Tuğçe ÇELİK
Karamsar Bir Kuşak Gelmiyor

Müzik, sinema, edebiyat ve resim alanlarında üreten Mehmet Güreli’nin yaşamını konu alan Sıcak Bir Göz: Mehmet Güreli belgeseli, 33. Adana Altın Koza Film Festivali’nde gösterildi.
Yönetmen Gamze Terra’nın imzasını taşıyan yapım, 37. Ankara Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Film Yarışması’na da seçildi. Terra ile belgeselin sinema dilini, çekim sürecini ve kültürel bellekle ilişkisini; Mehmet Güreli ile de Türkiye’deki kültür-sanat ortamını konuştuk.
SANATIN ORTAK DİLİ
Yönetmen Gamze Terra, Güreli’nin çok yönlü sanatçı kimliğinin belgeselin biçimlenmesindeki yerini şöyle anlattı:
“Mehmet Güreli’nin farklı disiplinlerde üretim yapan bir sanatçı olması, filmin yaklaşımını belirleyen temel unsurlardan biriydi. Onu kronolojik bir biyografi üzerinden anlatmaktansa, müzik, sinema, edebiyat ve resim arasında kurduğu ilişkileri ve bu alanların birbirini nasıl beslediğini anlamaya odaklandım. Çünkü bence Mehmet’in sanatçı kimliğini asıl ilginç kılan şey, bu disiplinlerin her birinde ayrı ayrı üretmesi değil, hepsinin aynı düşünsel ve duyusal evrenden beslenmesi.
Filmde de bu çok yönlülüğü tek bir anlatı içinde sabitlemek yerine, farklı üretim alanları arasında dolaşan, zaman zaman birbirine değen ve birbirini tamamlayan bir yapı kurmayı tercih ettim. Arşiv görüntüleri, ses, müzik ve gündelik yaşamından kesitlerle bu dünyayı katman katman açmaya çalıştım. Amacım Mehmet Güreli’yi bütün yönleriyle tanımlayan bir portre çizmekten çok, onun sanatının farklı katmanları arasında izleyicinin de kendi ilişkilerini kurabileceği bir alan yaratmaktı.”
Belgeselin anlatı yapısını da değerlendiren Terra, kurgu sürecinde aldıkları kararları aktardı: “Mehmet Güreli’yi başkalarının anlatımı üzerinden tanımaktansa, kendi hayatını, düşüncelerini ve üretimini kendi sesinden dinlemenin daha doğrudan ve sahici bir anlatım kuracağını düşündüm. Seyircinin de onu mümkün olduğunca kendi anlatısı üzerinden tanımasını istedim.
Bu yaklaşımı kurguya da taşıdık. Kurgucu arkadaşımız Süheyla İlay Arıkan’la birlikte filmi farklı sanat alanları üzerinden bölümlere ayırdık. Elimizdeki arşiv malzemesini de etkili bir şekilde kullanarak Mehmet’in farklı disiplinlerdeki üretimleri arasında bağlar kurmaya çalıştık. Böylece kronolojik bir biyografi anlatısı yerine, onun sanat dünyasının farklı katmanlarını keşfedebileceğimiz bir yapı oluşturduk.”
KİŞİSEL HİKÂYEDEN KÜLTÜREL BELLEĞE
Terra belgeselin çekim sürecinde ekip içindeki çalışma ilişkilerinin de belirleyici olduğunu söyledi.
Terra, kamera arkasındaki yaklaşımı şöyle özetledi: “Çekim sürecinde birbirini tanıyan, birlikte çalışmaya alışık bir ekiple olmanın önemli bir avantajını yaşadık. Yapımcılarımız Yalçın Akyıldız ve Görkem Yeltan, ortak yapımcımız Ahmet Sesigürgil, görüntü yönetmenimiz Arda Yıldıran ile aramızda zaten oluşmuş bir güven ve ortak çalışma dili vardı. Bu, çekimlerde daha doğal bir atmosfer yaratmamızı sağladı.
Mehmet’i kamera karşısında belli bir şekilde davranmaya yönlendirmek yerine, kendi ritmi içinde gözlemlemeyi tercih ettik aynı zamanda. Çünkü bir sanatçının dünyasını anlamanın yalnızca söylediklerinden değil, gündelik hayatındaki alışkanlıklardan, çalışma biçiminden ve çevresiyle kurduğu ilişkiden de geçtiğini düşünüyorum. Çekimler boyunca da bu anların peşinden gittik; Mehmet’in dünyasını yeniden kurmak yerine, onun zaten var olan hâline ve üretim pratiğine yakından bakmaya çalıştık.”
Güreli’nin yaşamından hareketle Türkiye’nin kültür-sanat geçmişine de kapı aralayan belgeselin kültürel bellekle ilişkisini değerlendiren Terra, şunları söyledi: “Evet, bu yönüyle de önemli buluyorum. Mehmet Güreli’nin müzikten sinemaya, edebiyattan resme uzanan üretimi, yalnızca kişisel bir sanatçı hikâyesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin kültür-sanat ortamına dair de izler taşıyor. Ancak benim çıkış noktam doğrudan bir dönem panoraması oluşturmak ya da belgeseli bir arşiv çalışması olarak kurmak değildi. Mehmet’in kendi hayatı ve üretimi üzerinden, farklı dönemlere, karşılaşmalara ve sanatsal ilişkilere bakmak istedim.
Arşiv malzemeleri bu açıdan bizim için çok önemliydi. Geçmişi yalnızca belgelemek için değil, bugünden geçmişe bakabileceğimiz ve Mehmet’in üretim dünyasını daha derinlikli okuyabileceğimiz bir alan açmak için kullandık. Bence kişisel bir hikâyenin kültürel belleğe katkısı da burada ortaya çıkıyor. Bir insanın hayatına yakından baktığınızda, aslında yaşadığı dönemin ruhuna, dönüşümlerine ve kültürel hafızasına dair de pek çok şey görmeye başlıyorsunuz. Filmin zaman içinde böyle bir karşılık bulmasını da değerli buluyorum.”
ÖLMEYEN ŞEYLER MORAL VERİYOR
Türkiye’de sanatçıların üretim koşullarının yıllar içinde nasıl değiştiğine değinen Güreli, bugünkü kültür-sanat ortamına ilişkin gözlemlerini anlattı. Güreli, “Hâlâ film yapılıyor, festivaller yapılıyor. Yani kimse pes demiyor hayatın koşullarıyla ilgili. Yani bunlar çok ucuz olarak söylenebiliyor; işte şundan bahsedebiliriz, bundan bahsedebiliriz ama hâlâ devam eden bir bir canlılık da var aslında. Yani bu canlılık aslında toplumun yapısıyla ilgili. Yani bir şeyler yapmak isteyen insanlar hiçbir şeyi düşünmüyorlar, yine yapmak istediklerinin yoluna gidiyorlar. Ben takdir demeyeceğim, içinde bulunduğum bir şey bu. Bizim de böyle bir çevremizde birkaç arkadaş her şeye devam ediyoruz. O yüzden hani biz devam ediyorsak başkalarının da devam etmesini çok saygıyla karşılıyorum. Onlar da devam etsin istiyorum ama çok genç kuşak da aslında buna katıldı. Sanki hani şöyle bir mesele de var; yani karamsar bir kuşak gelmiyor aslında. Bir şeyler üretmeyi göze almış insanlar geliyor, o beni çok sevindiriyor” dedi.
Güreli, kendi yaşamını konu alan belgeseli izlemenin kendisinde yarattığı etkiyi de şöyle tarif etti: “Yaptığın şeylerin bir filmini izlediğin zaman aslında şu anda değil ama o anda neleri eksik yaptığını hatırlaman için belgeseller çok önemli olabilir. Şimdi mesela bizim sevindiğimiz bazı başka şeyler de var. Bizi tanıyan, ne bileyim hani yıllar sonra karşımıza çıkan birinin senle ilgili bir şey söylemesi gibi. Onlar demek ki ölmeyen şeyler var hayatta. Ve bu insana aslında çok büyük bir moral veriyor, çok büyük bir kazanç veriyor, kazanç hissettirtiyor. Ve yeni kuşaklarda da hâlâ bir şeyler yapmak isteyen, devam eden insanları görmek… Bu kuşakların adlarını söylemeye gerek yok ama bir sürü insanın halen hiçbir şey kötüye gitmiyormuş gibi kendi programlarına devam etmeleri çok sevindirici.”


