İsrail’in iki tür cephesi vardır. Birincisi sıcak çatışma cepheleri, ikincisi ise dünyanın geri kalanı.
İsrail Kaç Cephede Savaşıyor?

İsrail’in seçim sonuçlarını sıcak çatışma cepheleri belirlemez. Geri kalan cephelerdeki durumu siyasetinin yönünü belirler.
Ve İsrail katliam yaptığı cepheler hariç diğer tüm cephelerde kaybetti, kaybediyor. Zarar verdi, vermeye devam ediyor ama kaybediyor, kaybedecek.
Amerika’da, Avrupa’da, bölgede kaybetti. Hiçbir yerde vicdanını temizleyebilmesi mümkün değil.
O yüzden Netanyahu sıcak tehdidi büyüttüğü halde seçimi kazanamadı. İsrail son yılların en hızlı dost kaybeden ülkesi oldu.
İstikrar arayan bir bölgede her zamanki gibi istikrarsızlıktan kazanırım sandı. Ama nafile…
Peki ne değişti? Değişen Türkiye idi.
İsrail’in tam aksine Türkiye, pandemiden beri dünyanın en hızlı dost kazanan ülkesi oldu. İstikrarsızlık arttıkça Türkiye’nin çevresi genişledi.
İsrail’in aksine Türkiye sıcak cephelerde kazandı. Kendinin açtığı değil ama kendine karşı açılan diğer cephelerde haklı olmanın üstünlüğünü iyi taşıdı. Değerli olmanın, akıllı olmanın, güvenilir olmanın, sözünün eri olmanın sonuçlarını da aldı, alıyor.
Şimdi bu karşılaştırmada herkesin payına düşen bir sonuç vardır.
Türkiye’yi zaafa uğratanların, boşa düşürenlerin, düşmanlarına karşı küçük düşürenlerin durumunu da buna göre yorumlayın. Yaptıkları kriminal bir eylem midir, ihanet midir, siz söyleyin.
Konuyu bir dış minnaklar argümanı kurmak için buradan açmadım.
Artık hata yapma lüksümüz olmadığını anlatmak için mevzuyu buradan almam gerekiyordu, o kadar.
Meşruiyet cephesini kaybetmemek şartıyla her savaşı kazanabiliriz.
Hep söylerim; çok daha iyi bir yerde olabilirdik. Ama darbe gibi pandemi gibi deprem gibi çok fazla etkiye maruz kaldık. Ve daha kötü bir yerde olmadığımıza şükredecek zamanlardan geçtik.
Şimdi bu fon olayına bakarak artık bize zararı, dışarıda pişirilen tezgahların değil kendimizin verebildiği duruma geçmişiz demek diyorum. Bu epeyce iyileşme ve bolca boşlama demek.
Diğer taraftan Türkiye, devletler muvazenesinde güven ürettikçe fevkalade jeoekonomik ortaklıklar kuruyor. Libya, Türk Devletler Teşkilatı, Irak, Suriye, Kanada… Afyon’da Yaylabağ’ın her birine bir ağaç dikilen desen desen tarlalarının sisteki sürreal hali gibi güzel bir tablo.
Bizi dışarıda durduramıyorlar. Dışarıda kazandığımız yüzyılı içeride kaybedemeyiz.
Çok ötelerden başlıyoruz yeni yüzyılı kurmaya. Çok derinlerden alıyoruz kaynağı. Çok boyutlu ve çok renkli ve buna rağmen sade ve basit bir hikâye kuruyoruz.
Kimseye muhtaç değiliz ama kendimizi biraz daha harekete geçiremiyoruz.
TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ BİZ FİNANSE EDECEĞİZ
Harekete geçeceğimiz alanlardan birisi ise İslami finans.
Türkiye’nin geleceğini finanse etme rolü İslami finansa geçiyor veyahut İslami finanstan geçiyor. Sermaye piyasası ve bankacılık alan kaybediyor. Bu ikisi arasında konumlanabilecek dünyada bilinen tek model İslami finans. Her ikisinin de belli ölçüde alternatifi olan tek somut öneri İslami finans. Başka önerisi olan varsa beri gelsin ona destek verelim.
Ama başka önerisi olan yoksa bu endüstrinin biraz daha farkında olalım. Bu endüstriyi biraz daha sahiplenelim. Biraz daha çözümlerine odaklanalım.
Finansın içindeki tüm doğru işler İslami finansa dairdir. Ortaklık temelli finansmanlar, riski paylaşan tüm denklemler İslami finansa dairdir. Vadeli satışlar, risk sermayesi, girişim sermayesi, hisse senedi vesaire say sayabildiğin kadar.
Meseleyi ütopya gibi görenler finansın geliştiği yönden hepten mi habersizdir, bilmiyorum.
Ekonomideki neredeyse her şey de İslam ekonomisine dairdir.
İslami ekonomi mi olur diyenler, ekonominin ne olduğunu sanıyor?
İslam ekonomisi anlamında ne var uygulamada diye ebeden sorulacak zannederim.
Gelin anlatayım;
Mahallenizde sizi dolandırmayan esnaf İslam ekonomisi yapıyor.
Güler yüzlü tezgahtar İslam ekonomisi yapıyor.
Emeğiyle var olmaya çalışan insanlar İslam ekonomisi yapıyor.
Tarlasını eken çiftçi İslam ekonomisi yapıyor.
Sürüsünü güden çoban İslam ekonomisi yapıyor.
Evden çıkarken çocuğunuza harçlık veriyorsanız İslam ekonomisi yapıyorsunuz.
Katma değer geliştiren bir endüstri İslam ekonomisi yapıyor.
Yardım götüren vakıflar İslam ekonomisi yapıyor.
Ekonomi bize ait. Faiz gibi kumar gibi yanlış işleri çıkarırsanız İslam ekonomisinden başka nedir ki kalan.
Kapitalizmin neyi var ki? Kumarhaneleri, tefecileri, halkı aldatan işletmeleri.
Gökten bir ekonomi inmeyecek. Çünkü zaten inmiş.
Onu toplumun lehine mi kullanacaksınız, aleyhine mi? İşte mesele bu.

