Ortadoğu uzmanı Prof. Vali Nasr “Netanyahu giderse tamamen farklı bir dış politika çıkacak gibi düşünmemek gerekir” dedi. B’Tselem’in seçim yarışının “daha kötü bir şiddet isteyenlerle daha nazik bir apartheid isteyenler arasında geçtiği” tespitine ve alternatif sağ liderlerin de ilhakçı ve iki devletli çözüme karşı politikalarına dikkat çekti.
Koltuk Değişir İşgal Kalır

İsrail 27 Ekim’de sandık başına gitmeye hazırlanırken Batı daha çok Binyamin Netanyahu’nun devrilmesi olasılığına odaklanmış durumda. Peki Netanyahu’nun gitmesi Ortadoğu’daki kanlı denklemi değiştirebilir mi? Netanyahu için çanlar çalıyor olabilir; ancak sandıktan çıkacak sonucun İsrail’in işgal politikasında bir değişime yol açacağını düşünmek büyük bir yanılsama. İsrail’de bu seçim, sağ ile solun değil; sağın farklı tonlarının yarışı.
Ortadoğu konusunda dünyanın sayılı uzmanlarından Prof. Vali Nasr’ın Cumhuriyet için sorularımı yanıtlarken dile getirdiği şu değerlendirmeler de bu tabloyu doğruluyor: “Uluslararası medyada, Ortadoğu’da ve ABD’de her şeyin sorumluluğunun Başbakan Netanyahu’ya yüklenmesini fazla görüyorum. Netanyahu giderse tamamen farklı bir dış politika ortaya çıkacakmış gibi düşünmemek gerekir.” Nasr’a göre işgal politikası için de durum aynı: “Ülkenin genel zihniyeti, İsrail’in sorunları askeri yollarla çözmesi gerektiği yönünde. Artık Güney Lübnan’da, Suriye’de ve Gazze’de tampon bölge oluşturmak veya potansiyel olarak yerleşmek amacıyla işgal etmek gibi bir anlayış da var. Bunlar başka bir başbakanın gelmesiyle değişmeyecek.”
Gazze’de İsrail devletinin yürüttüğü politikayı “soykırım” olarak niteleyen İsrail insan hakları örgütü B’Tselem de mevcut Netanyahu hükümetiyle yeni hükümeti kurmaya aday muhalefetin Filistinlilerin şiddet politikalarıyla kontrolünün ve “Yahudi üstünlüğünün” devamı konusunda genel bir uzlaşı içinde olduğuna dikkat çekiyor. Kuruluşun icra direktörü Yuli Novak, “Dünya bir yanılsama içinde: Deli bir hükümet var, başka bir hükümet iktidara gelirse durum düzelecek diye düşünülüyor” diyor ve ekliyor: “Seçim yarışı Filistinlilere uygulanan şiddeti daha da kötüleştirmek isteyenlerle daha nazik bir apartheid’dan söz edenler arasında geçiyor.”
Gazze’de soykırımın daha da şiddetlendiğini, Batı Şeria’da da artık bir etnik temizliğin artarak sürdüğünü kaydeden Novak, muhalefet partilerinin koalisyon hükümeti kurabilirlerse Filistinli partileri dışlama konusunda anlaştığına dikkat çekiyor. Kamuoyu yoklamalarına göre de Yahudi seçmenlerin yüzde 71’i, Arap partilerinin desteğine dayalı bir koalisyona karşı.
Anketler Netanyahu’nun desteğinin gerilediğine işaret ediyor. Ancak onun yerine gelecek olası lider de sağ siyasetin farklı bir kanadını temsil edecek.
SAĞ, YİNE SAĞLA YARIŞACAK
B’Tselem sözcüsü Yair Dvir, “Mevcut Netanyahu hükümeti Gazze’nin yanı sıra Batı Şeria’da da insanların yerlerinden edilmesinden, ilhaktan söz etmeye başladı. Hatta İsrail’deki Filistinleri de artık düşman olarak görüyor. Arapların inşaatlarına kısıtlama getirilmesi, Arap bölgelerinde Yahudi yerleşimleri açılması gündemde” diyor. Netanyahu’nun alternatiflerine bakarsak, mesela en güçlü rakibi eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot iki devletli çözüme karşı. Batı Şeria’da yerleşimleri destekliyor ama yerleşimci şiddetini eleştiriyor. Eisenkot, Lübnan’da sivil hedeflerin vurulmasını meşru gören “Dahiye Doktrini”nin mimarı. Naftali Bennett ve Avigdor Liberman da iki devletli çözüme karşı. Bennett, işgal altındaki Batı Şeria’nın C Bölgesi’nin doğrudan “ilhak edilmesini” savunuyor.
Evet, İsrail’de sağ, yine sağla yarışacak. Karmaşık Knesset aritmetiğinin nasıl bir koalisyon doğuracağını önümüzdeki günler gösterecek. 120 sandalyeli mecliste hükümet kurabilmek için gereken 61 sandalyeye ulaşmak kolay görünmüyor. Ancak net olan bir tablo var: İktidarın sahibi değişse bile İsrail siyasetinin Filistin ve işgal parantezi kapanmayacak.




