Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 2019’da Türkiye ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nı yedi yıl sonra onayladı. Karar, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki elini güçlendirebilecek yeni bir gelişme olarak öne çıkıyor.
Libya'da Yeni Hesaplaşma: İçerde Ve Dışarda Paylaşım Savaşı Sürüyor

NATO müdahalesiyle 2011 yılında Muammer Kaddafi yönetimi devrildikten sonra bölünen ve iç savaşa sürüklenen Libya’da sular durulmuyor. Libya Temsilciler Meclisi'nin 2019 yılında Türkiye ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması’nı yedi yıl sonra onaylaması gözleri yeniden bu ülkeye çevirdi. Peki Libya’da bugün son durum ne? Ülkeyi kimler yönetiyor? Libya topraklarında hangi yabancı güçlerin siyasi ve ekonomik çıkarları söz konusu? Türkiye’nin Libya’daki pozisyonu bugün ne durumda ve bu anlaşma hem Libya hem Türkiye hem de Doğu Akdeniz’deki ekonomik-siyasi rekabet açısından ne anlama geliyor?
Libya’da iki iktidar, parçalı egemenlik
Libya, 2014’ten itibaren iki ana siyasi ve askeri merkeze bölündü. 2019’da Halife Hafter’e bağlı güçlerin başkent Trablus’u ele geçirme girişimiyle çatışmalar yeniden büyüdü. Türkiye’nin askeri desteği, Trablus yönetiminin Hafter güçlerini geri püskürtmesinde belirleyici rol oynadı. 2020’de ateşkes sağlandı ancak ülke çapında siyasi birlik kurulamadı.
Bugün batıda, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ve Başbakan Abdülhamid Dibeybe bulunuyor. Trablus merkezli hükümet, batıdaki önemli devlet kurumları ve silahlı gruplar üzerinde etkili. Ancak başkentteki yönetimin otoritesi, farklı milislerin kendi ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi nedeniyle sınırlı.
Doğuda ise ‘Temsilciler Meclisi’nin desteklediği, Usame Hammad başkanlığındaki rakip hükümet ile Halife Hafter’in komuta ettiği Libya Arap Silahlı Kuvvetleri bulunuyor. Hafter güçleri ülkenin doğusunda ve güneyinde geniş alanları, petrol sahalarının ve enerji altyapısının önemli bir bölümünü kontrol ediyor. Hafter’in oğulları da askeri, güvenlik ve ekonomik yapılarda giderek daha etkili hale geliyor.
Petrol ve doğalgaz: Rekabetin ekonomik temeli
Libya’daki siyasi ve askeri mücadelenin merkezinde, Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olan ülkenin kaynakları bulunuyor. Libya ekonomisi ve kamu bütçesi büyük ölçüde hidrokarbon gelirlerine dayanıyor. BM bünyesinde Libya Uzmanlar Paneli'nin 24 Mart 2026 tarihli nihai raporuna göre petrol ve doğalgaz gelirleri devlet gelirlerinin yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor.
Libya Ulusal Petrol Kurumu'nun açıkladığı verilere göre 2025’te toplam ham petrol üretimi 501.6 milyon varile ulaştı. Günlük ortalama üretim yaklaşık 1.37 milyon varil oldu. Aynı yıl doğal gaz üretimi 903 milyar fit küp olarak kaydedildi. Gelirler Trablus merkezli Libya Merkez Bankası'nın kontrolündeki mali sistem üzerinden toplanıyor.
Nitekim ülke, 2025’te 2007’den bu yana ilk kez petrol ve doğalgaz arama ruhsatı ihalesine çıktı. Şubat 2026’da sonuçlanan ihalelerde ABD’li Chevron, İtalyan Eni, KatarEnergy ve İspanyol Repsol gibi şirketler yer aldı. Haziran ayında ise Libya Ulusal Petrol Kurumu; Repsol, Eni, KatarEnergy ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) dahil şirketlerle üretim paylaşımı anlaşmaları imzaladı. Macaristan merkezli MOL Grubu, TPAO ve Repsol ortaklığı da anlaşma imzalayanlar arasında yer aldı.
Fransız TotalEnergies ve ABD’li ConocoPhillips de Libya’nın enerji sektöründeki önemli yabancı aktörleri arasında. Ocak 2026’da Başbakan Dibeybe, bu şirketlerle mevcut anlaşmaların değiştirilmesinin ve 25 yıllık, 20 milyar doları aşan yatırımları içeren bir düzenlemenin gündemde olduğunu açıkladı.
Hangi yabancı güçler Libya’da neyin peşinde?
Moskova, Hafter güçleriyle ilişkileri ve Libya’nın doğusu ile güneyindeki askeri varlığı üzerinden Akdeniz’e ve Afrika’nın Sahel bölgesine uzanan stratejik erişimini korumaya çalışıyor. Rusya açısından Libya, yalnızca bir petrol ülkesi değil, Kuzey Afrika’daki askeri ve lojistik faaliyetlerini destekleyebilecek bir konum.
Mısır, Libya’nın doğusundaki Hafter güçleriyle uzun süredir yakın ilişkilere sahip. Sınır güvenliği, silahlı grupların hareketliliği ve İslamcı siyasi hareketlere ilişkin kaygılar, Mısır’ın Libya politikasının önemli unsurları.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Hafter güçlerinin önemli dış destekçilerinden biri oldu. Libya’daki etkisini askeri, diplomatik ve ekonomik araçlarla sürdürmeye çalışıyor. BAE’nin yaklaşımında Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu sınırlama hedefi ve İslamcı hareketlere yönelik karşıtlık öne çıkıyor.
Ankara, 2019-2020 döneminde Trablus yönetimini Hafter’in saldırısına karşı destekledi. Askeri varlığını, eğitim ve güvenlik iş birliğini sürdürürken enerji, inşaat, ticaret ve deniz yetki alanları konularında da etkisini korumaya çalışıyor. Türkiye’nin temel hedeflerinden biri, Libya’daki siyasi çözümde belirleyici bir aktör olmanın yanı sıra Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanı iddialarını güçlendirmek.
İtalya’nın Eni şirketi üzerinden Libya’nın petrol ve doğalgaz sektöründe köklü çıkarları bulunuyor. Fransa ise TotalEnergies’in enerji faaliyetlerinin yanı sıra diplomatik ve güvenlik ilişkileriyle etkili olmaya çalışıyor.
Libya’yı bölen temel güç olan ABD’nin bugünkü öncelikleri arasında enerji yatırımlarının korunması, Rusya’nın askeri ve lojistik varlığının sınırlandırılması, güvenlik kurumlarının birleştirilmesi ve siyasi istikrarın sağlanması bulunuyor. Chevron, ConocoPhillips ve diğer ABD şirketlerinin enerji sektöründeki faaliyetleri, Washington’ın Libya politikasının ekonomik boyutunu da güçlendiriyor.
Türkiye’nin Libya’daki konumu değişiyor
Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026’da Türkiye ile 27 Kasım 2019’da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı’nı oybirliğiyle kabul etti. Meclis ayrıca 2020’de mutabakatın onaylanmasını reddeden ve Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören kararlarını da kaldırdı.
Mutabakat, Türkiye ile Libya arasında Akdeniz’de kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlarının belirlenmesini öngörüyor. Anlaşma 2019’da Birleşmiş Milletler'e de kaydedilmişti.
Anlaşmanın bölgesel etkisi ise çok daha geniş. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mısır, mutabakatın kendi deniz yetki alanlarına ilişkin iddialarıyla çeliştiğini savunuyor. Yunanistan, Mısır, BAE, Bahreyn ve Avrupa Birliği temsilcilerinin 26 Ekim’de yayımlanan ortak açıklamasında anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olduğu ve üçüncü ülkeler açısından hukuki sonuç doğuramayacağı ileri sürüldü. Türkiye ise anlaşmayı geçerli ve meşru kabul ediyor.
Anlaşmanın hukuki niteliği konusundaki anlaşmazlık, yalnızca iki ülke arasındaki bir sınır tartışması değil. Yunanistan, özellikle adaların deniz yetki alanları üzerindeki etkisinin gözetilmesi gerektiğini savunuyor. Türkiye ise kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında kendi coğrafi ve hukuki tezlerini öne çıkarıyor.
İç savaşa sürüklenerek kaynaklarına el konulan Libya, uluslararası çatışmaların cephelerinden biri olmaya devam edecek görünüyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
App Store'dan İndir
Google Play'den İndir



