Paris, 1968... Gençler kaldırım taşlarını söküp barikatlar kurarken bir slogan yükseliyordu: “Sous les pavés, la plage!” Yani, “Kaldırım taşlarının altında plaj/kumsal var!” Taşların altında kumdan fazlası vardı: Özgürlük, yeni bir yaşam hayali ve dünyanın değişebileceğine dair umut.
Kaldırım Taşları, Gençler Ve Hayaller

17 Ekim Cumartesi günü Brüksel sokaklarına çıkan gençlerin sorusuysa daha yakıcıydı: Gelecek hâlâ mümkün mü?
Brüksel Merkez İstasyonu çevresinde toplanan öğrenciler, öğretmenler ve sendika üyeleri, eğitimdeki tasarrufları protesto etti. Gösteri, belediyenin izin vermemesi ve polis önlemleri nedeniyle Güney İstasyonu yönüne kaydı; katılımın yüzlerce kişiye ulaştığı belirtildi.
Öfkenin başlıca nedenlerinden biri üniversite kayıt ücretleriydi. Gelecek yıldan itibaren 800 Avro olan ücretin, Flaman bölgesindeki tarifeye benzer biçimde yıllık 1.100 Avro’ya yükseltilmesi planlanıyor.
Sosyal tarifeler uygulansa da soru değişmiyor: Eğitim herkese açık deniyor, peki herkes o kapıdan içeri girebilecek mi?
Üniversiteye girmek için harç, derse ulaşmak için bilet, hafta sonu eve dönebilmek için yeni bir hesap... Gelecek, daha başlamadan faturaya bağlanıyor. Gençlerden bir yandan yarının dünyasını kurmaları bekleniyor, diğer yandan o dünyaya girebilmek için bugünden ödeme yapmaları isteniyor.
Gösteride eğitim talepleri, antifaşist sloganlar ve Filistin’le dayanışma mesajları iç içe geçti. Talepler farklıydı ama ortak bir duygu ağır basıyordu: Karar vericilerin kendilerini dinlemediği düşüncesi.
Gösteride sık sık polis karşıtı sloganlar da duyuldu.
Peki, duyulmayan ses ne zaman gürültüye dönüşür?
Öğle saatlerinde gerilim tırmandı. Bazı göstericiler cisimler ve havai fişekler attı; polis göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla karşılık verdi. Anderlecht’te paylaşımlı bisikletler ve scooter’lar yakıldı, çöp torbaları ateşe verildi, şantiye ekipmanları zarar gördü. Kent merkezinde vitrinler kırıldı, bir siyasi parti binasının camları da hasar gördü.
Kırılan camlara bakıp öfkenin nedenlerini görmezden gelmek kolaycılık. Şiddeti mazur görmek başka, onu doğuran toplumsal koşulları sorgulamak başka. Brüksel’deki olaylar, polis müdahalesinin orantılı olup olmadığını ve gençlerle kurulan iletişimi de tartışmaya açtı. Elbette polise cisim atılması ve araçların yakılması kamu güvenliğini tehdit ediyor. Hak arama özgürlüğü, başkalarının güvenliğini tehlikeye atma hakkı değil. Ancak kamu düzenini sağlamak da sınırsız güç kullanma yetkisi anlamına gelmiyor.
‘JANDARMA 2.0’ ÖNERİSİ
Olayların ardından bakanlar Theo Francken ve Bernard Quintin’in gündeme getirdiği “Jandarma 2.0” önerisi, ağır güvenlik olaylarında polise destek verecek yeni bir müdahale birimini öngörüyor.
Ancak daha fazla güvenlik gücü, tek başına daha az gerilim demek değil. Asıl sorun, gücün nasıl denetleneceği ve gençleri sokağa çıkaran sorunların nasıl çözüleceği.
Aynı gün Liège’de de öğrenci protestolarının yaşanması, tartışmanın Brüksel’le sınırlı olmadığını gösteriyor. Eğitim bütçeleri hükümetler için rakamlardan ibaret olabilir. Öğrenciler içinse o rakamlar, okuyabilmekle vazgeçmek arasındaki mesafeyi belirliyor.
1968’in Paris’inde gençler kaldırım taşlarının altında kumsal arıyordu. Brüksel’in gençleri ise taşların altında bir gelecek arıyor. Önlerinde hem polis bariyerleri hem de ödeme güçlüğü var.
Kaldırım taşlarını yerinden oynatmak kolay. Asıl zor olan, gençlerin geleceğini yerinden etmeden değişim yaratmak.
Belçika’nın yanıtlaması gereken iki soru var: Sokaklardaki şiddet nasıl önlenecek? Gençleri sokağa çıkaran koşullar nasıl değiştirilecek? Çünkü sorun yalnızca kaldırım taşlarının neden havaya kalktığı değil, gençlerin neden geleceği sokakta aradığı.
Kaldırım taşlarının altında bir kumsal varsa o kumsala ulaşmak da yalnızca parası olanların ayrıcalığı olmamalı.



