Brezilya’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna gidilirken, Lula’nın ilk turdaki gerilemesi ve sağın güç kazanması, halk hareketlerinin siyasal mücadeledeki rolünü yeniden gündeme taşıyor. Bu tablo içinde Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST), parlamentolardaki temsilini yediden sekize çıkardı. MST’nin kazanımları, seçim desteğinin ötesine uzanan taban örgütlenmesinin olanaklarını tartışmak açısından da önem taşıyor.

MST’nin önde gelen isimlerinden, İşçi Partisi’nden Rio de Janeiro eyalet milletvekilliğine yeniden seçilen Marina dos Santos ile Lula iktidarı döneminde halk hareketlerinin deneyimini, Latin Amerika’da sağın yükselişini ve ikinci tura giderken izleyecekleri mücadele hattını konuştuk. Dos Santos, Lula’nın yeniden seçilmesini öncelik olarak görürken hareketin bağımsızlığını vurguluyor: Halkın taleplerinin karşılanması için mücadele, seçimlerden sonra da sürecek.

Lula’nın 2022’deki seçim zaferine giden süreçte MST’nin, sendikaların ve diğer halk hareketlerinin birlikte yürüttüğü mücadele önemli bir rol oynadı. Bugün geriye dönüp baktığınızda, bu toplumsal ittifakın hükümetin yönünü belirleme gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk hareketlerinin ittifakı, 2022’de Bolsonaro’nun yenilgiye uğratılmasında belirleyici oldu. Bugün de Lula hükümetini desteklemek ve hükümetin hangi yönde ilerleyeceği konusunda mücadele etmek açısından belirleyici önemini koruyor. Kamusal politikaların yeniden inşasında, açlıkla mücadelede, aile çiftçiliğinde ve toprak reformunun yeniden gündeme alınmasında sağlanan ilerlemelerin farkındayız.

Aynı zamanda sınırlar olduğunu ve taleplerimizin birçoğunun hâlâ gereken hızda karşılanmadığını biliyoruz. Hareketlerin rolü tam da budur: Halk için ilerleme anlamına gelen adımları desteklemek ve aynı zamanda daha ileri gitmesi için hükümete baskı yapmak. Lula’yı desteklemek, özerkliğimizden vazgeçmek anlamına gelmez.

TOPLUMSAL BASINÇ OLMADAN İLERLEME OLMAZ

Halk hareketleri bu dönemde çalışma süresi ve vergi adaleti üzerine bir halk referandumu düzenledi; ayrıca BRICS Halk Konseyi aracılığıyla uluslararası gündeme müdahale etmeye çalıştı. Bu girişimler, halkın örgütlenmesi ve karar süreçlerine katılması bakımından nasıl sonuçlar verdi?

Bu girişimler, demokrasinin oy vermeye indirgenemeyeceğini gösteriyor. Halkın sürekli katılımını sağlayacak bir yapı oluşturmamız ve çalışma süresinin kısaltılması, vergi adaleti ve halkların egemenliği gibi emekçilerin yaşamını doğrudan ilgilendiren konuları siyasal tartışmanın gündemine taşımamız gerekiyor. Bunu özerkliğimizi koruyarak yapıyoruz. MST bir toplumsal harekettir; parti değildir, hükümet de değildir. Lula hükümetiyle diyalog ve destek ilişkisi içindeyiz; çünkü temsil ettiği projenin işçi sınıfı açısından önemini biliyoruz. Ancak kendi taleplerimiz de var ve bunlar karşılanmadığında mücadele etmekten vazgeçmiyoruz.

Son seçimlerde Lula’nın gerilemesine karşılık MST parlamentodaki temsilini artırdı. Bu iki sonucu birlikte nasıl okuyorsunuz?

Bu sonuçları birbiriyle çelişkili görmüyorum. MST, 13 eyalette kendi bünyesinden 16 aday çıkardı ve dört federal, dört eyalet milletvekili olmak üzere sekiz temsilci seçtirdi. Rio de Janeiro’da 66 bin 167 oyla yeniden seçilerek onların arasında yer alma onurunu yaşadım.

Seçim kampanyasında, gelirin yeniden dağıtımına yönelik politikaların yeniden hayata geçirilmesi gibi Lula hükümetinin sağladığı ilerlemeleri teslim eden bir halkla karşılaştım. Ancak insanlar aynı zamanda gıda fiyatları, güvencesiz çalışma, barınma ve şiddet gibi somut sorunlara daha hızlı çözümler getirilmesini talep ediyor. Bu da yeniden inşa edilenleri savunmamız ve aynı zamanda daha ileriye gitmek için baskı yapmamız gerektiğini gösteriyor.

BOLSONARO HÜKÜMETİ KAZANIMLARIMIZI GERİ GÖTÜRÜR

Brezilya’daki tabloyu Latin Amerika’nın diğer ülkeleriyle birlikte düşündüğünüzde; ABD’nin müdahaleleri ve aşırı sağın baskısı karşısında, ilerici hükümetlerin politikaları ve halkla kurdukları ilişkiler bakımından hangi dersleri çıkarmak gerekiyor?

Latin Amerika’da sağın ilerlemesi, büyük ölçüde aşırı sağın halkın yaşadığı gerçek sorunlardan yararlanabilmesiyle bağlantılı. Her şeyi çözecekmiş gibi görünen, fakat gerçekte bu sorunların nedenlerine dokunmayan basit yanıtlar sunuyorlar. Korkuyu, güvensizliği ve hoşnutsuzluğu bu şekilde siyasal bir araca dönüştürüyorlar.

Sol açısından çıkarılması gereken ders, halka daha da yakın olmamız ve dönüşümlerin insanların somut yaşamına yansımasını sağlamamız gerektiğidir. Lula hükümeti, son yıllarda tahrip edilen kamusal politikaları ve hakları yeniden inşa ediyor. Ancak daha da ilerlememiz ve bu kazanımları daha iyi anlatmamız gerekiyor.

Aşırı sağla ideolojik olarak da mücadele etmemiz ve ülkelerimizin egemenliğini savunmamız gerekiyor. Latin Amerika, halklarının yabancı güçlerin çıkarlarına tabi kılınmasını kabul edemez. Yanıtımız, halkın daha fazla örgütlenmesi, daha fazla demokrasi ve eşitsizlikle gerçekten mücadele eden bir siyasal program olmalıdır.

Olası bir Bolsonaro yönetimi, topraksız işçiler, yerli halklar ve kent yoksulları açısından ne anlama gelir? Toprağa erişim, gıda egemenliği ve örgütlenme hakkı bakımından en somut tehditleri nerede görüyorsunuz?

Öncelikle, toprak reformu politikasının tasfiyesini derinleştiren ve Ulusal Sömürgeleştirme ve Toprak Reformu Enstitüsünü (INCRA) işlevsiz hâle getirenin Bolsonaro hükümeti olduğunu kabul etmeliyiz. Lula yeniden iktidara geldiğinde, dağıtılmış yapıları ve tasfiye edilmiş politikaları yeniden inşa etmek zorunda kaldık. Tarımsal Kalkınma Bakanlığı bile, yıllarca bakanlık teşkilatının dışında kaldıktan sonra ancak 2023’te yeniden kuruldu.

Toprak mücadelesinde daha çok yol almamız gerektiğini biliyoruz ve bunu Lula hükümetinden ilk talep eden de biziz. Ancak bu dönemde somut kazanımlar da elde ettik. Örneğin Rio de Janeiro’da, MST’nin onlarca yıllık mücadelesine sahne olan eski Cambahyba şeker fabrikasının arazilerinde Cícero Guedes toprak reformu yerleşiminin kurulmasını ve resmen tanınmasını sağladık.

Bu nedenle, iktidarda kimin olduğunun hiçbir önemi yokmuş gibi davranamayız. Yeni bir Bolsonaro hükümeti, yeniden inşa etmekte olduğumuz politikaların bütününü ve büyük mücadelelerle elde ettiğimiz kazanımların birçoğunu tehlikeye atar. Görevimiz toprak reformunu, gıda egemenliğini, yerli halkları ve quilombola topluluklarını, insana yakışır işi ve örgütlenme hakkını savunmak için kır ile kent arasındaki birliği güçlendirmektir.

LULA HER ŞEYİN ÇÖZÜMÜ DEĞİL

Önünüzde hem ikinci tura hem de seçim sonrasına uzanan bir örgütlenme görevi var. MST bu süreçte nasıl bir mücadele hattı öngörüyor?

Bu ikinci turda önceliğimiz, Cumhurbaşkanı Lula’nın yeniden seçilmesi. Bunu, bütün sorunların çözüldüğünü düşündüğümüz için değil, ilerlemekle geriye gitmek arasında somut bir fark olduğunu bildiğimiz için istiyoruz. Yeniden bir Bolsonaro hükümetine dönmek, toprak reformunu, işçi haklarını, açlıkla mücadele politikalarını, yerli halkları, halk hareketlerini ve demokrasinin kendisini bir kez daha tehlikeye atmak anlamına gelir. Son yıllarda büyük mücadelelerle elde edilen kazanımları heba edemeyiz.

Bu nedenle sokaklarda olacağız, halkla konuşacağız ve birbirinden bu kadar farklı iki ülke projesini aynı kefeye koyamayacağımızı anlatacağız. Seçimlerden sonra da sokaklarda olmaya, ilerleme talep etmek ve hükümetin yönünü belirleme mücadelesi vermek üzere işçi sınıfını örgütlemeye ve harekete geçirmeye devam edeceğiz. Bizim bağlılığımız seçimlerden önce de seçimler sırasında da seçimlerden sonra da halka ve mücadeleyedir.