Yeniçağ
Haber akışına dön

Merkez Bankası Faiz İndirdi Ama Kimseye Faydası Yok

Merkez Bankası Faiz İndirdi Ama Kimseye Faydası Yok

Merkez Bankası politika faizini yüzde 37’den yüzde 36’ya indirdi. Peki, şimdi vatandaş daha ucuz konut kredisi mi kullanacak? Esnafın finansmana erişimi kolaylaşacak mı? Sanayici yatırım için daha düşük maliyetle kredi bulabilecek mi?

Ne yazık ki bu soruların yanıtı, politika faizindeki 100 baz puanlık indirimin yarattığı iyimserlikle örtüşmüyor. Çünkü Merkez Bankası’nın faiz indirmesiyle bankaların kredi faizlerini indirmesi aynı şey değil. Hele Türkiye gibi siyasi belirsizliklerin, jeopolitik risklerin ve ekonomik güven sorunlarının belirleyici olduğu bir ülkede…

Bankalar kredi verirken yalnızca Merkez Bankası’nın açıkladığı politika faizine bakmıyor. Mevduat toplama maliyetlerini, enflasyon beklentilerini, döviz kurundaki olası hareketleri, ülke risk primini ve geri ödenmeyen kredilerden kaynaklanabilecek riskleri de hesaplıyor. Üstelik bankaların kredi faizleri, fonlama maliyetlerinin yanı sıra kâr marjlarını ve düzenleyici koşulları da içeriyor.

Dolayısıyla politika faizindeki bir puanlık indirim, kredi faizlerine aynı ölçüde ve hemen yansımak zorunda değil. Bankaların risk algısı değişmiyorsa vatandaşın konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinde; iş dünyasının işletme ve yatırım kredilerinde anlamlı bir ucuzlama görmesi de beklenmemeli.

Kısacası Merkez Bankası faiz indirdi diye vatandaşın kredi taksiti düşmeyecek, sanayicinin finansman sorunu kendiliğinden çözülmeyecek. Buna karşılık enflasyon beklentileri bozulur veya döviz kurunda yeni baskılar oluşursa, faiz indiriminden beklenen sınırlı fayda da ortadan kalkabilir.

Dünya faizleri yükseltmeye hazırlanırken Türkiye ne yapıyor?

Üstelik Türkiye bu kararı küresel ekonomideki belirsizliklerin ortasında aldı. Enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve enflasyon riskleri, dünya merkez bankalarının önündeki seçenekleri zorlaştırıyor. Enflasyon baskılarının yeniden güçlenmesi halinde bazı merkez bankalarının faiz artırımlarına yönelmesi veya faizleri uzun süre yüksek tutması ihtimali göz ardı edilemez.

Burada kritik nokta şu: Dünyanın faiz artırması kesinleşmiş bir gelişme değil. Ancak küresel enflasyon riskleri ve jeopolitik gelişmeler, Türkiye’nin para politikasını belirlerken mutlaka hesaba katması gereken faktörler.

Böyle bir ortamda Türkiye’nin kendi enflasyon sorunu kalıcı biçimde çözülmeden faiz indiriminde acele etmesi, ülkenin risk primini ve Türk lirasına yönelik beklentileri olumsuz etkileyebilir. Küresel finansman koşulları sıkılaşırken Türkiye’nin gevşemeye yönelmesi, yabancı sermaye açısından da soru işaretleri yaratabilir.

Daha da önemlisi, Türkiye’nin riskleri yalnızca dışarıdan kaynaklanmıyor. Siyasi belirsizlikler, ekonomi politikalarına duyulan güven ve hukuki öngörülebilirlik de yatırım kararlarında etkili. Bu sorunlar çözülmeden yalnızca politika faizini düşürerek ekonomiyi canlandırmaya çalışmak, sonuç vermesi garanti olmayan bir beklentiye dayanıyor.

Nas döneminin acı dersi unutulmamalı

Türkiye, yakın geçmişte dünyanın genel para politikası yönünün tersine gitmenin maliyetini ağır biçimde yaşadı. Nas olarak anılan dönemde faizler enflasyonla mücadele amacıyla değil, düşük tutulması gerektiği düşüncesiyle ele alındı. Ortodoks para politikasından uzaklaşmanın ardından döviz kuru baskısı, yükselen enflasyon ve bozulan beklentiler ekonominin temel sorunları arasına yerleşti.

Bugünkü koşullar o dönemin bire bir aynısı değil. Ancak alınması gereken ders değişmedi: Ekonominin gerçekleriyle uyuşmayan faiz politikaları, kısa vadede rahatlama sağlamak yerine daha büyük sorunlara zemin hazırlayabilir.

Faizleri düşürmek, tek başına büyüme yaratmaz. Şirketler geleceği öngöremiyorsa yatırım yapmaz; vatandaş gelirine güvenmiyorsa harcamalarını artırmaz; bankalar riskleri yüksek görüyorsa krediyi ucuzlatmaz. Üstelik fiyat istikrarı sağlanmadan gerçekleştirilen parasal gevşeme, kur ve enflasyon baskılarını artırarak finansman maliyetlerini yeniden yukarı çekebilir.

Merkez Bankası’nın asıl görevi, piyasaya faiz indirimi mesajı vermek değil, enflasyonu kalıcı biçimde düşürerek vatandaşın alım gücünü ve iş dünyasının yatırım yapma cesaretini yeniden kazandırmaktır.

Bugün atılan adımın vatandaşa ve iş dünyasına gerçek bir fayda sağlayıp sağlamayacağı, politika faizinin yüzde 36’ya inmesiyle değil, bankaların kredi maliyetlerinin düşmesi, enflasyon beklentilerinin iyileşmesi ve ekonomik güvenin güçlenmesiyle ölçülecek.

Dünyanın yeniden sıkılaşmaya yönelebileceği bir dönemde, Türkiye’nin kendi ekonomik gerçeklerini göz ardı ederek faiz indiriminde acele etmesi, Nas döneminde yaşanan hataların maliyetini yeniden gündeme getirebilir. Ekonomide yanlış zamanda atılan bir adımın bedelini ise karar vericilerden önce vatandaş, esnaf ve üretici öder.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com