Dunya.com
Haber akışına dön

İşe Alınmayanlar: Kendini Doğrulayan Kehanet

İşe Alınmayanlar: Kendini Doğrulayan Kehanet

Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ

Fon soruşturması, Türki­ye’de geçim derdinden kaynaklanan hoşnutsuz­luğun üzerine geldi. SPK’nın tas­fiye kararı 455 bini aşkın yatırım­cıyı ilgilendiriyor; fon büyüklüğü 800 milyar lirayı geçiyor. Haksız bireysel kazançlar konuşulur­ken, TL’den atılan sıfırları hatır­latan rakamlar zikrediliyor. Ser­maye piyasasında yapıldığı iddia edilen hukuksuzluklar elbette tek başına yeterli bir öfke nedeni, ama var olan geçim derdi bu öfke­yi daha da artırıyor. Ücretin satın alma gücü ile büyüme arasındaki makas açıldıkça, servetin trans­ferine ilişkin her haber daha sert algılanıyor.

Bu nedenle gündemdeki tartış­malar iş ve ücret alanındaki me­seleleri daha görünür kılmalı. Bu köşede daha önce Rekabet Kuru­lu’nun işgücü piyasasındaki ka­rarlarından bahsetmiş, bunun temelinde emeğin bölüşümden aldığı payın giderek azalmasının yattığını belirtmiştik. Tüm dün­yada rekabet otoriteleri ellerinde olan araçlarla emeğin dolaşımı­nın kısıtlanmasına ve ücretlerin baskılanmasına karşı bir müca­dele içine girmiş vaziyetteler. Di­ğer makro gelişmeler karşısında etkileri tartışılır, ama çaba orta­da. Yine bu köşede düşen reel üc­retlerin kamunun kaliteli işgücü çekmesine de sekte vurduğunu, bu nedenle kamuoyu tepkisi üze­rine geri çekilen A grubu kadrola­ra yönelik zammın neden gerekli olduğunu anlatmıştık.

Aradan geçen süre, işgücü ve ücret alanlarında iyileşme gör­mek için fazlasıyla kısa. Ama bu kısa süre içinde bile ufukta yeni bir tehlike belirdi. Yapay zekâ ala­nındaki gelişmeler işgücünde ya­vaş yavaş etkisini hissettirmeye başladı. Evet, henüz alarm zille­rini çaldıracak bir veri yok. Ama baraj patlamadan önce bu yapı­sal değişikliği ciddiye almak ge­rekiyor.

Önce bölüşüm alanındaki tab­loya bakalım: TÜİK verilerine göre ekonomi 2026’nın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyürken, işgücü ödemelerinin katma de­ğerdeki payı yüzde 38,1’e geriledi; bir yıl önce yüzde 38,3’tü. Sınırlı da olsa bir düşüş var. Enflasyonla mücadele için politika faizi yüzde 37’de tutuluyor, ücret artışları da sınırlı kalıyor. Dezenflasyonun maliyetini önemli ölçüde ücret­liler üstleniyor.

İstatistikler henüz yapay zekâ­dan kaynaklanan bir işsizliği işa­ret etmiyor. Ama istatistiklerin geriden gelmek gibi bir huyu ol­duğu da unutulmamalı. Geçen gün bir yazılımcıyla konuştum. Meslektaşlarının işlerini yapay zekâya kaptıracaklarını artık ka­bullendiğini, işten çıkarmaların arttığını, yeni alımların ise be­lirgin biçimde azaldığını anlattı. Eskiden gerekirse yurt dışına gi­debileceklerine dair bir özgüven­leri varmış; artık orada da yapay zekâ yüzünden iş alanlarının sı­nırlandığını söylüyor. Teknoloji devrimi önce evlatlarını yiyor.

Konuştuğum yazılımcı, ken­di mesleğini dominonun ilk taşı olarak görüyor; yapay zekâ ger­çeğiyle herkesin yüzleşeceğini iddia ediyor. Konu sadece yapay zekâ ajanlarının artan yetkinli­ği değil. Yapay zekânın şirketler­de de bir fetişizm haline geldiği­ni savunuyor. İşgücü zam talep ederken yapay zekâ şirketlere da­ha cazip görünüyor. Her alanda yapay zekâ ile ilgili projelerin ge­liştirilmesi bekleniyor. Bu dön­gü, işgücü–yapay zekâ ilişkisinde kendini doğrulayan bir kehanete dönüşme riski içeriyor.

Türkiye’de bu alanda yapılan bir çalışmaya rastlamadım, ama dünyadaki çalışmalara göre ya­pay zekâya açık işlerde 22-25 yaş grubunun istihdamı ortalama­nın yaklaşık yüzde 19 altında; de­neyimli çalışanlarda henüz ben­zer bir düşüş yok. Yani daralma, şimdilik işten çıkarmadan çok işe almada. Kitlesel işsizlik he­nüz verilere yansımış değil. Genç işgücü için tablo ise zaten za­yıf. ILO’ya göre gençlerde işsiz­lik oranı 2026 ve 2027’de yüzde 12,3’te sabit kalacak, dünyada 67 milyon genç işsiz olacak.

Bu yüzden iki kolay yargıyı bir­likte reddetmek gerekir. “Yapay zekâ herkesi işsiz bırakacak” de­mek de, “hiçbir şey değişmiyor” demek de verilerle uyuşmuyor. Teknoloji şirketlerinin işten çı­karmaları yapay zekâya bağla­ması da her zaman hikâyenin ta­mamını anlatmıyor; maliyet kı­sıntısı ve düşük faiz döneminin ardından gelen düzeltme de işin içinde. Ama giriş seviyesindeki daralmanın yönü, farklı kaynak­larda tutarlı.

Bazıları hâlâ iyimser. Yapay zekânın meslekleri değil, görevle­ri devraldığını belirtiyorlar. Ama devralınan bu görevler rutin kod yazımı, test, dokümantasyon gi­bi çoğu zaman işe yeni başlaya­nın yaptığı işler. Bu görevler hem iş hem de eğitim. Bu da henüz is­tatistiklere yansımayan bir teh­likeye işaret ediyor. Bugün yapay zekâ nedeniyle doldurulmayan gi­riş seviyesindeki işler, artan genç işsizliği ve gelecekte istense bile bulunamayan yetkin işgücü de­mek. Burada kendini doğrulayan kehanet bir kez daha devreye giri­yor; yetkin işgücü boşluğu da ya­pay zekâyı göreve çağırıyor. Firma için bugün rasyonel olan, toplum için gelecekte pahalı hale geliyor.

Dolayısıyla yazılımcıların tüm meslekleri ilgilendiren endişele­rine tamamen yersiz diyemeyiz. Görevlerden sonra yapay zekâ­nın etki alanını genişletmesi­nin ve mesleklere yönelmesinin önünde makul bir engel görün­müyor. Üstelik robotik alanında olası bir sıçramayı henüz hesaba bile katmıyoruz. Yani bugün be­yaz yakalar için konuştuğumuz tehlike, yapay zekâ ve robotik iş birliğiyle mavi yakalılar için de geçerli olabilir.

Amaç sadece korku pompa­lamak değil, ne yapılabileceği­ni sorgulamak. Genç nüfusu bir avantaj olarak sunan her stra­teji belgesi, aynı gençlerin ilk iş kapısının daraldığı bir dünyada bu avantajın nasıl korunacağını da yanıtlamak zorunda. Yetkili­ler çalışma hayatını dijitalleşme ve yapay zekâya uyumlu biçim­de yeniden yapılandıracaklarını söylüyor. Sorulması gereken, bu uyumun ilk iş arayanı nasıl kap­sayacağı. Bu, yanıtını yalnızca devletten bekleyebileceğimiz bir konu değil. Teknoloji, hem eği­tim müfredatından hem de kamu regülasyonundan çok daha hızlı ilerliyor. Birey, bu dönüşüm kar­şısında her zamankinden daha yalnız ve kararlarını kendisi ver­mek durumunda kalıyor.

Fon krizi, bölüşüm konusunda toplumsal sabrın ne kadar ince ol­duğunu gösterdi. Yapay zekâ dö­nüşümü bu sabrı bir kez daha, bu kez gençlerin ilk iş kapısında sı­nayacak. Firmanın bugünkü ras­yonelliğinin faturası yarın toplu­ma çıkmasın istiyorsak, o kapıyı kimin, hangi maliyetle açık tuta­cağını, bireyi yalnız bırakmadan, şimdiden konuşmamız gerekir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
dunya.com