Fon vurgunu patladığından beri hep aynı şeyleri tartışıyoruz: “Fon battı, yatırımcılar mağdur oldu.” “Fondan kimler erken çıktı?”
Murat Muratoğlu: Gerçek Olmayan O Fiyattan Hisseyi Kim Aldı?

Geçin bunları! Sizin bakmanızı istedikleri yer zaten orası…
Meseleye tersinden bakın; o zaman soygunun gerçek mimarisini göreceksiniz.
O fonlar yatırım yapmak için kullanılmadı. Dışarıda birilerinin ucuzdan topladığı hisseleri zirve fiyattan satın alıp nakde çevirmek için kullanıldı!
Ben düz anlatayım…
Birileri borsada bir hisseyi ucuza topladı. Diyelim yüz liradan… Sonra o hisse alım satımla şişirildi… Ekranda üç bin lira oldu.
Bunu ben uydurmuyorum. SPK’nın bir dizi hissede yaptığı suç duyurularının konusu tam da bu: Piyasa dolandırıcılığı… Türkçesi, alım satımla sahte fiyat görüntüsü yaratmak.
Devletin kurumu savcılığa gidip “O fiyatlar gerçek değildi” diyorsa, sıra kimsenin sormadığı soruya geliyor:
Gerçek olmayan o fiyattan hisseyi kim aldı?
Zira ekrandaki rakam tek başına para etmez. Birinin o fiyattan gerçekten alması, parayı gerçekten ödemesi lazım. Yoksa elinizde şişmiş kâğıt kalır. Kimseye de yutturamazsınız.
Aklı başında yatırımcı almaz. Fiyatı görür, “Bu olmaz” der, geçer. Fon aldı!
Niye? Çünkü fonun parası fonu yönetenin değildi… Sizindi… Neyi kaça alacağına da siz karar vermediniz. Fonu yöneten karar verdi. Fiyat sormayan müşteri işte böyle imal edildi.
O günü gözünüzün önüne getirin. Fon, üç bin liralık kâğıdı aldı. Ödediği para kimin hesabına geçti? Yüz liradan toplamış olanın.
Sonra fiyat çöktü. Fonda kâğıt kaldı. Size ne denildi? “Piyasa riski.”
Para buharlaştı mı? Para buharlaşmaz. Adres değiştirir!
Savcılığın SPK’ya yazdığı yazıdaki iddia da zaten bu: Bazıları bu hisseleri önce kendi adına almış. Fiyat yükselmiş. Sonra aynı hisseler fonlara satılmış.
Kendi adına ucuza al, fona pahalıya sat!
Yani fona para yatıran yüz binlerce insan yatırımcı falan değildi. Kâğıt üstündeki sanal vurgunu gerçek paraya çeviren müşteriydi!
Murat Muratoğlu’nun yazısı





