BU konulara bu köşede sık sık değiniyorum. Bilim dünyası da bu araştırmaları seviyor olmalı ki sık sık benzer çalışmalara denk geliyoruz. Fakat her birinde iş bir adım öteye taşınıyor.
Kedicilerde Aşk Hormonu Daha Fazla Çıktı

Son olarak kedileriyle fiziksel olarak daha fazla ve yakın zaman geçiren kişilerin ‘aşk hormonu’ olarak bilinen oksitosin seviyelerinin daha yüksek çıkmasının araştırması yapılmış.
Japonyamızın şanlı Kyoto Üniversitesi’nin araştırmacıları, 29 kedi ve 19 sahibini bir ay boyunca incelemiş. İdrar testleriyle hormon seviyelerini ölçmüş, kedilerin tasmalarına takılan Bluetooth cihazlarıyla sahiplerine ne kadar yakın vakit geçirdiklerini takip etmiş, kedi sahiplerine ruh hallerini değerlendiren anketler uygulamışlar.
Kediler ve sahiplerinin oksitosin seviyeleri arasında doğrudan, pozitif bir ilişki bulundu.
Kedilerdeki yüksek oksitosin seviyeleri, sahiplerinde daha düşük kortizol (stres hormonu) ve daha az olumsuz duygu yaşanmasıyla ilişkilendirilmiş.
Sahiplerin olumlu ruh halinin, kediye ne kadar süredir sahip olduklarından ziyade, onunla kurdukları fiziksel yakınlığa (kucakta oturması, sevilmesi vb.) bağlı olduğu belirlenmiş.
Araştırmanın başyazarı Dr. Saho Takagi, bu bulguların insan-kedi ilişkisinin kalitesinin, sadece bir kediye sahip olmaktan çok daha önemli olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Bu durum, kedi sahibi olmanın sağlığa faydaları üzerine geçmişte yapılan ve birbiriyle çelişen araştırmaları da açıklıyor. Ancak uzmanlar, bu çalışmanın sadece bir ‘bağlantı’ gösterdiğini, kedilerle vakit geçirmenin hormon ve ruh hali değişimlerine doğrudan ‘neden olduğunu’ kanıtlamak için henüz erken olduğunu vurguluyor.
Biz iyi tarafından bakalım. Aşkı arayanlar, ama bulamayanlar. Artık nereye gitmeniz gerektiğini biliyorsunuz: Barınaktan bir kedi sahiplenmek size de iyi gelecek.
NADİR GÖRÜLEN HAYVANLAR NASIL SAYILIR
MERAKIMIZIN peşinden gidip bu soruya cevap arayalım. Kazakistan’da, dün Uluslararası Kar Leoparı Günü’ydü. Bu vesileyle biliminsanlarının, nadir görülen Kar Leoparı’nı nasıl saydığına dair bir haber çıktı karşıma.
Kar Leoparlarını birbirinden ayırmak için fotokapanlar ve DNA kullanılıyor. Ama iş bir cümleyle anlatılacak gibi değil.
Kazakistan, UNDP destekli bir proje kapsamında 2018 ile 2024 yılları arasında 294 fotokapan kurmuş. Leoparların benzersiz benek desenleri incelenerek aynı hayvanın mükerrer sayımı önleniyormuş. Uydudan takip edilen tasmalarla hayvanların Çin ve Kırgızistan gibi sınır ötesi hareketleri izlenerek ek koruma gerektiren rotaları tespit ediliyormuş.
Kıl ve dışkı örnekleri üzerinden hayvanlar yakalanmadan kimlik tespiti ve sayım yapılıyormuş. Ayrıca bu analizler de türün genetik çeşitliliğinin tarihsel olarak düşük olup olmadığını ortaya koyuyormuş. Kar Leoparı, tahmin edeceğiniz üzere düşük çıkmış.
Bu çalışmaların vardığı sonuç şu: 1995’te 80-100 civarına düşen ülke popülasyonu, 2024 itibarıyla 152-189 seviyelerine yükselmiş. Ancak kaçak avlanma, iklim değişikliği ve azalan avlar nedeniyle -Kar Leoparları’nın avlayabileceği- tür hâlâ ‘hassas’ statüsünü koruyor.
BİR VEDA BİR ÇAĞRI
İNGİLİZ The Guardian gazetesi nefis bir iş yapıyor. Sayfalarını “Unutamadığım evcil hayvanım” teması içeren yazılara da açıyor. Bu hafta ‘Ölümden dönen rehber köpek Orlando’nun hikâyesi’ aktarılmış. Rehber Köpekler (Guide Dogs) Derneği gönüllüsü Sarah Judd’ın bakımındayken henüz küçük bir yavru olan Orlando, köpeklerde nadir görülen tetanoza yakalanmış. Tamamen felç olan ve öleceği düşünülen köpek, ağır bir hastane sürecinin ardından hayatta kalarak yeniden yürümeyi ve yemek yemeyi öğrenmiş.
Eve döndüğünde merdiven bile çıkamayan Orlando, evdeki zeminlere serilen matlar üzerinde yürüyerek yavaş yavaş toparlanırken, inatçı, oyuncu ve ne istediğini belli eden karakteri sayesinde bu zorlu süreci azimle atlatmış. 17 aylıkken yeniden eğitime alınan Orlando, 6 aydan kısa bir sürede resmi rehber köpek sertifikasını almış. Yıllardır rehber köpek bekleyen kısmi görme engelli bir kadına sahiplendirilmiş ve yeni sahibinin eve kapanmaktan kurtulup hayata aktif olarak karışmasını sağlamış.
Orlando
Orlando artık başka bir evde, görevini yerine getiriyor ama hikâyeyi anlatan Sarah bu azimli köpeği unutmamış.
Bu vesileyle ben de bir açık çağrı yapayım: Anlatacağınız hikâyeniz, paylaşacağınız öykünüz varsa, fotoğraflarıyla beraber [email protected] mail adresime beklerim. Yollarsanız, seçer yayımlarız, bu sevgiyi birlikte çoğaltırız.
NOT: Kediniz ya da köpeğinizin fotoğrafını #dünyagüzeli etiketiyle ve Hürriyet’ten bahsederek sosyal medyada paylaşın ya da [email protected] adresine mail atın, seçip paylaşalım...


