Kişisel gelişim uzmanı Metin Hara, eski sevgilisi Adriana Lima hakkında sarf ettiği iddia edilen “Ben onu terk ettim. En son aradığında hüngür hüngür ağlıyordu. ‘Metin help me help me (Bana yardım et) diyordu. Geri dönmemi istiyordu. Kitap yazıyordum, geri barışmak istemedim” şeklindeki sözleri reddetti.
İnansam Da İnanasım Gelmiyor

“Elinizde ses kaydı, yazılı belge varsa kamuoyuyla paylaşın” diyor Metin Hara:
“Bu gerçek dışı yayınların devamı halinde hukuki haklarımı kullanacağım...”
Kimseye kefil olmak istemem tabii ama tanıdığım kadarıyla Metin’e atfedilen bu cümleler bana da biraz abartılı gelmişti. Özellikle de şu “Help me, help me” kısmı.
İddiası kişisel gelişim, ne bileyim şifalanma gibi şeyler olan birinin, kendisinden ağlayarak yardım isteyen birine böyle davranmaması gerekir her şeyden önce. Hele ki kendi sevgilisine. Yoksa kim okur o kitabı?
Öte yandan Adriana’yı tavlamak başka bir şey, üstüne bu şekilde yalvar yakar edebilmek bambaşka bir şey.
Herkesin yaşadığı ikilemi bir türlü üzerimden atamıyorum sanırım: İnansam da inanasım gelmiyor.
Adımölçer gibi...
Hürriyet Pazar’da Hakan Gence, “Daha 17” dizisinde Nuray karakterini canlandıran Dilara Aksüyek ile ilginç bir röportaj gerçekleştirmiş. Oyunculuğa dair çarpıcı tespitleri var Aksüyek’in.
Şöyle diyor mesela:
“Ben oynadığım bütün karakterlere yüzde yüz hak veririm. Çünkü onun bütün yaralarını, bunları ne sebeple yaptığını anlamadan, ona hak vermeden o karakteri iyi bir şekilde canlandıramam...”
Ama söyleşide asıl vurulduğum nokta, Dilara’nın adım atarken sayı sayma takıntısı. “Öyle saatle falan değil, kendim sürekli saya saya giderim” diyor. Ne zor hayatlar var.
Acımasız merhametsiz midyeci seni...
Midyeci Ahmet, İstanbul Maratonu sırasında millet kan ter içinde ilerlerken tam da yarışmacıların geçtiği güzergâh üzerinde yol kenarına masa atıp kokoreçleri, köfteleri, midyeleri gömmüş gözlerinin içine baka baka.
“Belediye ceza kessin bu adama” diyen çok yorum okudum.
Yaptığı suç mu, değil elbette.
“Sen yolu kapatıp koşu yapabiliyorsan, ben de kenarda yemeğimi yiyebilirim” diyecek.
Zaten o güzergahta bir ton yeme-içme mekânı mevcut.
Peki lüzum var mı bu yaptığına? Ona da hiç yok.
Sırf reklam olsun diye, sırf konuşulmak için yapılacak “hainlik” değil bu yahu.
Midyeye pek ölmem ama kokoreç için koşuyu bile bırakabilirdim mesela ben.
Hiç utanmayacak mıydı bu vebale girmeye?
Ne kadar iyiyse o kadar üzücü
Çevre hassasiyetiyle bilinen Tarkan’ın Antalya’da gelecek hafta düzenlenecek iklim zirvesi COP31 için yaptığı “Wake Up-Uyan” klibini hem zevkle hem üzülerek izledim.
Çevre için yapılan şeyler ne kadar iyiyse bir o kadar da üzücü oluyor çünkü.
Klipte çölleşen göllere, yanan ormanlara, havanın, toprağın ve suyun kirlenmesine karşı doğanın eşsiz görüntüleri aynı anda yer alıyor. Sözleri ise İngilizce “Uyanmalısın / Ayağa kalkmalısın. Zaman dolmadan elini kalbine koymalısın” diyor.
Doğru isim, anlamlı sözler, güzel müzik, etkileyici klip. Zaten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da teşekkür etti Tarkan’a. Emeği geçen herkese tebrikler.
Tarçın deyince aklı mutfağa gitti
Kim Milyoner Olmak İster’de yarışmacı İzzet Sezgin daha ilk soruda elendi. Halbuki soru öyle basitti ki: “Pamuk, Minnoş, Boncuk, Tarçın, Fındık gibi isimler genellikle hangisine konulan popüler adlardır?”
Yarışmacı “Evcil Hayvanlar” yerine “Mutfak Gereçleri” şıkkını seçti. Yahu mutfağa hiç girmiyorsan bile, tost makinesine Pamuk mu diyorsunuz, minnoş diye çaydanlık mı olur? Düdüklüye Boncuk yakıştı mı hiç?
O atmosferin heyecanına vermek lazım herhalde...




