Perihan Savaş’ı 60 yıl önce, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda tanıdım. Ferih Egemen’in yönettiği ve birçok tiyatrocunun sahneye ilk adımını attığı İBŞT Çocuk Tiyatrosu’nda birkaç oyunda birlikte oynadık. Sonra yollarımız ayrıldı. Perihan sinemaya yöneldi, herkesin bildiği, tanıdığı Perihan Savaş oldu. Aradan yıllar, Türkiye’nin üzerinden darbeler geçtikten sonra buluştuk yeniden, o ve eşi, sinema sanatçısı Yılmaz Zafer ile. Dostluğunu hiçbir zaman unutmayacağım sevgili arkadaşım Yılmaz Zafer’i ne yazık ki çok erken, 9 Kasım 1995’te yitirdik.
Perihan Savaş’ın ‘Zafer’i

SAVAŞLARIN MUTFAĞI
Şimdi, yine yıllar geçmiş aradan ve Perihan’ı bir YouTube kanalında izliyorum, oğlu Savaş Zafer ile birlikte. Ana-oğul “Savaşların Mutfağı” başlıklı bir yemek programı yapıyorlar. Ben de programı bir gazete ekinde, Hakan Gence ile yaptıkları röportajdan öğrendim.
Röportajı okuyunca, “İşte bu bir kadının verdiği mücadelenin sonucu, çektiği acıların, sıkıntıların içinde ayakta kalmanın resmi, bu Perihan Savaş’ın ‘Zafer’i” dedim.
Perihan röportajda “Hem anne hem baba olmak nasıldı” sorusuna şu yanıtı vermiş: “Çok zordu. (...) Ben ikisini dengelemeliydim, beni çok zorluyordu. Zaten psikolojik olarak yardım aldım. Bazıları ‘Hayatına devam etti’ diyebilir ama tabii hayatıma devam edecektim, ayakta durmak zorundaydım çünkü bir kızım, bir oğlum var. Onların yanında olmalıydım ve çalışmak bana çok iyi geldi. Çocuklarımın varlığı da ayakta durmamı sağladı. Yaşadıklarım çok ağır şeylerdi. Yılmaz geçirdiği rahatsızlık sonrası benim üçüncü çocuğum gibi oldu. 18 ay yaşadı ve çocuk gibiydi. Çok uğraştım hatırlayıp kendisine gelmesi için. Olmadı.”
SAVAŞ ZAFER
O dönemde, yani Perihan’ın Yılmaz’a evde baktığı, kendi deyimiyle “annelik” yaptığı dönemde Savaş da daha yeni doğmuştu. O sürece yakından tanık oldum. Gerçekten çok ağır şeyler yaşayıp üstesinden geldi Perihan. Ama hayata dönük gülümsemesini yitirmemiş, programda ana-oğulun kurduğu sıcak, sempatik ilişkide bu hemen gözüküyor zaten.
Savaş Zafer, Özyeğin Üniversitesi’nin “Le Cordon Bleu” bölümü mezunu, yani diplomalı bir şef. Perihan da iyi bir aşçı, aralarında tatlı tatlı atışarak programa davet ettikleri konuğa yaptıkları yemeklerden tattırıyorlar.
Savaş önce oyuncu olmayı düşünmüş, annesi onu ayrıca bir de meslek sahibi olmaya yönlendirince yemek ve şeflik macerası başlamış. Ama sonra Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk eğitimi almış, “Ben Onu Çok Sevdim” adlı dizide de Adnan Menderes’in ortanca oğlunu oynamış.
‘BİZİ GÖRDÜĞÜNE VE KORUDUĞUNA EMİNİM’
Oğluna yıllarca hem annelik hem babalık yaparken bir yandan da ayakta kalma, var olma mücadelesi vererek bunu başaran Perihan, Yılmaz Zafer hakkında da şöyle demiş: “Bir gün Yılmaz’la beraberken bana ‘Eğer ben senden önce ölürsem canın sıkıldığında veya beni özlediğinde kafanı gökyüzüne kaldır, parlayan bir yıldız görürsen o benim’ dedi. Almanya’da Yılmaz adına bir vefa ödülü veriyorlardı. Savaş’la sahneye çıktık, tam konuşmaya başlayacağız, salonun ışıkları söndü. Bir anda ortalık simsiyah oldu. Bir baktım, herkes telefonun ışığını yaktı. O ışıklar bir yıldız gibiydi. Öyle kalakaldık. ‘Burada ve kendini belli ediyor, bizi görüyor’ dedim. Bizi gördüğüne ve koruduğuna eminim.”
Evet, bu Perihan’ın “Zafer”i dedim kendi kendime ve bu hafta köşemi “Savaşlar” ile paylaşmak istedim.



