Karar
Haber akışına dön

Kalıpları Kıran Bir Polisiye

Kalıpları Kıran Bir Polisiye

Japon polisiye edebiyatının büyük ustalarından Seichō Matsumoto’nun romanı ‘Tokyo Ekspresi’, Tunç Albay çevirisiyle Ötüken Neşriyat’tan yayımlandı. Batılı yazarların dayattığı ‘alibi’ kavramını ve ‘kusur-suz cinayet olmaz’ görüşünü yıkan eser, açıkça görünen her şeyin bir planın parçasına dönüşebilece-ğini gösteriyor. Matematiksel bir kesinlikle kurulan ve bütün kalıpları yıkan bu modern polisiye, okuru da soruşturmaya katarak günümüz yazarları için adeta ders niteliği taşıyor.

BESİM DALGIÇ

Kediyi öldürse de merak insanın en büyük hasletidir. Büyük ölçüde polisiye romanlarına ilginin nedeni de bu özellikten geliyor. Tabiatta başka canlılar için suç kavramı olmasa da -gerçi ülkemizde sokak hayvanlarının suçlanıp Auschwitz ya da Gulag’ı hatırlatan kamplarda toplanması vicdanları sızlatsa da bu başka bir konu- insanlar için ise bazen çok acımasız, cezalandırıcı bir gerekçe. Dostoyevski de ‘Suç ve Ceza’ romanında bu eylemi derinlemesine sorgular.

EDEBİYATTA CİNAYET MOTİFİ

İlyada’da, Oidipus’ta, Hamlet’te ya da Macbeth’te suça dair anlatımın çok eskilere dayanan bir tarihi var. Yakın tarihte ise Vladimir Nabokov, geleneksel anlamda doğrudan bir polisiye romanı olmasa da eserlerinde dedektiflik, suç, cinayet motiflerini sıkça kullanmış, bu türle de edebi ustalıkla dalga geçmiştir. Edgar Allan Poe ise bu türü edebi ölçütlere taşıyan üslupçu başka bir yazar. Dünyada polisiye roman denilince ilk akla gelen öteki yazarlar ise Agatha Christie, Dashiell Hammett, Arthur Conan Doyle, Georges Simenon’dur. Söz konusu yazarların kitaplarında edebi yanlar var. Ancak çok talep olduğundan zamanla kitap piyasanın ihtiyacını karşılamak adına yazdıkları ro-manlarda belli kalıplar arasında sıkışmalarına da neden olmuştur. Ama Georges Simenon’u hep sev-dim. Mickey Spillane, edebi bir kaygı gütmeden yazdığı özel dedektif Mike Hammer karakteriyle zama-nında çok revaçtaydı. Hatta Kemal Tahir bu kitapların dördünü çevirmiş, dört tane de kendi yazmıştı. Afif Yesari’nin ise yazdığı iki yüze yakın Mike Hammer romanı bir başka vaka...

Japon polisiye edebiyatının usta ismiSeichō Matsumoto (1909-1992)kusursuz cinayet kalıplarını yıkaneserleriyle modern polisiyeninöncülerinden kabul ediliyor.

KUSURSUZ PLANIN ÇÖKÜŞÜ

Edebi değeri olan polisiyeler de var elbet. Bunlardan biri de Japon poli-siye edebiyatının büyük ustalarından Seich Matsumoto’nun ünlü romanı ‘Tokyo Ekspresi’; 2026’da Tunç Albay çevirisiyle dilimize ilk kez çevrilerek Ötüken Neşriyat’tan yayımlandı. Romanın konusu Ha-kata Körfezi’nin kayalıklarında genç bir kadınla bir adamın cesetlerinin yanında boş bir meyve suyu şişesi ile siyanür bulunması; onların birlikte intiharı seçen iki sevgili olduğu kararıyla dosya kapatılır. Ama kıdemli dedektif Torigai Jutaro’nun bu konuda şüpheleri vardır. Tek başına soruşturmayı yürütür. Şüphelerinin peşinde koşarken Tokyo’dan gelen genç dedektif Kiichi Mihara ile birlikte gözden kaçırıl-mış bir ayrıntıyı sezip, intihar süsü verilmiş bu tablodaki tutarsızlıkları fark ederler. Tren tarifeleri, pe-ronlar, çeşitli tanıklar, sarsılmaz gibi görünen mazeretler arasında ilerleyen iki dedektif, göründüğü kadar basit olmayan bu vakanın ardındaki gerçeği araştırmaya koyulurlar. İki dedektif, romanda klasik bir “katil kim” sorusundan ziyade, Japonya’nın son derece gelişmiş tren tarifelerini, zaman çizelgelerini saniye saniye analiz ederek kusursuz gibi görünen mazeretlerin yanı sıra yolsuzluk batağına bulaşmış yüksek dereceli devlet görevlilerinin de karıştığı cinayeti çözerler. Ama bu çözüm yetmez. Çünkü bu tür kusursuz cinayet vakasında suçlanabilecek kimse yoktur.

Her iki dedektif de her şeyin açıkça göründüğü esrarengiz bir vakanın ardındaki gerçeği araştırırken ya-zar Seich Matsumoto okuru da bu soruşturmanın bir parçası yapıyor. Çehov’un “Sahnede bir tüfek varsa mutlaka patlamalı” görüşüne ya da Stanislavski’nin psikolojik gerçekçilik kuramına karşı çıkan, Stalin’in büyük temizlik döneminde idam edilen yenilikçi tiyatro adamı Meyerhold gibi; Batılı polisiye yazarlarının dayattığı ‘alibi’ kavramını, yani ‘kusursuz cinayet olmaz’ görüşünü de Seich Matsumoto yıkmıştır. Bu bakımdan ‘Tokyo Ekspresi’ açıkça görünen her şeyin bir planın parçasına dönüşebilece-ğini gösteren, matematiksel bir kesinlikle kurulmuş modern bir polisiye edebiyatıdır. 1958’de yazılan ‘Tokyo Ekspresi’nin Japonca adı ‘Noktalar ve Çizgiler’ anlamına gelen ‘Ten to Sen’dir. Yine aynı yıl ‘Ten to Sen’ adıyla filmi yapılmış, 2007’de de TV için mini dizi olarak uyarlanmıştır. Okurların zevk alarak okuyacağı, bütün kalıpları yıkan ‘Tokyo Ekspresi’nin günümüz polisiye yazarları için ise ders niteliğinde bir roman olduğu da rahatlıkla söylenebilir.

OKURU DÜŞÜNSEL YOLCULUĞA ÇAĞIRAN DİZELER

Mete Özel’in ‘Um’ adlı şiir kitabı Veyayınevi’den. 2025’te Mete Özel çevirisiyle ‘Uzak Kıyı’ adıyla dili-mizde kitabı yayımlanan ABD’li şair Jeffry Kahrs tarafından ‘Hope’ adıyla İngilizce’ye de çevrilmiş. Bu nedenle ‘Um’ iki dilli bir kitap. Mete Özel şiirleriyle ya da düz yazılarıyla birçok mecrada yer almış. İlk şiir kitabı ‘Ilgım Düş Esrar’ adıyla 2008’de Komşu Yayınlarından... ‘Um’ ikinci kitabı.

Özel hayli ilginç, uzun bir şiir yazmış. ‘keder’, ‘gölge’, ‘umay’ gibi kelimeleri dizelerinde sık sık tekrarlayan bir akış, bir gölge oyunu. Şairin ‘gölge’ metaforu nesnesinden bağımsız, sadece ışığı bir varoluş nedeni sayan il-ginç bir kurgusal betimleme. Asla distopik olamayan zihinsel bir umut, zihinsel bir ütopya. Bu bakım-dan hem izlenimci hemde dışa vurumcu... Bilincinin engellenmez sınırsız akışı... Kitaba adını veren ‘Um’ adeta şiirde bir deneme... Naif resimleriyle tanınan Belkis Taşkeser’in çizimleri ise Özel’in dizele-rinin tamamlayıcısı. Özel ‘Um’daki “Gölgelerimizin bizi terketmesine izin verme / özgür gölgelerimizi um / um / um” dizeleri kederle dolu bu dünyada okuru ummaktan vazgeçmemeye davet ediyor. Sanırım herkesi bedensel değilde düşünsel yolculuğa çağıran bu dizeler okurlara hayli ilginç gelecektir.

YERLİ YAZINDA GİZEMİN İZLERİ...

Ülkemizde polisiye roman yazarlığının Ahmet Mithat Efendi’nin ‘Esrâr-ı Cinâyât’ romanıyla başla-dığı kabul edilir. ‘Amanvermez Avni’nin Serüvenleri’ ise Ebüssüreyya Sami tarafından yazılmış de-dektif romanlarıdır. Peyami Safa da ‘Cingöz Recai’ adlı polisiye romanlar yazmıştı. Ümit Deniz’in ise 1956 ile 1974 yıllarında yazdığı dedektif Murat Davman tefrika polisiyeleri de çok tutuluyordu. Polisiye okumak gerçekten bir tutku. Gençlik yıllarımda kitapçılık yaparken tanıdığım Aslan Başer Kafaoğlu da bir polisiye tutkunuydu. Yıllardır bu tür romanları okumasam da 90’lı yıllarda Taner Ay’ın ‘Marsyas’ın Cesetleri’ ile 2024’te Adnan İslamoğulları’nın ‘Müntehir’ adlı polisiye romanları-nın edebi değerleri tartışılmaz. Günümüzde bu türde yazan birçok yazar var. Kimi yazarların edebi kaygısı olsa da çoğunlukla böylesine bir dert yok. Kapitalist piyasanın belirlediği yapıda pazarla-nan, kendilerini zirvede gören birtakım ünlü yazarların kitaplarının edebi değerleri ise patlamış mısır gibi...

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
karar.com