Üç dernek organ bağışı kültürünün geliştirilmesi için kolları sıvadı. Dernekler yanlış bilgi ve önyargılarla mücadele çağrısı yaptı.
Kadavradan Organ Naklinde Geri Kaldık: Her Gün 13 Kişi Ölüyor

Sağlık Bakanlığı’nın süreci e-Devlet ve e-Nabız üzerinden dijitalleştirmesi organ bağışını kolaylaştırdı. Hala sisteme kayıtlı yaklaşık 1 milyon organ bağışçısı var.
Her iki saatte bir hasta organ beklerken ölüyor
Organ nakli bir tedavi. İşlevini geri dönüşsüz biçimde kaybetmiş organların yerine canlı veya vefat etmiş vericiden sağlıklı organın veya organ bölümünün nakledilmesiyle yapılıyor.
2025’te Türkiye’de toplam 5 bin 226 organ nakli yapılırken 2026’nın 10 ayında bu sayı 4 bin 142’ye ulaştı.
Beklemedeki 33 bini aşkın kişinin 28 bin 790’ı böbrek ve karaciğer bekliyor. Bunların yaklaşık 600’ü çocuk. 2025’te organ nakli için bekleyen 4 bin 769 hasta öldü. Yani ülkemizde yaklaşık her iki saatte bir hasta, diğer bir ifadeyle günde ortalama 13 hasta, organ nakli beklerken hayatını kaybetti.
Soldan sağa: Fethi Gül, Nilgün Bilal, Aydın Türkmen.
3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında Türk Nefroloji Derneği, Türk Yoğun Bakım Derneği ve Organ Nakli Koordinatörleri Derneği ortak bildiri yayınladı.
Basın toplantısında Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, organ bağışında dijital mecranın devreye girmesiyle beyanda bulunanların sayısının üç kat arttığını söyledi:
“Bu tablo, doğru uygulamaların toplumsal katılımı artırabildiğini gösterdi. Ancak ikinci ve en kritik adım; bağış kararının yalnızca dijital sistemde kalmaması, mutlaka aile bireyleriyle de paylaşılması.”
Nakil hayat kalitesini çok yükseltiyor
Organ nakli için bekleyen hastalar içinde en geniş grup kronik böbrek hastalar.
2025 sonu itibarıyla yaklaşık 14 bin yeni hasta böbrek replasmanı tedavisine (diyaliz veya böbrek nakli) başlandı. Hastaların 1905’i böbrek nakli oldu. Yine 2025 sonunda böbrek yetmezliği nedeniyle böbrek replasman tedavisi gören hasta sayısı 95 bin 489’a ulaştı.
Türkmen, canlıdan böbrek nakli konusunda dünyada ilk sırada yer aldığımızı belirtti: “Bizden daha fazla canlı donörden böbrek nakli yapan bir ülke yok. Bunu kadavradan böbrek nakline de taşımamız gerekiyor. Her sene diyalizdeki hastalarımızdan yüzde 10’unu kaybediyoruz. Kaybettiğimiz hastaları çıkarırsanız, her sene 5-6 bin civarında hasta diyalize girenlere ekleniyor. Diyalize girenlerin yaşam kalitesi, nakil olanların yaşam kalitesiyle kıyaslanamayacak derecede düşük oluyor.”
13 binden fazla organ daha nakledilebilirdi
2026’nın 10 ayında Türkiye’de beyin ölümü gerçekleşen 2 bin 78 kişiden 375’inin organları bağışlandı. Yani beyin ölümü tanısı konulan kişilerin yaklaşık yüzde 18’i organlarını bağışladı. Her bağışçıdan en fazla sekiz kişiye nakil yapılabiliyor. Bağışın yapılmadığı 1703 kişinin tamamı bağışçı olabilseydi 13 bin 624 kişi daha nakil olabilecekti.
Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fethi Gül, kadavradan bağışları artırmak için öncelikle zihinlerdeki soru işaretlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi. Beyin ölümünün ‘kesin ölüm’ olduğunu belirten Gül, ailelerin ‘Ya uyanırsa’ kaygısının yersiz olduğunu söyledi.
Beyin ölümüyle bitkisel hayatın ve komanın aynı şey olmadığını söyleyen Gül, şöyle devam etti: “Beyin ölümü gerçekleştiğinde kişi tıbben ve hukuken hayatını kaybetmiştir ve bu tanı, nakil ekibinden bağımsız ve alanında uzman hekimlerce, bilimsel ölçütlere göre konulmaktadır. Bitkisel hayatta ve komada hasta nefes alır, kalbi atar. Beyin ölümünde solunum yapamaz. Kalp de bir süre sonra durur.”
Türkiye de kendi modelini geliştirebilir
1 milyon kişi başına düşen kadavra donör oranı İspanya’da 51,9, İtalya’da 30,9, Birleşik Krallık’ta 20,7, İran’da 12,7 ve Almanya’da 11,7. Türkiye’deyse bu oran 5,48 düzeyinde kalıyor.
Organ Nakli Koordinatörleri Derneği Başkanı Öğr. Gör. Nilgün Bilal, İspanya başta olmak üzere bazı ülkelerin kadavradan organ bağışında başarılı modeller geliştirdiklerini, Türkiye’nin de bunu yapabileceğini söyledi:
“Sağlık Bakanlığı bünyesinde yürütülen Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi’nin şeffaf ve adaletli yapısı, sağlık kuruluşlarımızın gücü, organ nakli koordinatörlerimizin deneyimi ve çabası ile toplumumuzun dayanışma kültürünü ortak bir hedef etrafında buluşturmalıyız.
Canlı vericili nakillerde dünya sıralamasında yakaladığımız başarıyı, ölüm sonrası bağışları artırarak daha çok insanımıza yaşam şansı sunacak şekilde sürdürebileceğimize inanıyoruz.
Hayattayken sevdiklerimize canımızı veriyoruz. Vedamızdan sonra başka birinin sevdiğine can olabiliriz. Tek bir bağış, tam sekiz cana umut olabilir. Tüm vatandaşlarımızı 3–9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle e-Devlet/e-Nabız üzerinden organ bağışçısı olmaya ve bu kararlarını sevdikleriyle paylaşmaya davet ediyoruz.”
Ortak bildiri
Üç derneğin ortak bildirisi özetle şöyle:
Organ bağışını desteklemek toplumsal bir sorumluluktur: Organ bağışını artırmaya yönelik mevcut tüm olanaklardan yararlanılmalı; sağlık sistemi başta olmak üzere toplumun tüm paydaşları bu çabaya katkı sağlamalıdır.
Organ bağışı konusunda kapsamlı bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları yürütülmelidir: Toplumun doğru, güvenilir ve anlaşılır bilgiye erişimi sağlanmalı; organ bağışının hayat kurtaran etkisi ve bağışçıların yaşama katkısı anlatılarak kalıcı bir organ bağışı kültürünün oluşması desteklenmelidir.
Organ bağışına ilişkin zor sorular açıkça ele alınmalıdır: Organ bağışının toplumsal, bilimsel ve inançsal boyutları ile beraberinde getirdiği sorular açık ve şeffaf biçimde tartışılmalıdır. Vatandaşların ön yargılardan uzak, doğru ve güvenilir bilgiye erişimi sağlanmalıdır.
Organ bağışı sistemleri hakkında bilgilendirme yapılmalı, gönüllü bağış teşvik edilmelidir: Mevcut gönüllü karar sistemi hakkında toplum kapsamlı biçimde bilgilendirilmeli; bireylerin organ bağışı kararlarını özgür iradeleriyle verebilmeleri ve bu kararlarını kolayca kaydedebilmeleri teşvik edilmelidir.
Organ bağışı kararı aile içinde konuşulmalı ve paylaşılmalıdır: Organ bağışı, kişinin ölümünden sonra başka hayatlara umut olmasını sağlayabilecek anlamlı bir vasiyettir. Bireylerin bu yöndeki iradelerine saygı gösterilmeli; organ bağışı kararlarını aile üyeleriyle paylaşmaları teşvik edilmelidir. Organ bağışı, aile içinde her yaşta konuşulabilen doğal bir konu haline gelmeli; bu konudaki farkındalığın erken yaşlardan itibaren gelişmesi desteklenmelidir.
Organ bağışı konusu okullarda da ele alınmalıdır: Organ bağışının önemi, yaş gruplarına uygun bir yaklaşımla eğitim ortamlarında ele alınmalıdır. Öğretmenlerin bu konuyu öğrencileriyle işlerken ihtiyaç duyabilecekleri bilimsel bilgiye, eğitim materyallerine ve danışmanlık desteğine erişebilecekleri platformlar oluşturulmalıdır.
Organ bağışı, sağlık çalışanlarının eğitimlerinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır: Hekimlerin, hemşirelerin ve ilgili diğer sağlık çalışanlarının temel, uzmanlık ve sürekli eğitim programlarında organ bağışına yer verilmelidir. Bağış sürecinde görev alan sağlık çalışanlarının mesleki ihtiyaçları ve karşılaşabilecekleri psikolojik yük de gözetilmelidir.
Organ bağışı ve nakil koordinatörlerinin etkin çalışması desteklenmelidir: Koordinatörlerin görevlerini etkin biçimde yerine getirebilmeleri için yeterli kaynak ve zaman sağlanmalı; mesleki uzmanlaşmaları desteklenmeli ve çalışma koşulları güçlendirilmelidir.
Beyin ölümü tanısının bilimsel ölçütlere uygun, bağımsız ve tarafsız biçimde konulduğu topluma anlatılmalıdır: Beyin ölümünün, beyin sapı dahil tüm beyin işlevlerinin geri dönüşü olmayan kaybı anlamına geldiği ve tanının bilimsel ölçütler doğrultusunda, bağımsız ve tarafsız biçimde konulduğu açıkça anlatılmalıdır. Tanı sürecinin nasıl işlediğine ilişkin doğru bilginin yaygınlaştırılması, organ bağışına duyulan toplumsal güvenin güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
Organ bağışı konusundaki yanlış bilgiler ve ön yargılarla mücadele edilmelidir: Organ bağışıyla ilgili yanlış inanışlar, bilgi eksiklikleri ve ön yargılar bilimsel veriler ışığında ele alınmalı; özellikle beyin ölümünün geçici bir durum olduğu yönündeki yanlış algı düzeltilmelidir.




