Yeniçağ
Haber akışına dön

Kutsal Davaların Serveti

Kutsal Davaların Serveti

2005 yılında yaşadıklarımdan ilhamla bir söz söylemiştim: “Ahlak; yoklukta saklanan, varlıkta sınanan bir değerdir.”

Aradan yıllar geçti. Ülke, insanlar ve şartlar değişti. Dün yokluk içinde savunulan değerler, bugün varlığın ve zenginliğin gölgesinde yeniden sınanıyor. Borsada gündeme gelen usulsüzlük iddiaları ve bu iddialar karşısında sergilenen tutumlar, yıllar önce söylediğim bu sözü yeniden hatırlatıyor.

Çünkü mesele yalnızca para değil; kazancın nasıl elde edildiği, çıkarlar büyüdüğünde ahlaki ilkelerin korunup korunamadığıdır.

Ahlak, insanın sahip olmadıklarıyla değil, sahip olma imkânı eline geçtiğinde yaptıklarıyla sınanır.

Bir zamanlar yokluk içinde dürüstlüğü, adaleti ve dayanışmayı savunanların, bugün büyük servetlerin edinilmesine ilişkin ciddi iddialar karşısında sessiz kalması düşündürücüdür. Yanlışların hesabını sormak yerine meseleyi aidiyet tartışmasına dönüştürmek, eleştirileri “davamıza zarar veriyorsunuz” diyerek susturmaya çalışmak ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Nitekim bir ramazan programı yapımcısı ve Yeni Şafak yazarı Tuncer'in, “Ne kadar istiyorsanız aramızda toplayıp verelim(!), yeter ki davamızı kirletmeyin(!)” sözleri de ayrıca düşündürücüdür. Milyarlarca liralık haksız kazanç iddiaları karşısında, dava kirlenmesin diye aranızda ne kadar para toplayabilirsiniz Sayın Tuncer?

Bir davayı savunmak, o davayla ilişkili herkesin her davranışını savunmayı gerektirmez. Tam tersine, ortak değerleri korumanın yolu yanlışların üzerine gitmekten geçer.

Bir davaya sadakat, yanlışın üzerini örtmekle değil, o davanın adalet ve ahlak iddiasını korumakla ölçülür.

Elbette zenginleşmek başlı başına bir kusur değildir. Emekle, üretimle ve meşru yollarla elde edilen servet değerlidir. Ancak zenginliğin nasıl kazanıldığına ilişkin ciddi sorular varsa, cevap aidiyet duygusuyla değil, hukukla, delillerle ve hesap verebilirlikle aranmalıdır.

20 Nisan 2024 tarihinde yayımladığım “Türk Devlet Geleneğinde Kuvvetler Ayrılığı” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi, hiç kimse hesap verme sorumluluğundan muaf tutulamaz.

İnsanın karakterini sahip olduğu evler, arabalar ve servetler değil, çıkarı ile vicdanı karşı karşıya geldiğinde yaptığı tercihler belirler. Yoklukta dürüst olmak önemlidir; ancak asıl sınav, imkânlar arttığında da doğru kalabilmektir.

Bu konuda her türlü siyasi cazibeyi elinin tersiyle iterek milletine karşı sorumluluğunu ve dürüstlüğünü koruyan Şehit Muhsin Yazıcıoğlu, önemli bir örnektir.

Başkalarının yanlışlarını eleştirirken kendi çevremizdeki yanlışları görmezden geliyorsak, savunduğumuz şey ahlak değil, seçici bir adalet anlayışıdır. Yakınlarımıza ayrıcalık tanıyorsak adaleti değil, aidiyetimizi koruyoruz demektir.

Hiçbir dava, siyasi hareket veya toplumsal aidiyet hukukun ve ahlakın üzerinde değildir. Yanlışların araştırılmasını istemek bir davaya ihanet değil, o davanın itibarını koruma sorumluluğudur.

Borsadaki olaylara ilişkin iddialar da aynı ölçüyle ele alınmalıdır. İddialar araştırılmalı, somut deliller ortaya konulmalı ve sorumluluğu bulunanlar hukuk önünde hesap vermelidir. Hiç kimse yalnızca hakkında iddia bulunduğu için peşinen suçlu ilan edilmemeli; ancak aidiyeti nedeniyle de hesap vermekten kaçamamalıdır.

Söz konusu işlemlerin gerçek kimlikler üzerinden gerçekleştirildiği dikkate alındığında, işlem kayıtlarının incelenmesi ve sorumluların tespit edilmesi de önem taşımaktadır.

Ahlak, yalnızca başkalarına değil, kendimize de aynı ölçüyü uygulayabilmektir.

Yıllar önce söylediğim sözün bugün yeniden hatırlatılmasının nedeni budur:

“Ahlak; yoklukta saklanan, varlıkta sınanan bir değerdir.”

Mesele birilerinin zenginleşmesine karşı çıkmak değil; zenginliğin meşru yollarla elde edilmesini, kamu vicdanının korunmasını ve herkes için aynı adalet ölçüsünün uygulanmasını istemektir.

Çünkü dürüstlük, yoksulken övünülecek, zenginleşince terk edilebilecek bir özellik değildir. Adalet de yalnızca başkaları için talep edilip kendi çevremize geldiğinde esnetilecek bir kural olamaz.

Bir toplumun geleceği, yalnızca ne kadar zenginleştiğiyle değil, zenginleşirken hangi değerleri koruduğuyla da belirlenir. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, servetimizin yanında dürüstlük, adalet ve hesap verebilirlik anlayışımızdır.

Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: Sahip olduklarımız mı bizi değerli kılıyor, yoksa sahip olduklarımız uğruna vazgeçmediğimiz değerler mi? Haksız kazancı kaybetme korkusuyla insan ne kadar değişebilir?

İnsanı, henüz hiçbir şeye sahip değilken nasıl davrandığına, imkânları arttığında hangi değerleri koruduğuna ve çıkarıyla vicdanı karşı karşıya geldiğinde hangi tercihi yaptığına bakarak tanırız.

Sahip olduklarınızla değil, sahip olduktan sonra hangi değerlerden vazgeçmediğinizle kim olduğunuzu gösterirsiniz.

Ve yıllar önce söylediğim gibi: Ahlak; yoklukta saklanan, varlıkta sınanan bir değerdir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com