Halil ERTUNÇ
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’den kazandığı görevini sürdürürken 7 Ekim’de AKP’ye katılmasına tepki gösteren isimlerden biri de İzmir Barosu Başkanı Avukat Sefa Yılmaz oldu. Baro başkanlığındaki görev süresini ve önümüzdeki baro seçimlerini değerlendirmek üzere bir araya geldiğimiz Yılmaz, kent gündemine ilişkin de dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Yılmaz ile İzmir’deki siyasi gelişmeleri, baronun dört yıllık çalışmalarını, genç avukatların yaşadığı ekonomik güçlükleri, adliyelerin fiziki koşullarını ve hukuk mücadelesinin geleceğini konuştuk.
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişinin seçmen iradesi açısından anlamı nedir?
Bu süreçte “Sandık ve seçim güvende olsun” diye emek verirken, o oylarla seçilenlerin başka partilere geçtiğine ve halkın iradesini transfer ettiğine şahit olduk. En son Cemil Tugay, CHP’den seçilmiş olmasına rağmen 7 Ekim’de başka bir partinin rozetini taktı. Daha önce “Milyonda bir gerçekleşmez, olursa anam beni reddeder” diyen bir anlayış, gidip “Hizmet için buradayım, emrinizdeyim” dedi. Bu çok büyük bir siyasi ihanettir ve aymazlıktır. Başka bir partiye geçecekseniz, önce bulunduğunuz görevi bırakırsınız. Sizi oraya AKP oyları taşımadı; bu ülkenin yurtseverleri, solcuları ve İzmir’in aydın insanları taşıdı. Görevinizi bırakıp öyle gidersiniz. Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi, yıllarını İzmir’e vermiş bir hukukçu olarak kişisel değerlendirmemdir ki büyük bir hatadır. 25 yıldır İzmir CHP tarafından yönetiliyorsa İzmir halkı bunun önemini bilir. Daha düne kadar İller Bankası ödenekleri üzerinden o partiyi eleştirenler, şimdi yan yana duruyorlar. Siyasette her şey söylenebilir ama ihanet olmaz. AKP’nin uzun yıllardır seçimle kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni bu şekilde yönetmeye başlaması kent açısından nasıl sonuçlar doğurabilir? Bütün Türkiye dönmüş İzmir’i konuşuyor. 25 yıldır elde edemedikleri İzmir’i bir transferle almaya çalışıyorlar. İçi boş dosyalarla tutuklanan belediye başkanları var. Madem kirli olduğunu düşündüğünüz insanlar vardı, neden aranıza kabul edip kendinizi kirletiyorsunuz? Demek ki çok farklı değiller. Şimdi belediye bürokratlarını değiştirecekler. Basmane Çukuru ile ilgili nihai protokolün imzalandığı söyleniyor. Açılmış ve bitmek üzere olan tapu iptal ve tescil davası var. Korkum o ki Büyükşehir Belediyesi bu davayı geri çekecek. Bu, İzmir’e büyük ihanet olur. Aynı şekilde Çeşme Projesi’ne ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararını Danıştay iptal etti. Şimdi benzer projeleri yine gündeme getiriyorlar. İki yıl önce Çiğli Jeotermal davasında da davayı açıp sonra geri çekilmişlerdi. Doğruyu söylediğimizde size sırtını dönen anlayış nedeniyle bu durumları yaşıyoruz.
AİDAT ÇÖZÜM OLMAZ
Başkanlık döneminizin sonuna gelirken İzmir Barosu’nun hukuk mücadelesi açısından kazanımlarını ve gerçekleştiremediğiniz hedeflerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Avukatların, özellikle de meslektaşlarımızın sorunlarıyla ilgili yapılması gereken şeylerin temelinde yasal düzenlemeler var. Bu stajyerler için de böyle, genç avukatlar için de, meslekte daha çok kıdemi olanlar için de böyle. Baroların ya da Türkiye Barolar Birliği’nin kendi düzenlemeleriyle, olağan veya olağanüstü genel kurullarda, yasalarından kaynaklanan görevleri içerisinde yer alan birçok şeyi yapmaya çalıştık. Temelinde dayanışma var. Bir gruba ait olup olmama durumuna bakmaksızın bütün meslektaşlarımızın yanında olmaya, destek olmaya çalıştık. Yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi olan Çağdaş Avukatlar Grubu’nun ilkelerini bizim dönemimizde de yeniden hayata geçirmeye özen gösterdik. Bunları hem gündelik hem de mesleki yaşamımızda sadece avukatlar için değil, İzmir halkı ve belli dönemlerde ülke genelinde yaşanır kılmaya dikkat ettik. Genel kabul de gördük. Birçok baronun bu konudaki yaklaşımı, geçmişte olduğu gibi olumluydu.
Genç avukatların ekonomik sorunları ağırlaşıyor. Hangi girişimlerde bulundunuz, ne ölçüde sonuç alabildiniz?
Özellikle CMK ve adli yardım ücretlerinin sembolik kaldığı alanlarda Türkiye Barolar Birliği’ne görüşlerimizi bildirdik. Stajyer avukatlarla ilgili yapılması gereken düzenlemeleri ilettik. Çünkü bu sorunların çözümü için yasal düzenlemeler gerekiyor. Ancak bakanlık nezdinde baroların çok fazla hükmü şahsiyeti yok. Adalet Komisyonu’na görüşlerimizi ifade etmeye gittiğimizde bizi salona almadılar. Yargı paketleri görüşmelerinde Türkiye Barolar Birliği’ni muhatap aldıklarını, baroların o alanlarda olamayacağını ısrarla söylediler. Sadece bir kez, altıncı ya da yedinci yargı paketi görüşmeleri sırasında içeri girebildim. O da büyük ısrarla, kavgayla gürültüyle. Üç baroyu içeri alıyorlar, 15 dakika kalıp çıkıyorsunuz, sonra başka üç baroyu alıyorlar. Üstelik hiçbir şey söyleyemeyeceğimizi, sadece dinleyici olacağımızı belirttiler. Bu garip ve hukuk dışı bir durum. 2023›te, önceki Adalet Bakanı döneminde Ankara’da toplantıya davet edildik. Orada avukatların sorunlarını, çözüm önerilerini, savunma mesleğinin içinde bulunduğu durumu kürsüden ifade ettim. Sorunlar belli. Genç avukatlara ucuz ve faizsiz kredi vereceksiniz. Stajyerlere staj yaptıkları dönemde ücret ödeyeceksiniz. Hâkim ve savcılara ödüyorsunuz, stajyer avukatların da bundan faydalanması ve bunun genel bütçeden karşılanması gerekir. KDV oranlarının düşürülmesini istedik ancak aksine KDV oranları artırıldı. Yüzde 8 olan oran yüzde 10’a, yüzde 18 olan oran yüzde 20’ye çıkarıldı. Özellikle kamu hizmeti niteliğindeki CMK ve adli yardım ücretlerinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi seviyesine getirilmesi için baskı kurduk. 2024’teki artışlarda bunu bir ölçüde sağlayabildik. Ancak KDV oranları yüksek olduğu için avukatların yıllarca emek verdiği dosyalardan elde ettiği gelir azalıyor.
Genç avukatlar için nasıl bir ekonomik destek modeli öneriyorsunuz?
Barolar Birliği nezdinde genç avukatların kredilendirilmesi için bankalarla görüşmeler yapılmasını sağladık. 2025’te VakıfBank ile yapılan sözleşme ile avukatlara düşük faizli, ilk altı ayı ödemesiz ve 36 aya kadar vadeli kredi imkânı sunuldu. Ancak bu yeterli değil. Gençlerin iş alanlarının darlığından ve gelir azlığından dolayı kredi geri ödemelerinde güçlük yaşadıklarını gördük. Bakan Yılmaz Tunç ile dört kez görüştüm ve kendisine açıkça şunu söyledim: “Bu sorun ödenen aidatla çözülmez.” Önceki yıllarda 5 yıla kadar kıdemi olan avukatlar yarım aidat ödüyordu. Geçen yıl o uygulamayı da kaldırdılar. Şunu söyledim: “Sigorta primi almayın, üç yıl boyunca vergi almayın. Çünkü bir ayda ödenen sigorta primi yaklaşık 8 bin-10 bin TL. Bizim yıllık aidatımız o zaman 3 bin liraydı. Yıllık 3 bin lirayı 12’ye bölerseniz ayda 250 TL eder. Bir aylık sigorta primi ise 10 bin TL. Bunu nasıl izah edeceksiniz?” Bu insanlardan 3 yıl, 5 yıl gelir vergisi, sigorta primi almayın, ucuz kredi temin edin. Bunlar genç avukatları rahatlatacaktır.
Türkiye’de 220 bin avukat var ve yarısı 5 yıla kadar kıdemi olan arkadaşlarımız. Bunu sağlamak bu kadar zor değil.
CMK ve adli yardım ödemeleri konusunda somut bir kazanım elde edebildiniz mi?
Baroların birikmiş adli yardım ücretleri vardı. Ödemeler 1.5 yıl geriden geliyordu. “Bunu hemen ödeyin” diye baskı kurduk ve ödetmeyi başardık. 81 baronun birikmiş adli yardım ücretleri ödendi. Adli yardıma harçlardan ayrılan yüzde 2’lik payın yüzde 4’e çıkarılması için baskı kurduk. Yüzde 4 yapmadılar ama yüzde 3’e çıkardılar. Bu da bir kazanım.
İzmir Avukatlar Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nı da aktif hale getirdiniz. Ne tür çalışmalar yürütüldü?
1990’ların başında kurulan İzmir Avukatlar Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfımız var. Üç yıl öncesine kadar hesap hareketi bile olmayan, son derece pasif bir vakıftı. Orayı aktif hale getirdik. Özellikle arabuluculuk eğitimlerini Yaşar Üniversitesi ile iş birliği içerisinde yürüttük ve ciddi kaynak sağladık. O kaynakla avukatların geciken adli yardım ödemelerini yaptık. Avukatların adliyeler arasındaki ulaşımını sağlayan araçlardan birini vakıf gelirleriyle edindik. Adliye ve ilçelerdeki baro odalarında kullanılan bilgisayarları yeniledik. Ayrıca ciddi ameliyatlar geçiren, hastalık nedeniyle çalışamayacak durumda olan meslektaşlarımıza nakit destek verdik. Vakfımız bu hizmetleri sürdürüyor.
ADLİYE BİNALARI
Hedefleriniz arasında gerçekleştirilemeyen en önemli proje hangisi oldu?
İzmir Barosu’na yeni bir hizmet binası kazandıramadık. 2022’de göreve gelirken bunun için çalışacağımızı söylemiştik. Çok uğraştık. Bornova, Bayraklı ve Büyükşehir Belediyesi ile görüştük ama destek alamadık. İzmir Barosu’nun şu anki hizmet binası yetersiz. Bu bina 2000’lerin başında alındığında avukat sayısı yaklaşık 4 bin 500’dü. Şimdi baroya kayıtlı 14 bin 670 avukat var. O dönemlerde stajyer sayımız en fazla 100 iken, 2022-2024 döneminde 1800-2000’e yakın stajyerle eğitim merkezlerinde çalışmaya başladık. Dersliklerimiz yetersiz kaldı. Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın Eylül 2024’de yürürlüğe girmesiyle stajyer sayımız yaklaşık 450’ye düştü. Ancak bu rakam bile birçok baronun toplam üye sayısından fazla. İzmir Barosu’na yakışan, içerisinde konferans salonlarının, kreşin, dersliklerin, konser alanının, restoranın, sağlık birimlerinin, personel ve yönetim çalışma alanlarının bulunduğu iyi bir binamız olsun istiyoruz. Görüşmelerimiz devam ediyor. Ancak Bayraklı ve Bornova çok pahalı. Adliyenin çevresi ise imkânsız. Bu nedenle merkezden fazla uzaklaşmadan farklı seçenekleri değerlendiriyoruz.
İzmir’de adliyelerin farklı binalara dağılması sorun oluşturuyor. Özellikle deprem güvenliği bakımından nasıl bir tabloyla karşı karşıyayız?
Karşıyaka dâhil İzmir’de 9 adliye binası var. Adliyelerin bölünmesine karşı mücadeleler verdik ama sonuçta bu kararlar Adalet Bakanlığı’nın tasarrufunda. Hâkimler ve savcılar da bu ayrışmadan memnun değil. Özellikle Çiğli’deki ve Karşıyaka Çarşı içerisindeki Kemalkoca Caddesi’ndeki iş mahkemeleri ve icra dairelerinin yer aldığı binalar, adliye binası olmaktan uzak. Herkes risk altında. Yeni bir adliye projesi oluşturulması için baskıda bulunduk. İzmir ve Karşıyaka adliyelerinin deprem direncinin belirlenmesi için davalar açtık, taleplerde bulunduk. İstenilen çok yüksek bilirkişi ücretlerini ödeyemediğimiz için süreç takipsiz kaldı.
Karşıyaka Merkez ve İzmir Merkez adliyelerinde de taleplerimizi ilettik. Kendileri de deprem direnci olmayan binalarda görev yaptıklarını bildikleri için ana binada güçlendirme çalışmalarına başladılar. Ancak bir buçuk yıldır bir adım ilerleyemediler ve çalışmayı sonlandırdılar. Yatırımın 8 yıldan fazla karşılığının olmadığını söylediler. Şimdi hukuk mahkemeleri için yeni bir bina oluşturuldu ve mahkemelerin bir bölümü orada. Böyle bir dağınıklık var.
Bu dağınıklığın avukatların çalışma yaşamına etkilerini azaltmak için neler yaptınız?
Adliyeler arasında meslektaşlarımızın ulaşımını sağlamak adına ring seferleri düzenliyoruz. Önceden taşeronla gerçekleştiriyorduk. Yeni araçlar aldık. Vakıf bünyesinde ve Türkiye Barolar Birliği’nin desteğiyle araçları hizmete koyduk, personel aldık. Cezaevine de meslektaşlarımızın işlerini rahat halledebilmesi için yeni bir araç tahsis ettik. Avukatların çalışma koşullarını iyileştirecek adımlar atmaya çalıştık.
HALKIN YANINDA OLMALI
İzmir Barosu, meslek sorunlarının yanı sıra hak ihlallerinde ve toplumsal olaylarda da aktif. Mücadeleleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meslektaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenmemiz, hukuksuzluklar karşısında sesimizi yükseltmediğimiz anlamına gelmez. Hangi avukat sözlü, fiziksel veya başka bir saldırıya uğradıysa yalnız bırakmadık. Hak mücadelesi veren yurttaşları da yalnız bırakmadık. Maraş depreminin ikinci günü Hatay’daydık ve bir hafta kaldık. Hatay’da delil tespitleriyle ilgili dayanışmamız sürerken İzmir’den avukat grupları oluşturduk. AFAD üzerinden yapılması zorunlu tutulduğu için hazırladığımız yardımların önüne İzmir Barosu brandasını gererek bölgeye ulaştırdık. Hatay Belediyesi’nin imarla ilgili klasörlerini, yıkılmak üzere olan binadan çıkarıp bir cezaevinin güvenli bölümüne sırtımızda taşıdık. Bunu ben dahil İzmir’den giden yaklaşık 30 avukat yaptık. Oradaki yargılamalar sürüyorsa o dosyalardaki deliller sayesinde. Deliller yok olmasın diye fotoğraflarını çektik, Türkiye Barolar Birliği’nin video uygulamasında kayıt altına aldık.
Seçim güvenliğiyle ilgili çalışmalarınız da oldu. Yöneltilen eleştirilere ne söylüyorsunuz?
Seçim dönemlerinde avukatları eğiterek sandık güvenliğinin sağlanması için çalıştık. Parti gözetmeksizin gelen temsilcilere gözlemci ve müşahit kartları verdik. Sandık başındaki hukuki sorunlara müdahale ettik. Baroda acil durum avukatları ve seyyar ekipler oluşturduk. Bunları adil, adaletli ve yurttaşın oyunun sandığa doğru yansıdığı bir süreç yaşansın diye yaptık. Hiçbir siyasi partinin lehine veya aleyhine çalışmadık. Ancak bazı parti temsilcileri “Baroların ne işi var orada?” diye eleştirdi. Biz de “Korkacak bir şeyiniz veya usulsüzlük yapma derdiniz yoksa avukatların orada olmasından endişe etmemeniz gerekir” dedik.
Meslek içi eğitim ve baronun daha erişilebilir olması konusunda neler yaptınız?
2022-2024 döneminde ilçeler dâhil 1773 eğitim çalışması gerçekleştirdik. 2 yılda 720 gün var. Her gün birden fazla eğitim düzenledik. Cumartesi ve pazar günleri dahi baroyu açık tuttuk. Arabuluculuk eğitimlerinin şirketlerin reklam aracına dönüştürülmesine izin vermedik. İzmir Avukatlar Vakfı üzerinden, üniversite iş birliğiyle en düşük ücretlerle eğitimler sunduk. Ayrıca yönetim katına, yani altıncı kata erişim engelini kaldırdık. Rahmetli Özkan Yücel dönemiyle başlayan anlayışı sürdürerek altıncı katı avukatlara ve yurttaşlara açık hale getirdik. Cezaevlerindeki açlık grevlerine müdahil olduk. Grevlerin sonlandırılması ve kuyu tipi cezaevlerinden F tipi cezaevlerine geçilmesi için çaba sarf ettik. Bunları iki yıllık görev dönemimizde yaptık.
İzmir Barosu seçimleri var. Çağdaş Avukatlar Grubu’nun adayı Emre Öktem oldu. Beklentileriniz neler?
Baro seçimleri 4 başkan adayı ve 3 grubun katılımıyla gerçekleşecek. Çağdaş Avukatlar Grubu olarak bizim adayımız, son 2 yıldır başkan yardımcılığı görevini yürüten Emre Öktem oldu. 11 Haziran’da ön seçimimizi yaptık ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yönetime gelecek arkadaşlarımız, Çağdaş Avukatlar Grubu’nun 50 yıla varan geleneğinden aldığımız anlayışı sürdüreceklerdir. Ne avukatların sorunlarından ne de memleket meselelerinden uzak duracaklardır. Demokrasiden bahsedebilmek için hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını sağlamak gerekir. Yargı bağımsızlığının teminatı barolardır. Baroların olmadığı yerde vatandaş adalete erişemez. Tek adam rejimine, hukuksuzluklara, haksız tutuklamalara ve kayyumlara karşı mücadelemiz sürecektir. İzmir tarihinde ilk kez cübbelerimizle Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne yürüyüp protesto gerçekleştirdik. 19 Mart’ta adliyede yaşanan arbedelerde duruşmalara girmeyerek müdahale ettik ve gözaltındaki vatandaşların ters kelepçelerinin çıkarılmasını sağladık. Yeni gelecek yönetim de nerede ne kadar yüksek sesle konuşması gerekiyorsa konuşacak, nerede omuz omuza mücadele etmesi gerekiyorsa sahada olacaktır.
Yargı düzenini ve toplumsal muhalefetin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İzmir’de ortak mücadele zemini oluşturulabilir mi?
Ne İzmir ne de Türkiye bu hukuksuzlukları ve muameleyi hak ediyor. 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden yıllar geçti. Barış demeye giden insanların arasında o bombaları patlattılar. O dönem görevde olanlar teröristlerin ayakkabı numarasına kadar bildiklerini söylüyorlardı. Bu hukuksuzluklara göz yumanlar ve sebep olanlar hem tarih hem de hukuk önünde hesap vermek zorunda. Geleceğe bu cumhuriyeti taşımak için toplumsal muhalefeti büyütmek gerekiyor. İzmir’de “Yan Yana” oluşumu gibi yapıların varlığından haberim var. İzmir’deki muhalif alanın önyargıları ve sübjektif yaklaşımları bir kenara bırakıp ortak bir mücadele zemininde birleşmesi şarttır. Bu toplumsal muhalefeti güçlendirme çabasının içinde yer almak bizim için bir görevdir. Hem bu güzel kent hem de ülke için üzerimize düşeni yapmaya hazırız.




