Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik gelişmelere baktığımızda insanın aklına ister istemez bir soru geliyor: Bu ülkede her şeyin ters gitmesi tesadüf mü, yoksa ekonomik düzenin işleyişinde ciddi bir sorun mu var?
Milletin Alın Teri Sahipsiz Kaldı! Birikim Eriyor, Kimler Kazanıyor?

Borsada yaşananlar günlerdir yazılıyor, çiziliyor, tartışılıyor. Bazı hisselerdeki olağan dışı fiyat hareketleri, yatırım fonlarındaki büyük kayıplar ve küçük yatırımcının mağduriyeti artık herkesin malumu.
Ancak mesele yalnızca borsa değil.
Türkiye’de insanların alın teriyle kazandıkları parayı korumak için yöneldikleri altın, konut, otomobil ve diğer yatırım araçlarında da benzer manzaralarla karşılaşıyoruz.
Bir dönem fiyatlar öylesine yükseliyor, öylesine beklentiler oluşturuluyor ki insanlar ellerindeki üç beş kuruşu kaybetmemek için bu alanlara koşuyor. Ardından fiyatlar düşüyor, hayaller yıkılıyor, birikimler eriyor.
Peki, vatandaş kaybederken kimler kazanıyor? Daha önemlisi, milletin birikimlerini korumakla görevli olanlar ne yapıyor?
ALTINDA YAŞANANLAR TESADÜF MÜ?
Türk milletinin altınla ilişkisi farklıdır. Altın bizim insanımız için yalnızca bir yatırım aracı değil, kötü günlerin güvencesidir.
Anneler çocuklarının düğünü, emekliler yarınları, dar gelirli aileler ise zor günleri için altın biriktirir.
Son dönemde altın fiyatları yükselirken oluşturulan havayı hepimiz gördük.
“Altın daha da yükselecek, şimdi almayan bir daha alamayacak!”
Bu söylemlerle alıma yönelen vatandaş, ardından gelen sert düşüşlerle karşılaştı. Ekim 2026’da gram altında yalnızca bir haftada yüzde 4’ü aşan kayıplar görüldü.
Yüksek fiyatlardan alım yapanların zararı ise alış fiyatlarına göre değişti.
Burada sorguladığım şey altının yükselmesi veya düşmesi değil.
Vatandaş neden çoğu zaman fiyatlar zirvedeyken alıma yöneliyor? Bu beklentileri kimler oluşturuyor? İnsanlar kaybederken kimler kazanıyor?
BORSADA VE FONLARDA KÜÇÜK YATIRIMCININ DRAMI
2026 yılında borsada yaşananlar da düşündürücü.
BIST 100 endeksinde bazı dönemlerde yüzde 20’yi aşan düşüşler yaşandı. Bazı yatırım fonlarında ise kayıplar yüzde 90’ların üzerine çıktı.
Yanlış okumadınız!
Bazı fonlarda insanların yatırdığı paranın neredeyse tamamı eridi.
Elbette bütün fonlar aynı ölçüde zarar etmedi. Kazananlar da oldu. Ancak bazı yatırımcıların karşılaştığı kayıplar gerçekten ürkütücü.
Geleceğini güvence altına almak için bireysel emeklilik sistemine para yatıran vatandaşların tercih ettiği bazı fonlarda bile ciddi düşüşler görüldü.
Şimdi sormak gerekiyor:
Böylesine büyük kayıplar yaşanırken denetim mekanizmaları ne yapıyordu? Olağan dışı fiyat hareketleri neden zamanında önlenemedi?
Devletin görevi vatandaşın her yatırımından kazanmasını sağlamak değildir. Ancak hileyi, manipülasyonu ve küçük yatırımcının istismar edilmesini önlemek devletin temel sorumluluklarındandır.
EV ALAN DA ARABA ALAN DA KAZANDIĞINI SANIYOR!
Türkiye’de bir dönem ev ve otomobil almak zenginleşmenin en kolay yolu olarak gösterildi.
İnsanlar ev almak için borçlandı, otomobil almak için sıraya girdi. İkinci el otomobillerin sıfırlarından pahalıya satıldığı günler yaşadık.
Peki, sonuç?
2026 verilerine göre konut fiyatları artmış görünmesine rağmen enflasyon karşısında yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti.
Otomobil fiyatları da yılın ilk dokuz ayında yüzde 6 civarında artarken dövizdeki yükseliş bunun oldukça üzerinde gerçekleşti.
Yani vatandaş evinin, arabasının fiyatı yükseldi diye seviniyor ama gerçekte parasının satın alma gücü azalıyor.
Türkiye’de insanlar bazen kazandığını zannederken bile fakirleşiyor!
DÜNYA ÜRETİME YATIRIM YAPIYOR, BİZ FİYATLARIN PEŞİNDEN KOŞUYORUZ
Gelişmiş ülkelerde de insanlar altın alıyor, borsaya giriyor, gayrimenkule yatırım yapıyor. Ancak tasarrufların önemli bir bölümü üretime, teknolojiye ve yeni iş alanlarına da yöneliyor.
Türkiye’de ise yıllardır yaşanan yüksek enflasyon ve ekonomik güvensizlik, vatandaşın yatırım anlayışını değiştirdi.
İnsanlar artık hangi şirketin üretim yapacağını değil, yarın hangi malın fiyatının artacağını düşünüyor.
Altın mı alsam, dolar mı alsam, ev mi alsam, araba mı alsam?
Çünkü Türkiye’de insanlar artık zenginleşmek için değil, fakirleşmemek için yatırım yapıyor.
Ne acıdır ki bazen fakirleşmemek için yaptıkları yatırımlar onları daha da fakirleştiriyor.
PEKİ, BU İŞİN KAZANANI KİM?
Ben ekonomist değilim. Rakamlarla, grafiklerle, karmaşık hesaplarla ekonomik analiz yapma iddiasında da değilim.
Ama bu ülkede yaşayan, insanımızın sıkıntılarını gören bir gazeteci olarak bazı soruları sormak zorundayım.
Altını yüksek fiyattan alan vatandaş zarar ederken zamanında satanlar kazanabiliyor. Borsada küçük yatırımcı kaybederken bazı çevreler büyük kazançlar elde edebiliyor.
Elbette her kaybın arkasında bir oyun olduğunu söylemek doğru değildir. Piyasaların doğal iniş çıkışları vardır.
Ancak aynı mağduriyetlerin sürekli yaşanması, olağan dışı fiyat hareketlerinin ortaya çıkması ve denetimlerin çoğu zaman zararlar yaşandıktan sonra gündeme gelmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Bu ülkede neden hep küçük tasarruf sahibi kaybetme korkusuyla yaşıyor? Neden ekonomik belirsizliklerin bedelini en ağır biçimde dar gelirli insanlar ödüyor?
MİLLETİN ALIN TERİ SAHİPSİZ KALMIŞTIR!
Bir işçi, bir memur, bir emekli veya küçük bir esnaf düşünün.
Yıllarca çalışıyor, boğazından kesiyor, çocuklarının geleceği için para biriktiriyor. Sonra bu birikimini korumak için altına, borsaya, eve veya başka bir yatırım aracına yöneliyor.
Bir süre sonra bakıyor ki yılların emeği erimiş.
Ben Türkiye’de yaşanan her ekonomik olumsuzluğun planlandığını iddia etmiyorum. Ancak benzer mağduriyetlerin tekrar tekrar yaşanmasını da yalnızca tesadüflerle açıklayamıyorum.
Burada siyasi iktidarın sorumluluğunu da görmezden gelemeyiz.
Ekonomik istikrarı sağlamak, piyasalarda güveni oluşturmak, denetim kurumlarının etkili çalışmasını temin etmek ve vatandaşın tasarruflarını haksız müdahalelere karşı korumak siyasi iktidarın sorumluluğundadır.
Bugün ortaya çıkan tabloya baktığımda milletin alın terinin yeterince korunmadığını, küçük tasarruf sahibinin büyük ölçüde kendi kaderine terk edildiğini düşünüyorum.
Bir ülkede insanlar çalışarak, üreterek ve tasarruf ederek geleceklerini güvence altına alamıyorsa orada ciddi bir yönetim ve güven sorunu vardır.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni yatırım çılgınlıkları değil; güvenilir bir ekonomik düzen, etkili denetim, üretim ve adalettir.
Çünkü milletin yastık altında sakladığı altın, bankada biriktirdiği para, borsaya yatırdığı üç beş kuruş yalnızca para değildir.
O birikimlerin içinde yılların emeği, fedakârlığı, ertelenmiş hayalleri ve çocukların geleceği vardır.
Ve ben bir gazeteci olarak soruyorum:
Milletin birikimleri erirken kimler zenginleşiyor?
Bu milletin alın teri neden sahipsiz bırakılıyor?
Siyasi iktidar, vatandaşın emeğini ve birikimlerini koruma sorumluluğunu ne ölçüde yerine getiriyor?



