BirGün
Haber akışına dön

Namık Kemal’den Bugüne, Direnmek Bir Meslek Geleneği

Namık Kemal’den Bugüne, Direnmek Bir Meslek Geleneği

Hilmi Hacaloğlu

Geçen perşembeydi. İBB Davası’nda Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının ikinci günü. Bir süredir daha seyrek gidebildiğim Silivri’deki duruşma salonunun basın otoparkındaki çardaktaki masanın üzerine bilgisayarı açmış yayındayım. Avukat İsmail Emre Telci kalkmış, aynı yere oturan Furkan Karabay’la davayı konuşuyorduk. Önceki gün İstanbul’u birbirine katan yağmurdan eser kalmadığı gibi güneş gözümüzü öyle alıyor ki ekranı göremiyorum. Yayını kapatırken sağda chat kısmında bir yorum gördüm, “Bahadır Özgür gözaltına alınmış Hilmi Bey”. O esnada Bahadır’ı aradım ulaşamadım. Yayını kapatıp haberi teyit edince meslektaşım Gülşah İnce ince ile Vatan Emniyet’e doğru yola çıktık.

Trafik arka arkaya yapılan uyarılar nedeniyle tenhaydı. Çarçabuk vardık. Berkant Gültekin, Uğur Koç, Hakkı Özdal, Şenay Aydemir, Elif Ilgaz, Ersin Eroğlu, Ceren Sözeri, Şebnem Turhan oradaydı, Zafer Arapgirli geldi.

Birkaç saat bekledik ertesi gün adliyeye sevk edileceği haberi geldi. Cuma günü adliyeye geldiğimizde Murat Ağırel gözaltına alınmıştı bile. Zaten Bahadır adli kontrolle tahliye edildikten sonra, “Seni çıkardık Murat’ı aldık” dendiğini söyleyecek ve yaşadığımız durumu “nöbetleşe gazetecilik” diye tarif edecekti. İki gün önce İsmail Saymaz ve Murat Ağırel ayaklarında elektronik prangalarla ev hapsine gönderildiğinden, Merdan Yanardağ, Tuğba Tekerek, Fatih Ergin, Selahattin Günday, Ali Tarakçı, Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, Erol Zavar kimi günlerdir kimi aylardır kimi yıllardır tutuklu olduğundan adli kontrol kararına sevinir hale gelmiştik. Üstelik şimdi tahliye fotoğrafına bakıyorum da görece kalabalıkmışız da.

Pazartesi Murat Ağırel’i adliyeye sevk ettiler. Yine bekledik saatlerce. Yunus Şen ve Alper İzbul geldi Basın Konseyi’nden. Onlar ekibi tabii. Şule Aydın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Timur Soykan. Berkant, Uğur, Elif. Melike Çapan, Batuhan Serim. Tabii Bahadır, Ersin. Belki birkaç kişi daha. Akşam olmaktaydı haber geldi, tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk. “… Ellerinde bulunan delilleri, belgeleri araştırılacağı ilettikleri ancak Ağırel’in konuyu araştırmadığı bilgi ve belgeleri savcılık ve basınla paylaşmadığı” yazıyordu sevk yazısında. Murat’ın nezaretten gönderdiği yazı teyit edilmiş oluyordu. Bir gazeteci birkaç saat sonra yapmadığı bir haberden ötürü tutuklanacaktı.

Aklıma cinayeti üzerindeki sis perdesi hala kaldırılmamış olan Sabahattin Ali’nin dizeleri geldi, “Dışarıda mevsim baharmış/Gezip dolaşanlar varmış/Günler su gibi akarmış/Geçmiyor günler geçmiyor.” Günler geçmiyordu ama saatler akıyordu. Murat’ı tutukladılar. Tutuklama kararını Ağırel’e ileten Gamze Pamuk’un bizlere aktardığı o yanıt hala kulağımda, “Kızım size emanet ona iyi bakın”. Öyle ağır bir cümleydi ki birbirimizin yüzüne bakamadık. Hep dediğim gibi, zor zamanlardan geçiyoruz. Daha zor zamanlar henüz gelmedi. Ama bizim gazeteciliğimiz geleneğimiz böyle. Baskılar, zulümler, hapisler hatta cinayetler. Şinasi’den, Namık Kemal’den beri benzer hikayeler. Ama işte yine Namık Kemal’in dediği gibi “Ne mümkün zulüm ile bîdâd ile imhâ-yı hürriyet».

Bu karanlıktan çıkış için önce dayanışma içinde olmak mecburiyetindeyiz. Uğur Mumcu ustamızın dediği gibi, “İnsan yalnız konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludur”. Susmayanlardan biri de pek sevgili kardeşimiz İsmail Arı. Halk TV ile dayanışma mitingine giderken tutuklandığını öğrendik. En son 22 Temmuz’da Ankara Adliyesi’nin önünde görüşmüştük İsmail ile. Alican Uludağ gözaltındaydı. Yine gözü pek yine çalışkan yine üretkendi. En iyi bildiği işi yapıyordu. Belgeli gazetecilik. “Ben bu memleketi de halkımızı da çok seviyorum. Bu yüzden de memleketimden kaçmam. Gazeteciliği savunmaya devam edeceğim" diyen bir gazeteciyi hem yatarı olmayan bir suçtan hem de haksız bir şekilde “halkı yanaltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasıyla bir kez daha cezaevine gönderdiler. Neden mi? Çünkü yapabiliyorlar? Neden mi? Gramsci’nin dediği gibi “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarların zamanıdır.”

Ne mi yapabiliriz? Sonuçta Nazım ustanın dediğince “Bu cennet bu cehennem bizim”. O zaman hakikatte ısrar etmek, halkı bilgilendirmeye devam etmek, yan yana gelip basın özgürlüğü için mücadele etmekten başka çıkar bir yol yok. O yüzden bugün “Gazeteciliğin kuşatılmasına karşı sokaktayız”. Biz İstanbullu gazeteciler Kadıköy’de, Ankaralık meslektaşlarımız Kolej Kavşağı’nda, İzmirliler Alsancak’ta olacak. Adana, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Van, Kocaeli ve Eskişehir’de de arkadaşlarımız “Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” şiarı ile bir araya gelecek. Yaşar Kemal ustamızın dediği gibi, “Sen ne sanıyorsun İnce Memedler bitecek mi sanıyorsun? Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek.” Eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve elbette adalet için gazeteciliğe devam.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net