açıyor ve onu doğuruyor. Doğurduğu kişi aslında kiralayan aile olduğu için kadın kendi efendisini doğuruyor" denir. Yani bu türden spekülasyonlar çoktur.
Bazı din adamları Konstantinopolis'in fethinden İstanbul'un fethini anlıyorlar. Fakat bazıları da bugünkü İtalya'nın başkenti Roma'nın kastedildiğini düşünüyorlar.
Çünkü Konstantinopolis dediğimizde başkenti değil de bir medeniyeti, bir devleti anladıklarını söylüyorlar.
İşte onlara göre ikinci görüş kabul edilirse ahir zamanda Roma da tıpkı Kudüs gibi Müslümanlar tarafından fethedilecektir. Yani İtalya'nın da bir saldırıya uğrayacağı gibi bir yorum vardır.
Sünni eskatolojisi de aynen Şii anlatıları gibi güncel olaylarla kolayca ilişkilendirilebilir. Afganistan'dan Suriye'ye, İran'dan Yemen ve Arabistan'a kadar neredeyse tüm olaylar, ahir zaman anlatısıyla bire bir örtüşüyor. Bunların düşünce ve inançları arasında çok ürkütücü bir benzerlik söz konusudur.
İslam kıyamet literatüründe önemli bir yeri olan bir unsur da Amik Ovası'nda gerçekleşeceği düşünülen büyük savaştır. Sünni kaynaklarda buna "Melheme-i Kübra" denir. Yani "büyük kıyım savaşı" veya "kıyamet savaşı".
Kıyamet savaşının bir dayanağı var mıdır?
Kıyamet savaşının dayanağı, Sahih-i Müslim'de geçen bir hadistir. Buna "Müslümanların Armageddon'u" diyenler de vardır. Ebu Hüreyre'den aktarılan hadiste şöyle denir:
Kıyamet kopmaz ki Rumlar Amak'a (yani Amik Ovası'na) veya Dabik'a (yani bugünkü Halep ile Türkiye sınırı arasındaki ovaya) inmesin. O gün yeryüzünün en hayırlılarından bir ordu, Medine'den onlara karşı çıkar, oraya intikal eder. Savaşta 3'te 1'i kaçar, 3'te 1'i şehit olur ve 3'te 1'i ise galip gelir. Galip gelenler Konstantiniyye'yi fetheder. Ganimet paylaşırken Deccal çıkıp ailelerinize girmiş haberi gelir. (Yani Deccal çıkmış, evlerinize, hanelerinize girmiş ve oraları işgal etmiş haberi gelir.) Müslümanlar dönerler, Şam'da saf oluştururlarken Hz. İsa döner, Deccal'ı öldürür.
Hadis bu şekildedir. Burada geçen "Rum" kelimesini "Hristiyan dünyası" diye okuyan hayli fazla insan vardır. Hadisin bugünü değil, geçmiş olayları anlattığını söyleyenler de vardır.
Ayrıca "Haçlı seferleri", "Moğol saldırıları" veya "Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olan İstanbul'un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi" şeklinde anlayanlar da vardır.
Haçlı seferlerine baktığınızda buna benzer olaylar çok fazladır. Yani bahsi geçen Amik Ovası veyahut da Halep ile bugünkü Türkiye sınırı arasındaki ovada gerçekleşen savaşlar o dönemde olmuştur.
Fakat çoğunluk, hadiste geçen olayların ahir zamanda, yani kıyametten hemen önceki dönemde yaşanacağını düşünüyor.
Bu nedenle, yani hadisi esas alarak 2014 yılında IŞİD bölgede faalken ve o zaman oralarda güçlüyken, hadisi gerçekleştirmek için o bölgelere, yani "Amik Ovası'na" yakın yerlere ve Halep'in hemen kuzeyine yerleşmeye çalıştı ve orada 80 bayrak toplansın diye emir yayımladı.
Sünni ulema bu hadisi onların "tevil etme" (zorlama) veya "kendilerine uydurma" olarak yorumladılar. Nitekim IŞİD kısa bir süre sonra o bölgeden çıkarıldı.
"Melheme-i Kübra" ya da buna benzer bir savaş da orada gerçekleşmedi. İşte buraya kadar anlattıklarımız, Sünni Müslümanların kıyamet ve Mehdi beklentisiyle ilgili inançlarıydı.
Şimdi de Şii inançtaki en son kurtarıcı olan Hz. Mehdi'yi ve kıyamet savaşını anlatacağız.
Şii teolojisine göre 12. imam, yani Hz. Mehdi, yüzyıllar boyunca gizli kaldı. Ama ahir zamanda "Gaybet-i Kübra" (büyük gizlilik) dönemi sona erecek ve Hz. Mehdi dönüp dünyayı kurtaracak, böylece de saklanmaktan vazgeçecektir. Daha doğrusu o, dünya olaylarına el koyacaktır.
Fakat Şii din adamlarınca kurtarıcı bekleyişi pasif bir bekleme değildir. Onlara göre Hz. Mehdi'nin gelişini çabuklaştırmak ve onun işlerini kolaylaştırmak şarttır.
Yani Şiiler Mehdi'nin gelişini kolaylaştırmak ve ona uygun bir zemin hazırlamak istiyorlar. Bu da Şii ve Sünni inancına göre Mehdi geldiği zaman dünyanın zulüm ve adaletsizlikle dolu olacağı anlamına gelir. Mehdi dünyaya düzen getirecek, istikrar ve adaleti hâkim kılacaktır.
Şii ekolünde Mehdi'nin zuhur alametleri.
Şii hadis ve eskatoloji literatüründe Mehdi'nin gelişinden önce gerçekleşeceğine inanılan 2 tür alamet vardır. Bunlardan ilki "kesin/hatmi alametler", diğeri de gayrihatmi (kesin olmayan) alametlerdir.
Kesin alametlere bakıldığında Mehdi'nin zuhurunun kaçınılmaz işaretleri olarak kabul edilen ve hemen öncesinde yaşanılacağına inanılan 6 olay vardır ve şunlardır:
- Süfyani'nin ortaya çıkışı. (Bu kişi Şam'da, yani bugünkü Suriye, (Şamat) dediğimiz bölgede ortaya çıkacaktır. Süfyani, zulüm ve kargaşa yaratacak, askerî ve siyasi bir figür olacaktır. İslam tarihi literatüründe "Şamat"tan kasıt bugünkü Suriye'nin tamamı, Lübnan, hatta İsrail ve Anadolu'nun bir kısmıdır. İşte Süfyani'nin bu topraklardan gelmesi bekleniyor. Şii teolojisinde Süfyani denilen bu kişinin bu bölgede çok büyük kıyımlar yapacağına ve Mehdi'ye karşı çıkacağına inanılıyor.)
- Yine aynı yoruma göre Yemen bölgesinden çıkacak olan ve insanları Mehdi'ye destek olmaya çağıracak adil, hak yolunda olan bir liderin de ortaya çıkmasıdır. Buna da Şiiler "Yemani" derler. Yani "Yemenli" anlamına gelir. Bu zat, Süfyani ile aynı dönemde ortaya çıkacaktır.
- Yine aynı inanca göre herhangi bir ramazan ayının 23. gecesinde gökyüzünde herkesin kendi dilinde duyacağı ilahi bir ses (nida), Mehdi'nin zuhurunu dünya insanlarına ilan edecektir. Kanaatimce herhâlde bu ses günümüzde TV yayını, internet, YouTube, radyo vs.dir.
- Süfyani, Şii ve Sünni inancına göre Hz. Mehdi'yi durdurmak üzere Mekke üzerine bir ordu gönderir. Bu ordu, Mekke ile Medine arasında bulunan "Beyza" çölünde yerin dibine batar (zemin bu orduyu yutar).
- Mehdi'nin elçisi olarak Mekke'ye gönderilen temiz ruh (yani nefs-i zekiyye) olarak bilinen elçi, Kâbe ile Makam-ı İbrahim arasında katledilir. Bu olaydan 10-15 gün sonra ise Mehdi zuhur eder (herkese görünür). Hz. İsa ise daha sonra Şam'daki bir caminin beyaz minaresine iner ve Mehdi'nin arkasında namaz kılar.
Pek çok Sünni kaynak bu caminin Emevi Camii olduğunu iddia eder. Yani Hz. İsa'nın gökyüzünden yeryüzüne ineceği cami olarak Emevi Camii'ni söylerler. Fakat hadiste "Emevi Camii" olarak geçmez. Zaten hadisin söylendiği zaman orada böyle bir cami de mevcut değildi.
- Fırat suyunun çekilmesi ve çok büyük kuraklıkların ve kitlesel kıtlıkların ortaya çıkması.
Her din ve mezhep kıyamet alametleri arasında bu doğal afetler sayılıyor. Kuraklıklar, yangınlar, işte orman yangınları, susuzluk, hastalıklar vs. hem Yahudilik dininde hem de İslam tarihi içerisinde yer almaktadır.
Şii inancında kesin alametlerin yanı sıra toplumsal ve jeopolitik kırılmalara işaret eden diğer beklentiler de vardır. Onları da şöyle saymak mümkündür:
"Rey" (bugünkü Tahran) ve Kûfe (Irak)'ta karışıklıkların çıkması. İşgal ve istikrarsızlıkların yaşanması vs.
Şii kaynaklara göre Kûfe, Mehdi'nin başkenti veya yönetiminin üssü olacaktır. Demek ki Mehdi, Mekke'de ortaya çıkacak ve Irak'ı kendine başkent yapacaktır.
Fakat bu konuda tartışmalar söz konusudur, bundan dolayı kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Özellikle de Sünni ve Şii din adamları birbirinden farklı görüşler ortaya atmışlardır.
Yine Şii kaynaklarına göre Şam bölgesinde 3 farklı gücün (mızrağın/ordunun) çatışması yaşanacaktır. Söz konusu bu 3 farklı ordu Şam bölgesinde savaşacak ve bölge harabeye dönecektir.
İşin doğrusu Suriye gerçekte harabeye döndü. Son 10-15 yıl içerisinde Esad döneminde yaşanan iç savaş ve sonrası bu bölgeyi harabeye çevirdi.
Tekrar Şii inancına geri dönersek şunu söyleyebiliriz:
Şiilere göre Kudüs ve Mescid-i Aksa, bu anlatıya göre en son kurtarılacak yerler olacaktır. Demek ki Şiilerin beklentilerine göre Kudüs, Mehdi tarafından ele geçirilecek ve İsrail'in elinden alınacaktır. Deccal ise yine bu bölgede yenilecek ve Deccal'ı öldürmede Hz. Mehdi'ye Hz. İsa yardım edecektir.
Detaya girecek olursak bu inanca göre alametler tamamlandığında Mehdi (as) Kâbe'de ortaya çıkacaktır.
Yanındaki 313 komutanı ile birlikte hareket başlatacak ve Kâbe'den hareket edeceklerdir. Ardından Irak'a, Kûfe şehrine gelecekler ve orayı yönetimin merkezi yapacaklardır.
Hz. İsa (as) da gökten inerek Mehdi'nin yanında duracak. Böylece dünya genelinde "adil bir dünya düzeni" kurulacak. Kaynaklara göre de dünya adalete gark olacaktır. Yani adalet etrafa taşacaktır. Herkese adalet ulaşacaktır.
Şimdi bu görüşler ile günümüzde yaşanılanlar arasında çok ciddi benzerlikler olduğunu kabul etmek gerekir.
Daha doğrusu "hayli şaşırtıcı benzerlikler söz konusudur." Sıradan bir Şii, dinî metinlerde yazılanlar ile televizyonlarda izlediği haberler ve güncel olayları karşılaştırdığında rahatlıkla Mehdi'nin gelmek üzere olduğu düşüncesine ulaşabilir.
Yemen'de iç savaş hızlanarak devam ediyor. Yemen'deki ordu İsrail, Batı âlemi ve Suudi Arabistan ile birlikte Körfez ülkelerine meydan okuyor ve yine onlara füzeler atıyor.
İnsansız hava araçlarıyla saldırıyor. Yine Suudi Arabistan'ın boru hatları, Irak'taki Haşdi Şabi güçleri tarafından bombalanıyor.
Dolayısıyla mütedeyyin bir Şii, bu gelişmelere baktığında Yemen'den "Yemani" lakaplı bir komutan çıkacağını ve Mehdi'ye yardım edeceğini hayal edebilir.
Aynı şekilde Suriye uzun bir iç savaştan yeni çıktı. Şam'da yeni Suriye topraklarına baktığımızda her yer tarumar oldu (yıkıldı).
HTŞ'nin Esad'ı devirmesiyle birlikte Suriye'de İran etkisi çok zayıfladı ve Esad devrildikten sonra Suriye neredeyse İsrail'in hâkimiyeti altına girdi girecek.
Bu tabloya bakan dindar bir Şii, rahatlıkla Suriye'de Süfyani diye birinin ortaya çıkacağını veya çıktığını düşünebilir.
Muhtemeldir ki Tahran'dan bakanlar Ahmet el-Şara'yı gördüklerinde veya ileride onun yerine geçeceğini düşündükleri biri hakkında düşündüklerinde onun Süfyani olduğunu da düşünebilirler.
Gazze'de yaşanılanlar, ABD ve İsrail'in birleşip İran'a saldırması vs., bunlar da Şii kıyamet beklentisiyle oldukça uyumlu şeylerdir.
Dolayısıyla Şiileri, dünyanın en büyük askerî gücü olan ABD karşısında tavizsiz veya uzlaşmaz kılan inanç budur. Yani Mehdi ve kıyamet beklentisidir.
Gerek Trump ve gerekse savaş ile yakından ilgilenen bakanları, İran topraklarına 10 binden fazla bomba bıraktıktan sonra Tahran'ın milim kıpırdamadığını gördüler. Bunun üzerine gerek Trump ve gerekse Peter Brian Hegseth, İranlılar için şunları dediler:
Bunlar normal insan değiller. Yenildiklerini anlamıyorlar. Her yeri bombaladık, daha ne yapacağız.
Trump da şunu söyledi:
Bunlar dünyadan kopuk olarak yaşıyorlar.
Trump'ın yaptığı bu tespit kısmen doğrudur. Özellikle ruhani lider, Devrim Muhafızları ve bunların çevresi, kıyametin ve Mehdi'nin, yani 12. imamın gelişinin çok yakın olduğunu düşünüyorlar ve dünyevi uzlaşmalara, taviz vermeye tenezzül etmiyorlar. Çünkü öldüklerinde cennete gideceklerine inanıyorlar.
Şu andaki yaptıkları mücadele de tamamıyla cennetin yolunu açan gayretlerdir. Yani böyle inanıyor ve böyle düşünüyorlar.
Bu nedenle İran ve Şiilerin Ortadoğu politikasını anlamak isteyen herkes, bu inanç bakış açısını görmek zorundadır. Aksi takdirde onların birçok politikasına anlam veremezsiniz. Hatta bunları saçma bulursunuz.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.




