Cumhuriyet
Haber akışına dön

Millet İradesini Egemen Kılmak - Atilla Can Akarcalı

Millet İradesini Egemen Kılmak - Atilla Can Akarcalı

Cumhuriyetimizin 103. yıldönümünde, başta ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, vatanımız için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi sonsuz rahmet ve minnetle andık.

Mustafa Kemal Atatürk’ün zihin dünyasında cumhuriyet fikrinin oluşumu; dönemsel bir rastlantı veya anlık siyasi tercih değildir. Bunun kökleri Harbiye yıllarına uzanan, teorik arka planı sağlam ve aşamalı bir stratejik değişimin neticesidir.

DEVLETİN ESASI

Genç Mustafa Kemal’in devlet yapısı ve topluma dair düşünceleri; bir yandan Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi vatan, hürriyet ve milliyet düşüncelerini savunan Türk düşünür ve şairlerin etkisiyle biçimlenirken diğer yandan Fransız Aydınlanmasının öncü teorisyenleri Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu ve Voltaire’in eserlerini incelemesiyle derinleşmiştir. Rousseau’nun genel irade ve halk egemenliği kavramları, kendisinde, erken tarihlerde monarşiye karşı geliştirdiği siyasal muhalefet anlayışının esasını oluşturmuştur.

Mustafa Kemal’in Osmanlı saltanatı yönetimi yerine cumhuriyet idaresine geçme düşüncesi, henüz I. Dünya Savaşı’nın başında ortaya çıkmıştır. 1914’te yakın dostu Kâzım Özalp’a ifade ettiği şu sözler dikkat çekicidir: “Bu hanedandan ülkeye hayır yoktur. Diktatörlük, ulusları mutlu ve gönençli kılmaz. Devletin esasını cumhuriyet ilkelerine göre hazırlamak gerekir.”

Bu ifadeler, onun meşrutiyet sisteminin ilerisinde kökten bir rejim değişikliğini düşünce dünyasında netleştirdiğini göstermektedir.

HALK EGEMENLİĞİNİN OLUŞMASI

19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçişle birlikte bu entelektüel birikim, belirli bir amaç uğruna ve sistematik bir “milli hedefe ulaşma” yaklaşımıyla devam etmiştir. Amasya Genelgesi’nde belirtilen “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi ile Erzurum ve Sivas kongrelerinde karara bağlanan “Milli güçleri harekete geçirmek ve milletin iradesini egemen kılmak esastır.” prensipleri, henüz cumhuriyet adı kullanılmadan fiili halk egemenliğinin oluşturulması planını göstermiştir.

Bu dönüşümün en bariz kanıtları Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresinden kişilerin hatıratlarında açıkça görülmektedir. Buna bir örnek olarak; İzmir Milletvekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, 1934 yılında üniversitedeki ınkılap tarihi dersleri vesilesiyle Atatürk’e şu soruyu yöneltir: “Paşam, üniversitede inkılap derslerinde okutmak üzere, tarafınızdan ‘Cumhuriyet’ sözlerini ilk önce nerede, ne şekilde ve kimler arasında telaffuz ettiğinizi öğrenmek istiyorum.”

Atatürk bu soruya, “Bunu Mazhar Müfit’ten öğreniniz. O, günü gününe bütün hadiseleri not etmiştir” yanıtını verir. Mahmut Esat Bey’in mektubuna 5 Nisan 1934’te yanıt veren Mazhar Müfit Kansu, Erzurum Kongresi öncesinde, 20 Temmuz 1919 günü tuttuğu hatıra defterinden şu tarihi konuşmaları aktarır:

DEVRİM ADIMLARI

“— Paşam, muvaffak olacağımıza inanıyorum. Fakat, muvaffakiyet takdirinde hükümet şekli ne olacak? Muhakkak ki mevcut şekli hükümet bu memleketin refah ve saadetine kâfi gelmeyecektir.

Paşa, devamlı bir şekilde benim bu nokta üzerinde dolaşmamdan usanmış olacak ki gülerek ve fakat kati ifadesini vererek:

— Açıkça söyleyeyim: Şekli hükümet zamanı gelince cumhuriyet olacaktır, dedi.”

Bu diyalog, 7 Temmuz 1919 sabaha karşı yaşanmıştır. Erzurum’da Mazhar Müfit Kansu ve İbrahim Süreyya Yiğit’in yanında yaşanan olayda Mustafa Kemal Paşa geleceğin devrim adımlarını Mazhar Müfit’in defterine bizzat yazdırmıştır:

“— Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır. Bu bir…

İki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.

Üç: Tesettür kalkacaktır.

Dört: Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir.

Beş: Latin harfleri kabul edilecek...”

Özetle, 23 Nisan 1920’de BMM’nin açılmasıyla meclis hükümeti sistemi üzerinden gerçekte uygulamaya konan süreç, 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesinde yer alan, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” misyonuyla kurumsal ve anayasal meşruiyet zeminine kavuşmuştur.

1 Kasım 1922’de saltanatın ilgasıyla monarşik baskıdan kurtulan bu yeni düzen, 29 Ekim 1923’te rejimin adının resmen konmasıyla kesin amacına ulaşmıştır. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün gençlik yıllarından beri zihninde taşıdığı, askeri ve siyasi dehasıyla adım adım, ilmek ilmek dokuduğu tarihsel bir gerekliliğin ve milli iradeyle bütünleşen bir idealin taçlanmış halidir.

Çok yaşa Cumhuriyet!

KAYNAKÇA

  • Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali. İstanbul: Kaynak Yayınları.
  • Mahmut Goloğlu, Üçüncü Meşrutiyet: 1920. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • M. Şükrü Hanioğlu, Atatürk: Entelektüel Biyografi. İstanbul: Bağlam Yayınları.
  • Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber (Cilt 1-2). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • Kâzım Özalp, Milli Mücadele 1919- 1922. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  • İbrahim Süreyya Yiğit, Atatürk’le 30 Yıl. İstanbul: Remzi Kitabevi Yayınları.

ATILLA CAN AKARCALI

YAZAR

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
cumhuriyet.com.tr