Nev, geçen hafta henüz 57 yaşındayken yaşama veda etti. Bu kötü haberi duyan hemen hemen herkesin eli ilk andan itibaren bir Nev şarkısına gitti. Belki de 2000’lerin başına, genç oldukları yıllara, çeyrek asırlık bir zaman dilimine doğru yolculuğa çıktılar...
Nev, İçten İçe Yaşadıklarımızı Yüzümüze Vurdu Ve Gitti

Nev ilk çıkışını yaptığında hem sesinin rengiyle hayran bırakmıştı kendine hem de şarkılarında bir ozan edasıyla kurduğu samimi dünyayla. Gençlikte genelde duygular yoğun yaşanır, belki aşk acısı da çekilir ancak çekilmese de içten içe bir yalnızlık hissedilir. Bu his hiç bitecek mi bilemezsiniz, belki bazıları üstesinden gelir ama bazılarında hiç geçmez...
Nev’in vedasından beri Japon kültürünün “İnsanın üç yüzü (kalbi)” felsefesi zihnimde dolaşıp duruyor. Birincisi: Dünyaya, insanlara ve topluma gösterilen kalp. Tamamen nezaket, uyum ve sosyal beklentiler üzerine kurulu. İkincisi: Yalnızca yakın aileye, en yakın dostlara ve sevgiliye gösterilen samimi kalp. Üçüncüsü: Yalnızca kişinin kendisine sakladığı, kimseye gösterilmeyen kalp. İnsanın en saklı arzularını, korkularını ve gerçek benliğini barındıran en dürüst tarafı... Dinleyicileri, kendini yalnız hissedenler bu üçüncü “kalbi” Nev’in şarkılarında duydu...
Arkasından söylenenlerin arasında olumsuz bir söze rastlamak zor. Ölüm haberinden sonra sosyal medyada paylaşılanlara baktık. Bazısı Nev’i dinleyip melankolinin dibine vurduğu anılarını yazdı, bazısı çekingenliği nedeniyle daha önce hiçbir ünlüyle fotoğraf çekilememişken Nev’in de yardımıyla utangaçlığını yendiğini anlattı ve yıllar önce çekilmiş fotoğraflarını paylaştı, bazısı da konser sonrası çekilmiş fotoğraflarının altına Nev’in ne kadar samimi davrandığını yazdı... İnsanlar eski görüntülerini paylaştı, birinde sokakta bir Sayısal Loto bayisinin “Sayısal Loto 5 katrilyona koşuyor” yazısının önüne oturmuş, sağ eliyle sokak köpeğini sol eliyle sokak kedisini severken söylediği “Belki Sayısal’da 5 katrilyonu bulamayabilirsiniz ama mahallede bu sevgiyi yaşamak, bu sevgiyi bulmak daha iyi bence” diyordu. Günümüzde o masum canlara bile katliam çağrıları yapan insanları görünce...
Peki ya arkadaşları? Günler sonra bile konuştuğumuz dostlarının üzüntüsü seslerine yansıyordu. Hepsi Nev’le çekilmiş fotoğraflarını paylaştı. İstisnasız herkes iyiliğinden, samimiyetinden söz etti. Japon felsefesinin ilk iki maddesi Nev adına çok olumluydu. Arkasından herkes “iyi bilirdik” diyordu... Ama üçüncüsünü tam anlamıyla bilemeyiz... “Müzik içimdeki gürültüyü sakinleştirme biçimim” derken o gürültünün şiddetini tahmin bile edemeyiz. Nitekim “son röportajları” denen söyleşilerde ne kadar yalnız hissettiğini söylüyordu. Menajeri İlker Ercan’ın “Annesini kaybettikten sonra kendisine hiç bakmamaya başladı. Kendini çok bıraktı” açıklaması da bize bir şeyler anlatıyor.
Nev, dediği gibi dünyaya karşı hissettiği yalnızlığı şarkılarıyla dışavurdu, bu yalnızlık belli ki hiç geçmiyordu. En sevilen, hatta neşeli gibi gözüken “Benmişim” şarkısı şöyle başlayıp devam ediyordu: “İçimde kaleler inşa ettim kırılmamak adına / Harcına gözyaşı döktüm daha da sağlam olsun diye / Şimdi yarattığım zindanlarda ışıksızım... Kaçtım kendime saklandım her küstüğümde / Vazgeçtim aynalardan vakitsiz uykularda / İnsan kendine rağmen yaşamayı bilmeli bazen... / Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım / Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm / Benmişim kendimi savunurken en çok hançerleyen / Bir meçhul olmuşum failim ben...”
En neşeli gözüken şarkılarından biri buysa, içinde yaşadığı hüznün şiddetini siz tahmin edin... Çok şarkısında yürek de yakmıştır. Onlardan biri “Mühürlü Kaderim” ise şöyle can acıtıyor: “Böyle mi geçer bu rüya / Çok mu sevdin kederleri / Hangi günahın bedelisin / Sen mühürlü kaderim / Hep mi cefa gördüğün reva / Yok mu sende hiç vefa / Mühürlü kaderim ben gibi erir misin / Mühürlü kaderim bir yol verir misin...”
Belki biz de yalnızlığımızı bize bizden iyi anlatan Nev’e “Susma” isimli şarkısında geçen sözlerle veda etmeliyiz: “Susma, sen sustun ya yalnızlık çöktü üstüme / Anladım bu bir rüya, anladım bu son veda...”
MAKAMDAN AKUSTİK ROCK’A
Nev’in müziğini Türkçe pop ve rock dalgasından ayıran temel unsur; Doğu’nun makamsal derinliği ile Batı’nın akustik ve rock altyapısını zorlamasız bir doğallıkla buluşturmasıydı. Gitarı yalnızca bir ritim çalgısı değil, makamsal taksimlerin yükünü taşıyan bir anlatıcı olarak kurgulayan sanatçı; içindeki o "gürültüyü" dinginleştirirken kalıplara teslim olmadı. “Her Şeye Rağmen” ve “Sen Gibi” albümlerinde acoustic-rock ve blues tınılarıyla şarkı yazarı (singer-songwriter) kimliğini ön plana çıkarırken, “Bir Nev-i Alaturka” projesinde Klasik Türk Müziği’nin zenginliğini Batı müziğinin sistemine oya gibi işledi. Ağdalı vokal icralarından kaçınan samimi, minimalist ve gösterişsiz söyleme biçimi; sözlerindeki varoluşçu melankoliyle birleştiğinde ortaya 2000’ler Türk müziğinin en özgün sound’larından birini çıkardı.
BİR NEV’İ VEDA
Nev’i ilk yıllarından itibaren tanıyan dostlarından bazılarının görüşleri şöyle:
(Müzisyen) Aslı Gökyokuş: Nevzat Doğansoy; komik, şeytan tüylü, inişli, çıkışlı, kırılgan, zor... Nev; müthiş şarkıcı, çok iyi gitarist, komple bir müzisyen... 2002’den bugüne çok kez aynı gün, aynı sahnelerde konserler verdik, birlikte şarkılar söyledik. “Mış Gibi”yi kaydettik.
Eşim Erdal Yıldırım ile bir Nev konseri sonrası kuliste tanıştık. Erdal’ın evine ilk kez gittiğimde yanımda Nevzat vardı, evlenirken düğünümüzde de... Önce o, bir hafta sonra Erdal annesini kaybetti. En mutlu günlerde olduğu gibi en ağır günlerimizde de yan yanaydık. Çok küçük yaşta babasız kalmıştı. Annesine müthiş bir evlat oldu, tek başına büyük bir mücadele verdi. O mücadele sırasında kendisini hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıprattı, kaybına hiç alışamadı. Seçimlerimiz sonuçlarımızı belirliyor. Ellerinden gelenin belki de fazlasını yapan dostlarına rağmen Nevzat kendisini bırakmayı seçti.
Nankör bir mesleğimiz var! Gidene gitmeden, küstürmeden, hak ettiği değeri verebilsek keşke! Dün hastalığında bile sessiz kalan herkesi Nev paylaşımı yaparken görünce Zor’un sözlerini düşündüm. “O senin bir anının benim ömrüm olduğunu, ne çok sevildiğini artık çok geç olduğunu”... diyordu.
Ne çok sevildiğini biliyor muydu? Bence hayır! Bilseydi hayata daha çok tutunmayı seçer miydi? Kim bilir...
(Eski menajeri) Nilgün Evren: “Nev’i, Teoman’la birlikte çalıştığım yıllarda tanıdım. O dönem Teoman’ın arkasında gitar çalıyor, aynı zamanda arkadaşı olarak onunla birlikte sahne alıyordu. Sonra bir gün bana gitarıyla ‘Zor’ şarkısını çaldı ve ‘Bir şeyler yapalım, ben de albüm çıkarmak istiyorum’ dedi. İşte bizim hikâyemiz böyle başladı.
O günden sonra el ele verip sıfırdan bir yolculuğa çıktık. Plak şirketlerini gezdik, şarkılarını hayata geçirdik, imajından albümlerine kadar her şeyi birlikte düşündük, tartıştık ve kararlaştırdık. Bugün geriye dönüp baktığımda, yalnızca bir kariyer değil, birlikte büyüttüğümüz koca bir hikâye görüyorum.
Nev, kendi dünyası olan, duyguları derin, yaptığı hiçbir şeyle kolay kolay yetinmeyen, müziğine ve kendine karşı çok mükemmeliyetçi bir insandı. Bu tarafı onu çok özel kıldığı kadar çok ça da yoruyordu. Onu yakından tanıdıkça, müziğinin arkasındaki insanı da tanıdım.
‘3 Harfli Adam’, ‘3 Harfli’ şarkısı ve birlikte yaşadığımız 13 yıl... Bunların her birinde ortak emeğimiz, heyecanımız ve kimsenin bilmediği hikâyelerimiz var. Nev benim için hiçbir zaman yalnızca çalıştığım bir sanatçı olmadı. Birlikte büyüdük, mücadele ettik, güldük, zor zamanlardan geçtik. Aramızda sadece ikimizin anlayabileceği çok özel bir bağ oluştu.
Bugün onu anlatırken yalnızca müziğini değil, insan olarak Nev’i de anlatmak gerekirse yine üç kelime ile ‘mükemmeliyetçi, kırılgan ve gercekten Nev’i şahsına münhasır bir adamdı...’ Bazı insanlar hayat hikâyenizin bir parçası olur; Nev de benim hikâyemde; gerek kişiliği gerek şarkılarıyla hep çok özel bir yerde kalacak... Seni hiç unutmayacağım.
(Pasaj Müzik’in kurucusu) Murat Doğan: Nev ile Pasaj Müzik’in kuruluşundan itibaren tanışıyoruz. 2004 yılından beri Nev’in bütün albümlerinin yayınını Pasaj Müzik olarak gerçekleştirdik. Müzik dünyası çok önemli bir yeteneğini erken yaşta kaybetti maalesef. Nev bir müzisyenden fazlasıydı, besteci, söz yazarı, prodüktör olarak, mühendis titizliğinde stüdyolarda ürettiği şarkılar üzerine günlerce çalışır, kusursuz hâle getirene kadar uğraşırdı. Tanıyan herkes bilir, yeteneği kariyerinden çok fazlasıydı Nev’in. Nev’in ürettiği beste albümleri ve proje albümleri her zaman hatırlanacak, birçok şarkısı ise başucu şarkılar arasında yer alacak şüphesiz.
(Müzisyen) Erdal Yıldırım: Ah be Nevzat…
2000 yılında tanıştık. 26 yıl, çok kısa bir süre dışında, hep yanımdaydın, hep yanındaydım. Amir-Şef-Kolluk Kuvveti geceleri, önce Cool Bar, sonra Beyoğlu Hayal sahneleri... İlk albüm heyecanı, Arnavutköy’de stüdyodan çıkıp arabada dinlediğimiz kayıtlar... Benim favorim Efkârlıyım’dı, hâlâ öyle. Ve şu an gerçekten de efkârlıyım. 2010 yılında, çok yakınlarımızla kutladığımız düğünümüzde, sana teşekkür etmek için mikrofonu alıp “Çok iyi şarkıcılar var, çok iyi gitaristler de var… Ama ben bugüne kadar sahnede Nevzat kadar iyi gitar çalıp, yine onun kadar iyi şarkı söyleyebilen kimseyi görmedim” demiştim. Öyleydin. Bir şeyler çaldığımda, söylediğimde, Aslı’dan sonra ilk paylaştığım insanlardan birsiydin; çoğunlukla birincisiydin. Duruyor sesli mesajların; bazen hınzır, bazen sarhoş, ağlarken, “Bazen”.
Biliyorduk annenden sonra her şeyin daha “Zor” olacağını. O gün kabristanda “Yanı da benim” demiştin. Aradan geçen iki buçuk senede birkaç kez takıldım sana, “Yerim hazır diye acele etme” diyerek. Düşüyordun, kalkıyordun, tekrar düşüyordun. Son düşüş yapraklara denk geldi, belki de o yüzden bir daha kalkmadın.
Hoşça kal benim canım kardeşim.



