Independent Türkçe
Haber akışına dön

Meğer Miçotakis, Türkiye'yi Tuzağa Düşürmüş

Meğer Miçotakis, Türkiye'yi Tuzağa Düşürmüş

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı

Türkiye'nin, 2019'da Libya ile imzaladığı Deniz Sınırı Anlaşması'nı, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi'nin de onaylaması, Yunanistan'ı ve İsrail'i adeta çıldırttı.

Yunanistan'da muhalefet, Başbakan Miçotakis’e ağır eleştiriler yöneltti.

Yunan Hükümeti ise kendini, "Bu anlaşmanın hiçbir hukuki geçerliliği yok" diyerek savundu.

Aynı yorumu, Atina’ya destek veren İsrail, Mısır ve Avrupa Birliği de yaptı.

Önce savunmasından hareket edip Yunanistan'a sorarak başlayalım.

Madem bu anlaşmanın hiçbir hukuki geçerliliği yoksa, Başbakan Miçotakis ve Dışişleri Bakanı Gerapetritis neden aylardır Doğu Libya yetkilileriyle görüşüyorlardı?

Neden baba Halife Hafter ve oğul Saddam Hafter'e, "Sakın bu anlaşmayı imzalamayın" diye hem yalvarıyor hem de baskı yapıyorlardı?

Madem anlaşma uluslararası hukuk açısından geçersiz, öyleyse onaylanmasının da bir önemi olmaz.

Ama Yunan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, anlaşmanın onaylanmaması için aylardır Hafter ailesiyle yaptıkları görüşme ve çağrılarla, anlaşmanın uluslararası hukuk açısından bal gibi geçerli olduğunu itiraf ediyorlardı.

Tam tersi durumu düşünelim, eğer Yunanistan Libya ile benzeri bir anlaşma yapsaydı, Türkiye de buna itiraz etseydi, hepimiz de biliyoruz ki İsrail, Avrupa Birliği ve Atina bunun uluslararası hukuka uygun olduğunu en yüksek perdeden savunurdu.

Burada yaptıkları kelimenin tam anlamıyla ikiyüzlülük ve her zaman olduğu gibi Türkiye'ye karşı çifte standart.

Avrupa Birliği Komisyonu'nun tuhaf ve başarısız Başkanı Madam Van der Leyen'in en sevdiği kuş papağan olsa gerek ki hep aynı şeyi papağan gibi tekrarlayarak, "Bu anlaşma üçüncü tarafların çıkarlarına aykırıdır" diyor.

Üçüncü taraflar diyerek Yunanistan, Kıbrıs Yunan Kesimi ve Avrupa Birliği'ni işaret ediyor.

AB, üyesi olan Yunanistan ve Kıbrıs Yunan Kesimi'nin bulunduğu coğrafyayı kendi sınırları içinde görüyor.

Türkiye'yi de AB'nin deniz sınırlarını hukuka aykırı biçimde ihlal etmekle suçluyor.

Ama Madam Van der Leyen'in asıl derdi çok başka.

Ukrayna savaşı nedeniyle düşmanlaştıkları Rusya ile tüm enerji anlaşmaları iptal edildi.

Avrupa’da petrol ve doğalgaz sıkıntısı had safhada.

Bir de buna İran savaşının getirdiği petrol kıtlığı ve fahiş fiyatları eklenince Avrupa Birliği içinden çıkılması zor bir duruma düştü.

AB'nin tek umudu, Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğal gaz kaynaklarının, Yunanistan, Kıbrıs Yunan Kesimi ve İsrail ortaklığıyla işlenmesi ve boru hatlarıyla Avrupa'ya taşınmasıydı.

Türkiye işte bu hesabı da boşa çıkardı.

Çünkü Doğu Libya Temsilciler Meclisinin Deniz Sınırı Anlaşması'nı onaylaması, AB'nin hayallerini suya gömdü.

Enerji kaynaklarının çıkış ve geçiş bölgesinde artık resmen Türkiye var.

Sadece enerji kaynaklarının değil, Türkiye denizaltı elektrik hatlarının geçiş bölgesinde de var.

Daha önceki yazılarda söylediğimi tekrar ediyorum, Yunanistan ve avenesi boş durmayacak ve akla gelmedik sınamalar ve provokasyonlar yapacaktır.

Örneğin Yunanistan, birkaç ay içinde Amerikan petrol devi Chevron'a, Girit'in güneyindeki bölgede ilk aramaları yaptırmayı planlamıştı.

Şimdi düğmeye basacaktır.

Bu bölgenin önemli bir bölümü, Türkiye-Libya Deniz Sınırı alanında bulunuyor.

Atina'nın bu girişimine Ankara tepki verecektir.

Ama Türkiye, Girit'in güneyine değil, batısına odaklanacaktır.

Çünkü Girit'in batısı uluslararası denizcilik yolları açısından çok önemli bir geçiş noktasıdır.

Peki Yunanistan, Türkiye'nin bu adımını nasıl önleyecek?

Yunan Hükümetini düştüğü zor durumdan kurtarmak için Başbakan Miçotakis'e yakın uzmanlar, komik yorumlar yapıyorlar.

Özetle, "Atina, Ankara'yı çok ince bir politika izleyerek Libya ile anlaşma yapmaya doğru itekledi. Çünkü böyle bir anlaşma Türkleri uluslararası platformlarda zor duruma düşürecektir. Hukuken hiçbir dayanakları olamayacağı için sıkışıp kalacaklar. Yunanistan'ın eli, Doğu Akdeniz'de ve Ege'de güçlenecek" diyorlar.

Oysa Yunan muhalefeti, Hükümete ateş püskürüyor.

Muhalefetteki PASOK’un dış politika biriminden yapılan açıklamada, "Bu anlaşma Yunanistan'ın jeopolitik konumuna ve ulusal çıkarlarına büyük zarar vermiştir. Hükümetin zayıflığını, bilgi ve strateji eksikliğini ayrıca öngörüsüzlüğünü ortaya koymuştur."

Türkiye hakkındaki yorumları ilgiyle izlenen Atina'daki Küresel İlişkiler Enstitüsü Başkanı Constantinos Filis’in sözlerini de bir kez daha hatırlatalım, "Türkiye Libya'daki varlığını sağlamlaştırdı. Artık Libya'da bir fikir birliği olduğu için gelecekte bir Libya liderinin Yunanistan ile anlaşma imzalaması imkânı artık ortadan kalkmıştır."

Dış politika yorumu yapanlar, "Hiçbir şey tesadüf değildir" derler.

İsrail Başbakanı Netanyahu, 18 Ekim’de bir basın toplantısı düzenledi.

İsrail, BAE ve Yunanistan'ı "dost" olarak gösteren haritayı paylaştı.

Ama hemen ardından 20 Ekim’de, Türkiye’den hiç beklemediği bir hamle geldi.

General Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya Temsilciler Meclisi, Libya-Türkiye Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nı onayladı.

Yunanistan ve İsrail’in Doğu Akdeniz’e yönelik planları suya düştü.

Böyle tesadüf olur mu?

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
indyturk.com