Mahmut Çelik/Makine Yüksek Mühendisi, Yazar
Karanlık Savaş Nedir?

Karanlık savaş, Türkiye’de özellikle 2000’lerin ortasında kullanılan bir stratejik kavram. Sıcak savaş ve Soğuk Savaş’ın yerini, açık silahlı çatışma olmadan ülkenin rejimini, düzenini ve toplumsal yapısını değiştirmeyi hedefleyen çok boyutlu yöntemlerin aldığı dönemi tanımlıyor.
Kavramı kamuoyunda öne çıkaran konuşma, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 2007’deki değerlendirmesidir. Büyükanıt, soğuk savaşın bitişinden sonra klasik devletten devlete tehdit anlayışının geçerliliğini yitirdiğini, daha ucuz ve etkili “karanlık savaş” yöntemlerinin tercih edildiğini söyledi. Büyükanıt’a göre dünya sıcak savaş, Soğuk Savaş, karanlık savaş evrelerinden geçmiştir. Klasik devletlerarası silahlı çatışma yerine, daha ucuz ve etkili asimetrik yöntemler tercih edilmektedir.
MERMİ ATMADAN REJİM DEĞİŞTİRMEK
Hedef ülke silah zoruyla işgal edilmez; ekonomik manipülasyonlar, mikro etnik kışkırtmalar, rejim ve düzenin yeniden tanımlanması, “renkli” başkaldırılar ve ülkelere yapıştırılan olumsuz sıfatlar öne çıkarmış. Son dönemde görünürde ağaç protestosu olarak ortaya çıkarılan Gezi olaylarını renkli devrim girişimi veya karşı-devrim çabası olarak değerlendirmek yanlış olmaz. 2008’de SAREM Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin askerlere yönelik bir brifinginde de benzer bir tanım geçiyor. Bu anlatıma göre karanlık savaş, yabancı ülkelerin mermi atmadan bir ülkenin rejimini değiştirmesidir. Araçlar arasında IMF, Dünya Bankası, OPEC ve Soros gibi yapılar; ekonomik manipülasyonlar; mikro etnik kışkırtmalar; siyasi, psikolojik ve sosyolojik unsurlar sayılır. ABD’nin yol açtığı renkli devrimler örnek gösterilir. Brifing, bu faaliyetlerin sivil toplum, basın ve akademisyenler üzerinden, organik bağ kurulmadan ve gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğini de vurgular.
Kısaca kavram, hibrit savaş, psikolojik harp, algı yönetimi ve ekonomik baskı araçlarının bir arada kullanıldığı, savaş ile barış arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir mücadele biçimini tarif eder. Askeri literatürde resmi bir doktrin adı olmaktan çok, dönemin güvenlik bürokrasisinin tehdit algısını yansıtan bir çerçevedir.
EKONOMİK MANİPÜLASYON
Bu kısa tanımlamalar sonucunda yıllardır çevremizde yaşananları bu çerçeveden ele alırsak. En sık vurgulanan araç ekonomik manipülasyonlar olarak görünüyor IMF, Dünya Bankası, OPEC ve Soros gibi kuruluşlar üzerinden yürütüldüğü düşünülüyorsa ,IMF borcunun bittiği döneme denk gelen gezi olaylarını bu saldırıya örnek olarak göstersek çok da yanılmış olmayız. Finansal krizler yaratarak veya mevcut krizleri derinleştirerek hedef ülkeyi borç sarmalına sokmak; özelleştirme, devlet desteklerinin kaldırılması gibi yapısal reform baskılarıyla ekonomiyi zayıflatmak suretiyle yönetim değişikliği planlanmış olması muhtemeldir. Derecelendirme kuruluşları üzerinden not manipülasyonları yurtdışı yatırımcılarının önüne konulan engel olarak görülmektedir. Yunanistan’ın notlarının Türkiye önünde olması en çarpıcı durumdur.
Etnik kimliklerin siyasi amaçlarla silahlandırılması ve terör örgütlerinin lojistik, mali veya propaganda desteği alması suretiyle yapılan karanlık savaş, açıktan lanetlenen terörizmin el altından desteklenmesi size yabancı bir kavram mı?
Milyarlarca dolar harcanan PKK ile mücadele döneminde hangi devlet ekonomik olarak zor durumda kalmazdı? Tam bu sorun çözülecek duruma gelince karşı çıkanların olması size hiç şüpheli gelmiyor mu? Çok etnikli ülkelerde parçalanma yaratmak suretiyle yapılamaya çalışılan çalışmalara Türkiye’den onlarca örnek vermek mümkündür.
SAĞLI SOLLU SÜRÜLMÜŞ TARLALAR
Topluma şirin gösterilmeye çalışılan renkli devrimler şiddetsiz veya düşük şiddetli hareketlerle, sivil toplum üzerinden rejime saldırı planlamaları yıllardır devam ederek bizim için kullanılmaktadır. Belki henüz renginin adını koymaya fırsatları olamamıştır, çünkü milletimizin feraseti buna en büyük engeldir.
Toplumsal zenginliğimiz olan din ve mezhep ayrılıklarının sürekli kaşınması hatta bu temelde sol örgütlerin kurulması, cami-cemevi üzerinden toplumsal gerginlik oluşturma çabaları çok da masum görünmemektedir.
28 Şubat’ta kullanılan FETÖ, Kuytul, Kuriş Tarikat Cemaat yapılandırmalarının yurt dışı bağlantıları artık aşikar olarak görünmektedir. 15 Temmuz darbe girişimi başarısız olan FETÖ’nün yerini renklendirilmiş Fetöcülerin de içlerine girmesiyle Kuytul, Kuriş yapılanmaları almıştır. Ve sürekli devletle kavga etmeye devem etmektedirler.
Ülkemizde medya araç olarak kullanılarak toplumun yalan ve yanlış haberlerle siyasi iktidara ve kurumlara güveninin sarsılmasına çalışılmaktadır. Yalanın dile pelesenk olduğu bir ortamda doğrunun ilgilisine ulaşmasının önündeki büyük engel sosyal medya dezenformasyonudur. Kaynağı belirsiz gelirlerle ayakta duran medya kuruluşları, yurtdışı fonlarla desteklenen youtube hesapları üzerinden operasyonlara devam etmektedir. Parayla satın alınabilecek basın mensupları ve akademisyenlerle organik bağ kurmadan dolaylı olarak kendileri için çalışmalarının sağlanması durumu çokça mevcuttur.
Psikolojik harekat yöntemlerine başvurularak toplumda gelecek ve geçim kaygıları oluşturularak düzenin sarsılması hedeflenmektedir. Basın organları, bankalar, borsa, haberleşme vasıtalarına adamlarını sızdırarak ele geçirme ve bunlar üzerinde demoralizasyon yaratılması hedeflenmektedir.
Ülkenin siyasi sistemine veya kimliğine dışarıdan etiketler yapıştırılması, tarihte Abdülhamid’e Kızıl Sultan benzetmesi gibi Türkiye’nin “ılımlı İslam devleti” şeklinde tanımlanması sıkça zikredilir. Bu, hedef ülkenin kendi rejimini yeniden şekillendirmeye yönelik baskı olarak planlanmaktadır.
Ülke isimlerinin önüne “başarısız devlet”, “terör destekçisi” gibi etiketler konularak uluslararası meşruiyetini zedeleme ve müdahaleyi kolaylaştırma yolu hayali kurulmaktadır. Hamas’a verilen desteği Teröre destek olarak yazan medya kuruluşlarını masum görmeyin. Ülkede kendilerince saygın araştırma ve değerleme kuruluşları, insani yardım derneklerinin desteklenmesi ve fonlanması ile etki altına alınarak toplumu manipüle aracı olarak kullanılması vazgeçilmeyen bir yoldur.
Yıllardır yaşadıklarımızı bu gözle anlamaya çalışırsak nasıl bir düşmanla mücadele ettiğimizi daha iyi anlar ve ona göre birlik içinde olmamız gerektiğini kavrarız. Bu topraklar bizim, hiç bir surette bu topraklara ait olmayan unsurlara uşaklık edenlere yönetim bırakılmayacaktır.



