İsrail’de 27 Ekim 2026 seçimleri yaklaşırken yayımlanan anketler, muhalefet lideri ve Yaşar Partisi Başkanı Gadi Eisenkot’un başbakanlık tercihinde Benjamin Netanyahu’nun önüne geçtiğini veya yarışın birebir devam ettiğini gösteriyor. Buna karşın sandalye dağılımı ve muhalefetin Filistin meselesindeki tutumu, iktidar değişikliğinin ne ölçüde farklı bir politika doğuracağı sorusunu gündemde tutuyor.
Netanyahu'nun Rakibi Eisenkot Öne Geçti: Filistin Politikası Yeniden Mi Yazılacak?

Kanal 13’ün 886 kişiyle gerçekleştirdiği ankette Eisenkot’u başbakanlığa daha uygun bulanların oranı yüzde 45, Netanyahu’nunki yüzde 36 oldu. Araştırmanın hata payı yüzde 3,3 olarak açıklandı.
Eylül ayındaki ankete göre Netanyahu'nun bloğu 54 sandalye kazanırken, Yahudi muhalefet partileri 52, Arap partileri ise 14 sandalye kazandı.
Likud 18 sandalye alırken, Bezalel Smotrich ve Moshe Feiglin liderliğindeki Dini Siyonizm ve Zehut partileri arasındaki ittifak sekiz sandalye elde etti.
Itamar Ben-Gvir'in Otzma Yehudit partisi de sekiz sandalye alırken, Shas ve Birleşik Tora Yahudiliği partilerinin her biri yedişer sandalyeye sahip oldu. Amcha Yisrael partisi ise altı sandalye aldı.
Muhalefet cephesinde ise Yaşar 22 sandalye, Naftali Bennett'in partisi 12 sandalye, Yair Golan'ın Demokratlar Partisi 10 sandalye ve Avigdor Lieberman'ın Yisrael Beiteinu Partisi sekiz sandalye kazandı.
Arap partileri arasında ortak Liste sekiz, Mansur Abbas'ın Ra'am partisi ise altı sandalye elde etti.
Hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye iki ana bloğun da ulaşamaması, Arap partilerinin hükümet denklemindeki rolünü öne çıkarıyor. Muhalefet liderlerinin bu partilere dayanarak hükümet kurmayı reddetmesi çoğunluk ihtimalini zayıflatıyor. Seçimlere 38 liste katılmak üzere kaydolurken anketler bunlardan 13’ünün sandalye kazanabileceğine işaret ediyor.
Kanal 12’nin 12 Ekim’de 509 kişiyle yaptığı araştırmada ise Netanyahu karşıtı blok 67 sandalye aldı. Bu sandalyelerin 54’ü Siyonist, 13’ü Arap partilerine aitti. Netanyahu koalisyonu 49, üçüncü kamp dört sandalyede kaldı. Eisenkot, başbakanlık tercihinde yüzde 45’ oy alarak Netanyahu’ya yüzde 10 fark attı. Bennett de yüzde 37 ile Netanyahu’nun yüzde 1 önünde yer aldı. Lieberman karşısında Netanyahu yüzde 35’le 8 puan önde olsa da aradaki fark önceki ankete göre daraldı. 18 Ekim itibarıyla son 10 anketin ortalamasında Netanyahu bloğu 52, değişim bloğu 51, Arap partileri 13 sandalye seviyesindeydi.
MUHALEFET İKTİDARA GELİRSE NE DEĞİŞEBİLİR?
Farklı siyasi kesimleri temsil eden muhalefet partileri, İsrail’i “Yahudi ve demokratik bir devlet” olarak korumayı savunuyor. Ancak uzmanlar, bu ittifakın Filistin politikasında köklü değişiklik yapabilecek ortak bir programa sahip olup olmadığını sorguluyor.
El Cezire’ye konuşan Royal Holloway, Londra Üniversitesi’nden siyasi ekonomi araştırmacısı Samer Jaber, Netanyahu bloğunun yenilgisinin Filistinliler açısından temel bir politika değişikliği anlamına gelmeyeceğini düşünüyor. Jaber’e göre büyük siyasi bloklar, yerleşim düzenine verilen destek de dahil olmak üzere Filistin meselesinde benzer yaklaşımlara sahip. Politikaları belirleyen devlet kurumlarının değişmemesi de dönüşüm ihtimalini sınırlıyor.
Essex Üniversitesinden Roi Zur, yüksek seçmen katılımının muhalefetin kazanma ihtimalini artırabileceğini belirtiyor. Seçim barajının yüzde 3,25 olması nedeniyle bazı partilerin baraj altında kalması sandalye dağılımını değiştirebilir. Sağ partilerin oy kaybetmesi muhalefete avantaj sağlayabilse de bu durum tek başına hükümet kurmaya yetmeyebilir.
Siyaset bilimci Anders Persson ise farklı görüşleri bir araya getiren muhalefet koalisyonunun mecliste çok dar bir çoğunlukla karşılaşabileceği değerlendirmesindes bulunuyor. Böyle bir yapı, Gazze’den tamamen çekilmek gibi büyük tavizler üzerinde uzlaşmayı güçleştirebilir. Koalisyonun dağılma ihtimali, uluslararası toplumun yeni hükümete baskı uygulama kapasitesini de sınırlayabilir.
Bununla birlikte bazı uzmanlar, yeni yönetimin aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’in savunduğu adımları durdurabileceğini ya da yavaşlatabileceğini düşünüyor. Smotrich’in geçen ay Batı Şeria’da savaşa girilmesi ve Gazze’deki uygulamaların tekrarlanması çağrısı yaptığı belirtiliyor. UCLA siyaset bilimi profesörü Dov Waxman, E1 yerleşim projesinin askıya alınmasını, Batı Şeria’da aşırılıkçı yerleşimci şiddetine karşı önlemlerin artırılmasını ve Gazze’ye insani yardımın daha düzenli ulaştırılarak yeniden inşanın başlatılmasını olası değişiklikler arasında sayıyor.
Filistinli siyasi analist Ehab Jabareen’e göre Eisenkot liderliğindeki bir hükümet, ABD ve uluslararası toplumun baskılarına daha açık olabilir ve Gazze’nin yeniden inşasına daha fazla alan tanıyabilir. Ancak asıl değişim, İsrail’in Filistinliler üzerindeki kontrolünü sona erdirmesinden çok bu kontrolü nasıl uyguladığı ve gerekçelendirdiğiyle sınırlı kalabilir.
Uluslararası Kriz Grubu analisti Amjad Iraqi de kapsamlı bir dönüşüm için koşulların elverişli olmadığını belirterek önceliğin zararı azaltmak olduğunu vurguluyor. Iraqi’ye göre kurtarılan her hayat ve korunan her toprak parçası önem taşıyor.
EİSENKOT’UN FİLİSTİN YAKLAŞIMI DA TARTIŞMALI
The Jerusalem Post yazarı Gershon Baskin, 2 Eylül tarihli değerlendirmesinde Filistin devletinin askerden arındırılması, Filistin kurumlarının reformu ve Batı Şeria’nın Gazze’deki gelişmelerin benzerini yaşamamasını sağlayacak güvenlik düzenlemeleri gibi talepleri meşru buldu. Ancak Baskin, bu taleplerin iki devletli çözümün yerini neyin alacağı sorusunu yanıtlamadığını belirtti. İsrail’in kalıcı kontrolü, ilhak, egemenlikten yoksun Filistin özerkliği veya reformların ardından kurulacak bir Filistin devleti seçenekleri arasındaki tercih belirsizliğini koruyor.
The Guardian’ın 15 Ekim tarihli değerlendirmesinde de Eisenkot yönetimindeki İsrail’in temel konularda büyük farklılık göstermeyebileceği ifade edildi. Uluslararası Kriz Grubu analisti Mairav Zonszein, Eisenkot’u yolsuzlukla anılmayan, asker kökenli ve siyasi ortamı sakinleştirmek isteyen bir isim olarak tanımladı; ancak kendisinin fazla temkinli davrandığını söyledi.
İsrailli kamuoyu araştırmacısı Dahlia Scheindlin, Eisenkot’un toplumsal kökeninin seçmen nezdinde avantaj sağladığını belirtiyor. Polonya doğumlu bir akademisyenin oğlu olan Netanyahu’nun aksine Fas kökenli Mizrahi Yahudilerden gelen Eisenkot, piyadeden genelkurmay başkanlığına yükseldi. Scheindlin’e göre işçi sınıfı geçmişi, seçmenlerde onun halktan, empati sahibi ve dürüst olduğu algısını güçlendiriyor. Ordudan gelmesi de profesyonellik ve siyasetin üzerinde durma beklentisini besliyor.
Eisenkot, Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısına yol açan istihbarat başarısızlıklarının soruşturulmasını ve ultra-Ortodoksların askerlik muafiyetinin kaldırılmasını destekliyor. Ancak iki devletli çözüm konusunda açık bir taahhütte bulunmuyor. Kampanya sırasında “Çözümün iki halk için iki devlet olduğunu asla söylemedim” diyerek mevcut koşullarda anlaşma bekleyenlerin yanıldığını savundu.
E1 yerleşim planına karşı çıkan Eisenkot, genel olarak Yahudi yerleşimlerini destekliyor. Netanyahu’nun Smotrich’i işgal altındaki Batı Şeria’nın yönetiminden sorumlu tutmasına itiraz ediyor ve başbakan olması halinde bu kararı geri alarak yönetimi orduya devredeceğini söylüyor. Şüpheciler ise Eisenkot ve müttefiklerinin çatışmayı çözmekten çok yönetmeyi ve böylece İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı azaltmayı hedeflediğini düşünüyor. Chatham House profesörü Yossi Mekelberg’e göre muhalefet, Filistin meselesinde farklı bir siyasi yön sunmak yerine ülkeyi daha iyi yöneteceği iddiasını öne çıkarıyor.


