Karar
Haber akışına dön

Neyi Niçin Yazarız?

Neyi Niçin Yazarız?

Son iki haftada aslıma döner gibi oldum. Fizik, kimya… Nobel ödüllerini okuyup anlamaya çalıştım. Alanların uzmanlarıyla konuşmaya gayret ettim… Mesela, daha önce üç yazımda bahsettiğim ve bayağı ahbap olduğum, genç bilimci dostum Furkan Öztürk’le. Furkan şimdi Caltech’te yardımcı profesör. Nobel Kimya Ödülü, Furkan’ın çalıştığı alana yakın bir çalışmaya verildi. Homokiral ürün elde edilmesine. Furkan da kiralite üzerinde çalışıyor ama onun hedefi farklı. O, doğada ilk kendi kendini üreten homokiralitenin nasıl doğduğunu araştırıyor. Yani hayatın başlangıcının sırrını…

Kiralite, homokiral falan filan… O bahsettiğim üç yazımı okumadıysanız “Ne diyor bu adam?” diye sormanız gayet makul. Fakat şimdi 2026 Kimya Nobel’ini anlatmak niyetim yok. İleride inşallah. Fiziğe, kimyaya eğildiğim son iki haftada başka bir şey hissettim. Genel olarak bilimin kültürü, bilimde tartışmanın, çalışmanın nasıl yürüdüğü üzerine…

BİLİM PROBLEM ÇÖZMEKTİR

Bilimde yayın yapmak için alanın bilgi birikimine yeni bir parça bilgi eklemeniz lazım. Eklenecek bilgi, öyle rastgele bir konuda değil de alanın ilerletilmeye çalışılan sınırlarında ise daha çok ilgi çeker. Alanın sınırları demek, çözülmeye çalışılan problemler, henüz cevaplanmamış sorular demektir. Bu yüzden bir bilim makalesinin girişinde hangi soruya, hangi probleme cevap verdiğinizi belirtirsiniz. Bu belirtme için de alanın çok kısa bir özeti yapılabilir. Ama devamında mutlaka yeni cevabınız, cevap teşebbüsünüz, çözümünüz veya çözüme giriş denemeniz bulunmalıdır. Yeni bir katkı, yeni bir bilgi; birikime yapılan bir ek.

Sonra bir daha bu yaptığınız katkıyı başka yerlerde tekrarlamanız beklenmez. Doğrusu, tekrar etmemektir. Ama şu elli küsur yılda bunu aşma teşebbüslerine sıkça rastladım. Aynı konuyu, aynı günlerde birkaç dergiye birden gönderen yahut hafif makyajla tekrarlayanlara. Gerçi böyle yapanlar bir süre sonra yapamaz hâle geliyor.

YA BİLİM DIŞINDA?

Bilim dışında özellikle siyasette, sohbette, başka alanlarda da böyle mi? İşte son iki haftada hissettim, keşfettim dediğim bu. Bilim dışında kalemlerimizle – yoksa klavyelerimizle mi demeli? – genellikle tekrar tekrar aynı şeyleri yazıyoruz. Galiba bu özür dilenecek bir davranış değil. Çünkü bilim dışındaki çalışmalarımız yeni bir keşif yapma, insanlığın bilgi birikimine bir ilave yapma maksadını taşımıyor. Yine de alışkanlıktan olmalı, gazeteye bir şey yazarken de daha önce aynı konuyu yazdım mı diye araştırırım.

Peki, benim şu yazdıklarım dâhil, bilim dışı yazıların hedefi nedir? Az iddialıdan çok iddialıya doğru maksadımız şöyle: Nakletme, izah etme ve tezahürat.

Nakletme, “Bak ne bulmuşlar, bak ne demişler…” şeklinde. Aslında haber bu. Tabii henüz çok yayılmamış bir haber olmalı, yoksa malumun ilamı olur. Bu nakletme işine, İngilizcemikullanarak epey ağırlık verdim. Yıllardır, İngilizce okuduklarımı Türk okuyucularıma anlatırım. İnternet sayesinde bu “henüz yayımlanmayanı nakletmek” avantajı biraz zayıfladı ama tamamen kaybolmadı. İnternet, yazılıp çizilenin, videosu çekilenin kapsamını epey genişletti yine de dünyada üretilen bütün bilgilere, her olup bitene hâlâ herkes anında ulaşamıyor.

İzah etme de verimli bir alan. Hani “nakletme” başlığı altında yazacaklarım bir cins mealse izah etme de tefsire mi yakın oluyor? Galiba öyle. Şu veya bu sebepten, okuyucumun çoğunluğunun henüz hikâyesini tam bilmediğini sandığım konularda açıklama… Bu nadiren kendi uzmanlık alanımdan cesaret alarak yaptığım bir iş. Mesela size kuantum teorisini ve muayyeniyetsizlik ~ belirsizlik ilkesini seve seve anlatırım. Cuma yazımda nötrinoları anlattığım gibi. Daha sık yaptığım nakletmenin bir başka yönü. Nakletmeye değer konularda bir birikim sağladıysanız okuduğunuz bir değil de birçok kaynağa dayanıp yeni düşünceler, yeni sentezler üretebiliyorsanız bu da bir izah alanı açıyor. Mesela Niçin Geri Kaldık kitabım, Türkiye’nin ve Batı dışındaki coğrafyaların niçin geri kaldığı konusuna bir değil, birçok araştırmacının bulgularını toplar, genel sonuçlar çıkarmaya çalışır. Yeni keşif yoktur ama keşifler mecmuasıdır.

VE TEZAHÜRAT!

Çok sık gördüğümüz üçüncü maksat, hani çok iddialı dediğim, tezahürat yapmaktır. Bizi heyecanlandıran, genellikle de üzen konuyu bir o cephesinden bir öbür cephesinden tekrarlamak. Biraz haykırır gibi. Burada fikirleri değil daha çok hisleri nakletmeye çalışırız. Fon krizi, ekonominin hâli, yoksulluk, beyin kaybı, hukuk, demokrasi… Kendimizi bir daha bir daha söylemek zorunda hissettiğimiz şeyler, aksaklıklar. Aciliyetini bildiğimiz, anladığımız hâlde, eski hamam eski tas devam edip giden ve öfkelendiren gerçekler.

Ne demişti Steven Pinker, son kitabının başlığında: “Herkesin bildiğini herkes bildiği zaman.”Evet, herkes biliyor, herkesin bildiğini de herkes biliyor. Ee? Ne yapıyoruz, “Kral çıplak!” mı diyoruz? Ama kralın çıplak olduğunu da herkes biliyor. O zaman yazmak değil de siyaset yapmak lazım, bir şeyleri değiştirmek için. Benim yaşım geçti. Siz yapmalısınız.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
karar.com