Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Netanyahu'nun Yeni Kalkanı: "Dışarıdan Müdahale Var"

Seçimi kaybetme ihtimali bulunan bir lider için en kullanışlı cümle hangisidir? Muhtemelen şu: "Seçimlere dışarıdan müdahale edildi." Bu cümle sonucu şüpheli gösterir, rakipleri zan altında bırakır ve iktidarın kendi hatalarını görünmez kılar.
İsrail'in Ekim 2026 seçimleri, bu cümlenin nasıl bir siyasi silaha dönüştürülebileceğini gösteren çarpıcı bir örnek oldu.
Hikâye bir raporla başlıyor. İsrail'in önde gelen düşünce kuruluşlarından Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) ile dezenformasyon takibi yapan FakeReporter, seçimler öncesinde ortak bir çalışma yayımladı.
Rapora göre İran, İsrailli kılığına girmiş yüzlerce sahte hesapla toplumu kutuplaştırmaya çalışıyordu. Rusya, İsrail'in en çok okunan haber sitelerinden birini taklit eden sahte bir portal kurmuştu.
Türkiye'den yönetilen ve Müslüman Kardeşler çizgisindeki İsnad adlı gönüllü bir ağ ise İsraillilere "bu ülkede gelecek yok, göç edin, oy vermeye gitmeyin" mesajı pompalıyordu.
Tespitler sağlam verilere dayanıyordu. Ancak rapor kamuoyuna düştüğü anda asıl soru değişti. Kimse "bu tehdide karşı ne yapmalıyız" diye sormadı. Herkes "bu raporu kim, kime karşı kullanacak" diye düşündü.
Raporu yazanlar iktidarın bekçisi
Muhalefet çevrelerinde ilk şüphe, raporun Netanyahu'yu korumak için hazırlanmış bir algı operasyonu olduğuydu. Oysa raporu hazırlayanların geçmişi bunun tam tersini söylüyor.
FakeReporter, İsrail'de iktidarın dijital propagandasını en yakından izleyen kuruluş. Aynı seçim döneminde Netanyahu lehine çalışan binden fazla şüpheli hesabı Seçim Komisyonu'na şikâyet etti.
Bu hesapların bir kısmının bir yıl önce İran'da rejim değişikliği propagandası yaptığını, seçim yaklaşınca birden Netanyahu övgüsüne geçtiğini belgeledi. Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir yanlısı bot ağlarının koalisyon ortaklarına saldırdığını da yine bu kuruluş ortaya çıkardı.
FakeReporter'ın kurucusu Achiya Schatz'ın tespiti daha da dikkat çekici. Ona göre İsrail'deki en tehlikeli yalan haberler dışarıdan gelmiyor. Netanyahu'nun yakın çevresi ve hükümete yakın Kanal 14 tarafından yayılan komplo teorileri çok daha zararlı.
Bunların başında 7 Ekim saldırısının sorumluluğunu ordu komutanlarına ve iç istihbarat servisi Şin Bet'e yükleyen, onları "içeriden ihanetle" suçlayan anlatılar geliyor.
Bu anlatı tarihe yabancı değil. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Almanya'da yayılan "arkadan hançerlenme" efsanesi, yenilginin sorumluluğunu cephedeki gerçeklerden alıp içerideki "hainlere" yüklemişti.
Efsane bir askeri yenilgiyi siyasi bir öfkeye dönüştürdü ve Weimar Cumhuriyeti'nin kurumlarını içten çürüttü. 7 Ekim sonrası İsrail'de kurulan ihanet söylemi benzer bir işlev görüyor. Sorumluluk siyasi liderlikten alınıp güvenlik kurumlarına devrediliyor.
Tehdit nasıl kalkana dönüştü?
Dış müdahale tehdidi gerçekti. Ancak Netanyahu ve Likud bu gerçekliği üç farklı biçimde siyasi sermayeye çevirdi.
İlki, sandığın güvenilirliğini tartışmaya açmaktı. Merkezi Seçim Komisyonu Başkanı Yargıç Noam Sohlberg, dış müdahale şüpheleri kanıtlansa bile seçim sonuçlarının geçerli kalacağını açıkladı. Likud bu açıklamaya sert tepki gösterdi ve sonuçların üzerinde bir "kara bulut" bulunduğunu ilan etti. Bu söylemin amacı açıktı. Koalisyon çoğunluğu kaybederse sonucu gayrimeşru ilan etmenin zemini önceden hazırlanıyordu.
İkincisi, Arap seçmeni hedef tahtasına oturtmaktı. Likud, Arap partilerinin seçimi "çaldığını" öne sürdü. Ra'am partisinin yalnızca 4.612 oy farkla kazandığı bir sandalyenin sağ bloğa geçmesi gerektiğini iddia etti. Polis ve güvenlik birimleri seçimin çalındığına dair hiçbir kanıt bulunmadığını açıkladı. Buna rağmen dış finansman soruşturmaları, Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Arap partileriyle koalisyon kurmasını engellemek için bir baskı aracına dönüştürüldü. Böylece dış tehdit söylemi, ülkenin kendi vatandaşlarının oylarını şüpheli hale getirmenin gerekçesi oldu.
Üçüncüsü, iktidarın başarısızlıklarını dış düşmanın gölgesine saklamaktı. Hükümet yetkilileri seçim öncesinde art arda teyakkuz açıklamaları yaptı. Muhalefet lideri Yair Lapid'in ifadesiyle hükümet, seçim yenilgisinden kaçmak için devlet güvenliğini bir sirke çevirdi. Oysa Devlet Denetçisi'nin raporu, hükümetin dış müdahaleye karşı hiçbir ulusal stratejisinin bulunmadığını açıkça yazmıştı. Hazırlıksızlığın sorumlusu, tehdidi en yüksek sesle dile getirenlerin ta kendisiydi.
Türkiye bu işin neresinde?
Bu tartışmada Türkiye'nin adı iki yerde geçiyor. Birincisi, İsnad ağının Türkiye'den yönetildiğine dair iddia. İkincisi, Rusya'nın sahte haber portalı İsraillilere Ankara ile savaşın kapıda olduğunu anlatıyordu. Rapor gerçek verilere dayansa bile, İsnad bir devlet yapılanması değil. Rus portalının iddiaları ise tamamen uydurma.
Ancak bu iki unsur, Türkiye'nin İsrail iç siyasetinde hazır bir korku figürü olarak kullanılmaya ne kadar elverişli olduğunu gösteriyor. Dış düşman arayan bir iktidar için Ankara, Tahran'dan sonra en kolay adres haline geliyor. Bu durum önümüzdeki dönemde Türkiye İsrail ilişkilerinde dikkatle izlenmesi gereken bir risk.
Sonuç
İsrail örneği, dış müdahale tartışmasının iki katmanlı olduğunu gösteriyor. İlk katmanda gerçek bir tehdit var ve ciddiye alınması gerekiyor. İkinci katmanda ise bu tehdidin iç siyasette nasıl kullanıldığı sorusu duruyor. Bana göre İsrail demokrasisi için asıl tehlike ikinci katmanda.
Tahran, Moskova ve İsnad ağı aynı şeyi istiyordu: İsraillilerin seçimlere, kurumlara ve birbirlerine güvenini aşındırmak. Seçim sonuçlarını şüpheli gösteren, Arap vatandaşları hedef alan ve ordusunu ihanetle suçlayan bir iktidar, bu hedefe onlardan daha etkili biçimde hizmet etmiyor mu?
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.




