Hürriyet
Haber akışına dön

Kıbrıs Deyince Aklıma Hep Reha Arar Gelir

Kıbrıs Deyince Aklıma Hep Reha Arar Gelir

REHA Arar’ın hayat hikâyesinde benim en çok ilgimi çeken şey, birbirinden çok farklı alanlarda iz bırakmış olması.

Sağlık, turizm, gastronomi...

Bugün Reha Arar denildiğinde akla önce Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı ve Kuzey Kıbrıs turizmi geliyor.

Oysa meslek hayatının ilk yılları sağlık sektöründe geçmiş.

Hacettepe Üniversitesi’nde okurken Ankara Belediyesi İtfaiyesi’nin cankurtaran servisinde çalışmaya başlamış.

Ardından Haydarpaşa Numune Hastanesi, Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Belediyesi’nde önemli görevler üstlenmiş.

1980’li yıllarda Turgut Özal’ın da teşvikiyle Hızır Acil’in kurulmasına öncülük etmiş.

Bugün hepimizin bildiği 112 Acil sisteminin fikir önderlerinden biri de Reha Arar...

Reha Arar’ın yolunun daha sonra turizmle kesişmesi ise ayrı bir hikâye.

Önce Antalya’da Grand Prestige Oteli’nin açılışını yönetmiş.

Ardından Besim Tibuk’la yolları yeniden kesişmiş ve 1989 yılında gruba katılmış.

O tarihten sonra da Kuzey Kıbrıs turizminin gelişmesinde önemli sorumluluklar üstlenmiş.

Reha Arar’ın anlattığı bir ayrıntı var, özellikle hoşuma gitti.

Merit Crystal Cove’un bahçesinde bir zamanlar kazların yüzdüğü havuz bulunuyormuş.

Daha sonra o havuz kaldırılmış yerine 1500 kişilik kongre merkezi yapılmış. Bu Kıbrıs’ın turizme bakışını da değiştirmiş.

Aslında onun hayatındaki farklı alanları düşündüğümde ortak bir özellik görüyorum.

Sağlıkta insanların hayatını kolaylaştıracak sistemlerin kurulmasına katkıda bulunmuş.

Turizmde Kuzey Kıbrıs’ın gelişmesine destek olmuş.

Gastronomide ise yemek kültürünün ve sofra geleneğinin anlatılmasına emek vermiş.

Bütün bunları bir araya getirdiğimde benim için ortaya yalnızca başarılı bir işinsanının portresi çıkmıyor.

Merak ettiği konuların peşinden giden, bir fikri projeye dönüştürmekten hoşlanan, yaptığı işe kişiliğini de katan bir insan görüyorum.

Ben böyle insanların hikâyelerini seviyorum.

Çünkü geride yalnızca yatırımlar değil, anlatılacak güzel hikâyeler de bırakıyorlar.

KIBRIS’I KEŞFEDEN KOLAY VAZGEÇMİYOR

KKTC’ye bu gidişimde de uzun yürüyüşler yaptım.

Her ziyaretimde biraz daha gelişmiş, daha canlı bir Kıbrıs görüyorum.

Özellikle Girne Alsancak tarafındaki değişim dikkat çekici.

Yeni konut projeleri, güzel siteler, özenle düzenlenmiş yaşam alanları yapılmış.

Gayrimenkul sektöründeki hareketlilik gözle görülüyor.

Ama bu kez beni asıl şaşırtan karşılaştığım yabancıların sayısı oldu.

Bazılarıyla sohbet ettim. Kıbrıs’ta yaşamaktan son derece memnun olduklarını anlattılar.

Anlaşılan Kıbrıs’ı keşfedenler buradan kolay kolay ayrılmak istemiyor.

Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a yönelen ilgi de artıyor.

Özellikle Bodrum ve Çeşme’nin yaz kalabalığından uzaklaşmak isteyenlerin burada ev almaya başladığını duyuyorum.

Bu ziyaretimde yeni açılan çok sayıda restoran ve kafe gördüm. Mekânların standartları da oldukça iyi.

Kıbrıs’ın gastronomisi ve yaşam kültürü de gelişiyor.

Kuzey Kıbrıs’ın önünde önemli bir fırsat var.

Güzel iklimi, zengin mutfağı ve yaşam koşullarıyla yalnızca tatilciler için değil, yılın önemli bölümünü burada geçirmek isteyenler için de cazip.

Ancak gelişmenin dikkatle yönetilmesi gerekiyor.

Yeni yatırımlar yapılırken Ada’nın doğasını, kıyılarını ve kendine özgü karakterini korumak şart.

Bir de tanıtım meselesi var.

Bence Kuzey Kıbrıs sahip olduğu güzellikleri dünyaya henüz yeterince anlatabilmiş değil.

Kuzey Kıbrıs iyi yolda. Yeter ki büyürken kendisini güzel kılan özellikleri kaybetmesin.

ZEYTİN DALINDA KALIRSA BOLLUK KİMİN İŞİNE YARAR

BU yıl zeytin ağaçları cömert davranıyor. Ama üreticilerin yüzü aynı ölçüde gülmüyor. Edremit, Ayvalık, Akhisar ve Aydın’da zeytincilerin en büyük dertlerinden biri hasat maliyetleri.

Günlük işçi ücretleri yüksek; budama, gübreleme, ilaçlama, taşıma, sıkım maliyetleri de artıyor.

İspanya ve İtalya’da kooperatiflerin ortak hasat makinelerine, modern sıkım tesislerine yatırım yapması bu yüzden önemli.

Küçük üreticinin tek başına karşılayamayacağı maliyetler ortaklaşa azaltılabiliyor. Elbette Ege’nin her zeytinliği makineli hasada uygun değil. Ama birlikte hareket etmek için mutlaka büyük arazilere sahip olmak gerekmiyor.

Rekolte yükseldiğinde seviniyoruz.

Asıl mesele, o bereketin üreticinin hayatına da yansımasını sağlayabilmek.

DÜKKÂNIN ÖNÜ SENİN Mİ

ŞEHİRDE boş park yeri bulmak küçük bir piyango kazanmak gibi.

Tam sevineceksiniz, karşınıza bir duba çıkıyor.

Meğer o park yerinin görünmeyen bir sahibi varmış!

Üstelik öyle rahat sahiplenilmiş ki itiraz etmeye kalksanız neredeyse siz haksız çıkacaksınız.

Mesaj açık. “Burası benim.”

İyi de kardeşim, burası hepimizin değil mi?

Aslında mesele yalnızca park yeri de değil.

Trafikte yol vermeyen, sıraya kaynak yapan, tanıdıkla işini öne aldıran anlayışın kaldırıma taşınmış hali.

Herkes kendisine küçük bir ayrıcalık yaratıyor, sonra da bunu kazanılmış hak sayıyor.

Bir süre sonra yanlış olan değil, yanlışa itiraz eden tuhaf karşılanıyor.

Elbette esnafın mal indirme, yükleme yapma ihtiyacı var. Belediyelerin de buna makul çözümler üretmesi gerekiyor.

Ama ihtiyaç başka, kamuya ait alanı özel mülke çevirmek başka.

Bence büyükşehirlerde şu duba meselesine biraz daha yakından bakmak lazım.

Çünkü sokak hepimizin ama galiba bazıları kendisini tapu sahibi sanıyor.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
hurriyet.com.tr