Dünyada türlü cumhuriyet var, sağcısı solcusu; ABD gibi kapitalist, Kuzey Kore ve Çin gibi çeşnili komünist cumhuriyet de var. Ve bir de M.K. Atatürk’ün 1923 yılında, 29 Ekim günü kurduğu Türkiye Cumhuriyeti de var. Ama bu cumhuriyetin önünde bir Kemalist sıfatı da var. Ama önce “sıfatsız” cumhuriyetin tanımını Vikipedi’den öğrenelim:
Kemalist Cumhuriyet

Cumhuriyet, devlet başkanlığı makamının ve yönetim yetkisinin babadan oğula veya hanedana geçmediği; egemenliğin doğrudan veya dolaylı olarak halka ait olduğu bir yönetim biçimidir.
Cumhuriyetin temel özellikleri:
- Halk egemenliği: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesine dayanır. Yönetim gücü bir kişiye, zümreye veya aileye ait değildir.
- Seçim esası: Yöneticiler (cumhurbaşkanı, milletvekilleri vb.) halk tarafından belirli bir süre için ve seçimle göreve getirilir.
- Kanun önünde eşitlik: Bütün vatandaşlar anayasa ve yasalar karşısında eşittir; ayrıcalıklı bir sınıf bulunmaz.
- Hukukun üstünlüğü ve laiklik: Toplumsal düzen dine veya kişisel kurallara değil, evrensel hukuk kurallarına ve anayasaya dayanır.
- Kuvvetler ayrılığı: Yasama, yürütme ve yargı organları birbirinden bağımsızdır. Tarihsel arka planı: Sözcük kökeni Latince “res publica” (kamusal şey, kamusal çıkar) kavramından gelir.
- Modern anlamda ilk örnekleri Antik Roma Cumhuriyeti ve sonrasında 18. yüzyıldaki Fransız Devrimi ile Amerikan Bağımsızlık Savaşı’na dayanır.
- Türkiye’de ise cumhuriyet, 29 Ekim 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde ilan edilmiştir.
Ancak bizim cumhuriyetimizin Kemalist sıfatı vardır ki buna Atatürkçülük de denir. Kemalizm ve Atatürkçülük, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerine, ilke ve devrimlerine dayanan; ülkeyi çağının çağdaşı uygarlık düzeyine ulaştırmayı hedefleyen bir düşünce ve yönetim sistemidir.
Kemalizm ile ilgili temel bilgiler ve yapısı şu şekilde özetlenebilir:
Altı ok (Temel ilkeler)¹
Kemalizm, 1931 yılında Cumhuriyet Halk Partisi programıyla resmiyet kazanan ve 1937’de anayasaya dahil edilen altı ok simgesiyle temsil edilir:
- Cumhuriyetçilik: Egemenliğin millete ait olduğu, devlet başkanının seçimle işbaşına geldiği rejim biçimi.
- Milliyetçilik (ulusalcılık): Din, ırk veya mezhep ayrımı gözetmeksizin Türk vatandaşlığı bağıyla bağlı herkesi kucaklayan bir ulus bilinci.
- Halkçılık: Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum yapısını ve kanun önünde tam eşitliği savunma.
- Laiklik: Devlet ile din işlerinin ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün güvence altına alınması ve aklın/bilimin rehber edinilmesi.
- Devletçilik: Özel teşebbüsün yetersiz kaldığı alanlarda devletin ekonomi ve sanayileşme süreçlerine doğrudan öncülük etmesi (ılımlı devletçilik).
- İnkılapçılık (Devrimcilik): Toplumun ihtiyaçlarına göre çağdaş ve dinamik yenilikleri sürekli benimseme, dogmatizme karşı çıkma.
Temel Özellikler:
- Tam bağımsızlık ve anti-emperyalizm: Ekonomik, siyasi ve kültürel bağımsızlığı en üstün değer sayar.
- Akılcılık ve bilimcilik: Dogmatik kalıplar yerine akıl ve bilimi rehber alır.
- Laik ve modern cumhuriyet: Üniter devlet yapısı içinde çağdaş bir hukuk ve eğitim sistemi kurmayı amaçlar. Amma velakin çeyrek yüzyıldır iktidarda bulunan AKP² yukarıda sıralanan sıfat ve ilkelerin tamamına karşıdır: Cumhuriyetçi değildir; devrimci, devletçi, halkçı değildir. Cumhuriyetçi değil Osmanlıcıdır, ulusalcı değil ümmetçidir, altı okun altısına da karşıdır. “Laikçilik” dediği laiklik ilkesinin ateşli karşıtıdır.
“Halk” kavramı benim için kutsal değildir. Halk Vikipedi’nin tanımına göre:
-Toplum/Kitle: Birden fazla kişinin oluşturduğu, aynı ülkede yaşayan veya ortak kültür özelliklerine sahip insan topluluğudur.
- Avam: Bulmaca ve günlük dilde toplumun genel çoğunluğu veya alt kesimidir.
Cumhuriyet, demokrasi, çağının çağdaşı olma bilincinden yoksun halka, kusura bakılmasın ancak yığışım denir. Yani “Nesnelerin veya olguların bir araya gelip yığılması, kümeleşmesi hali (yığışma)”. Bu yığışımın “halk” düzeyine çıkması için cumhuriyet ve demokrasi bilinçlerine sahip olması gerekir. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti’nin her kesimden emeklileri ne yazık ki ağlaşan bir yığışımdır.
SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) 2026 yılı verilerine göre Türkiye’deki emekli sayıları şu şekildedir:
- İşçi emeklisi (SSK/4a): Yaklaşık 11 milyon 520 bin 511 kişi
- Memur emeklisi (Emekli Sandığı/4c): Yaklaşık 2 milyon 555 bin 659 kişi
- Esnaf ve çiftçi emeklisi (Bağ-Kur/4b): Yaklaşık 2 milyon 921 bin 564 kişi.
Genel olarak Türkiye’de pasif sigortalı (emekli, dul ve yetim aylığı alanlar dahil) toplam sayı yaklaşık 16 milyon 997 bin 274 kişidir.
Haydi bu sayıya aritmetiğin “dört işlemi”ni uygulayalım: Bu sayıyı 17 milyon sayıp bu toplama emeklinin aile bireylerini (anne-baba, kardeş, çocuklar ve öteki akrabalar) ikiyle çarpalım, 34 milyon eder; üçle çarpalım, 51 milyon eder ki AKP’yi iktidara getiren sınıf bilincinden yoksun bu kitledir. İktidardan gönderecek olan da bu kitledir. Bu nedenle park sıralarına oturup ağlaşmasınlar; topluma ve tarihe karşı sorumlu olan bu kitledir. Kuşkuluyum: AKP kendilerine zırnık kadar zam yaparsa önümüzdeki seçimde gene AKP’ye oy verirler. Oysa AKP’den başka ve halkçı nitelikli bir partiyi iktidara getirirlerse o parti de zam yapar. Bu nedenle (pek güvenmediğim) emeklileri sınıf bilincine davet ediyorum. “Kemalist Cumhuriyet”i ancak böyle hak ederler.
¹ Kaynak: Vikipedi.
² Lütfen yandaş ağzıyla “AK Parti” denmesin.




