Meliha YILDIZ / Novi Sad
Po Be Da, Po Be Da!

Sırbistan’da Öğrenci Hareketi seçim gecesinden beri yeniden sokaklarda. Bu kez zaferlerini kutluyorlar. Novi Sad’daki zafer mitingindeyim. Dün (önceki) akşam karmaşık duygular içinde olan insanların yerinde bugün kendinden daha emin bir topluluk var. Gözlerde en çok okunan duygu; “Gurur”. İnsanlar özgür bir ülkede yaşadıkları hissine alışmaya çalışıyor. Polis yo asker yok paramiliter güçler yok. Sarılmalar, danslar ve şarkılar var…
Neler hissettiklerini soruyorum;
Milan; İnanılmaz mutluyum. Yıllardır süren yolsuzluğun ardından halkım için büyük bir adım olduğunu düşünüyorum.
Uros; Hislerim… Hem gururluyum hem üzgün. Üzgünüm, çünkü bir buçuk yılımı ailem gibi kabul ettiğim bu insanlarla geçirdim. Şimdilerde en iyi dostlarım olan insanlarla tanıştım, hayatım boyunca hatırlayacağım anılar biriktirdim.
BİR ÇÖKÜŞÜN ARDINDAN BAŞLAYAN MÜCADELE
İçinde yaşadığımız bina çürümüşse tavanı bir gün başımıza düşer. 1 Kasım 2024’te Novi Sad Tren İstasyonu’nun tavanı halkın üzerine çökmüştü. Bugün ise çürümenin sorumlusu iktidarın başına çöktü.
Felaketin ardından üniversite gençliğinin öncülüğünde halk sokaklara çıktı. Günlerce yas ve adalet için sokaklarda kaldı. Adalet çağrıları karşılık bulmadı. Başbakan ve bazı bakanlar istifa etti ama sorumlular yargılanmadı. Çünkü yargı da mafyalaşmış sistemin parçasıydı. Bu sebeple öğrenciler şu sloganı hep gündemde tuttu: “Sırbistan mı, Mafya mı?”
Kazanın ardından ülke genelinde üniversitelerde ders boykotları başladı. 2025’in başında liseler ve bazı ortaokullar da boykota katıldı. Bu pasif bir boykot değildi. Studentski Plenum adı verilen öğrenci meclisleri oluşturuldu. Mücadelenin temelini bu yapı oluşturdu. Kampüsler forum alanlarına dönüştürüldü. Şehirlerin önemli bulvar ve kavşakları işgal edildi. Eğitime ara veren gençler, medyayı da tamamen elinde tutan iktidara karşı köylere kadar kapı kapı dolaşarak örgütlendi. Ülkenin dört bir yanından Belgrad’a sayısız yürüyüş düzenlendi ve bu yürüyüşler başlı başına bir örgütlenme biçimine dönüştü. Mücadele, Brüksel’e yapılan büyük koşuyla uluslararası bir boyut da kazandı.
Bu protestolar, bölgesel, sınıfsal ve kuşaklararası ayrılıkları aşan geniş bir seferberliğe dönüştü. Farklı geçmişlerden insanlar öğrencilere ve öğretmenlere destek vermek için harekete geçti. Öğrenciler için yemek pişirenler, grevdeki öğretmenlere fon toplayan bilişim çalışanları, tutuklulara yardım eden avukatlar, gıda bağışı yapan çiftçiler, lojistik destek sağlayan iş insanları, taksi şoförleri ve nakliye şirketi sahipleri bu dayanışmanın parçalarıydı. Daha önce hükümete sadık olan gaziler protestoların güvenliğini sağlamaya yardım etti, yerel halk da evlerini öğrencilerin konaklamasına açtı. Bu süreç, uzun zamandır siyasi ilgisizlik ve mevcut yönetimin kabullenilmesiyle şekillenmiş Sırp toplumunda bir dönüşüme yol açtı.
HER KÖYE BİR ÖĞRENCİ
Kampanyanın amacı kent ile köy arasındaki ayrımı ortadan kaldırmak özellikle sosyal medyayı aktif kullanmayan kesimlere de ulaşmaktı. Çünkü iktidar geleneksel medyayı elinde tutuyordu. Köylerde ve kasabalarda stantlar kuruldu, bazen evler dolaşıldı. Her zaman olumlu tepkilerle karşılaşmadılar. Mart 2025’ten itibaren bu ziyaretlerin amacı, bölge halkının sorunlarını dinlemek, kendilerini anlatmak ve ortak bir diyalog zemini oluşturmaktı. 2026’nın başında seçimlere katılma kararı alındıktan sonra ise ziyaretler, öğrencilerin kendi programlarını anlattığı buluşmalara dönüştü.
Öğrenciler 2026’nın başına kadar derslere girmedi. “Eğitimden geri kalıyorlar, eğitimi engelliyorlar” propagandasına; “Adaletin olmadığı bir ülkede alınan mühendislik diploması, yalnızca çökecek yeni binalar inşa etmeye yarar.” yanıtını verdiler.
İktidarın yöntemlerinin tutmamasının en önemli nedenlerinden biri, gençlerin temiz siyaset konusundaki kararlılığıydı. Hiçbir muhalefet partisiyle birleşmediler. Halk muhalefet partilerine güvenmiyordu. Seçimlerde, Vučić’in elini zayıflatacak ve öğrencileri güçlendirecek stratejik hamlelerle öğrenci hareketine destek verdiler, vermek zorunda kaldılar.
YUGOSLAVYA MİRASI
Yapısal açıdan bakıldığında plenumlar, Sırbistan’ın 1990’lara kadar parçası olduğu sosyalist Yugoslavya’daki işçi konseylerinin karar alma platformlarını örnek alıyordu. Bu konseyler öz yönetimi ve yerinden yönetimi savunuyordu.
Sovyet sosyalizminden farklı olarak Yugoslavya sosyalizmi merkezden değil, tabandan gelen bir örgütlenme anlayışına dayanıyordu. Bu yerel taban örgütlülüğü Tito sonrasında iyi yönetilemediği için iş savaş öncesinde ayrışmanın zeminini hazırlayan etkenlerden biri oldu. Zengin bölgelerin gelirinin yoksul bölgelere aktarılması tartışma konusu yarattı. Öğrenciler geçmişten gelen bütün ayrışmaları iyi analiz ettiler.
Bu bölünmüşlüğü aşan simgelerden biri, başörtülü Nadiye ile şaykaçalı Sava’nın birbirine sarıldığı meşhur fotoğraf oldu. Sava, “Ben ona bir yoldaş olarak sarıldım” demişti. Nadiye’nin babası da “Kızımla gurur duyuyorum” açıklamasını yaptı. Bu iki söz, iç savaş sevicilerinin propagandasını boşa çıkardı. Öğrenci hareketi iç savaştan sonra en büyük birleştirici güç oldu.
Sosyalist Yugoslavya’nın kurduğu Bağlantısızlar Hareketi deneyimi; egemen güçlere sırtını dayamama ve uluslararası ilişkileri dengede tutmak açısından onlara yol gösterici oldu.
PEKİ, BU ÜLKE NASIL YÖNETİLECEK?
Lideri olmayan ve yönetiminde tabandan, yani öğrencilerden kimsenin bulunmadığı bir liste ülkeyi nasıl yönetecek? Geçmişte benzer örgütlenmeler kurulmuş olsa da şu an iktidarda olan böyle bir örgütlenme modeli yok dünyada.
Kararlar tek bir kişi veya liderin çevresinde değil, üniversiteler ve şehirler genelinde öğrenci genel kurulları ve açık toplantılar aracılığıyla alınacak.
Yazıyı, mitinge katılanların sözleriyle bitireyim;
Milan;
Sırbistan yıllardır ciddi yolsuzluk sorunlarıyla karşı karşıya, ama bir araya gelmeyi ve hiçbir şiddete başvurmadan, vatandaşların değişim yaratma ve Vučić’i yenme gücüne sahip olduğunu göstermeyi başardık. Bugün kendimizle gurur duymalıyız. Bu zafer, birlikteliğin, azmin ve barışçıl mücadelenin fark yaratabileceğini bize hatırlatıyor.”
Uros;
Bu zafer sadece siyasi bir zafer değil; halkın zaferi, ahlakın zaferi ve sevginin zaferi. Her ne kadar şu an kutlama yapıyor olsak da hepimiz işin asıl şimdi başladığının farkındayız. Bizi bekleyen çok iş var, hepimiz bunun bilincindeyiz ve hazırız. Her türlü kötülüğü alt edecek olan tek şey sevgi, inanç ve umuttur. Bu yüzden Türkiye'deki öğrenciler sabırlı ve birlik içinde olmaları. Aleksandar Vučić ve adamları 40 yıldır korku ve kontrolü bir yönetim biçimi olarak kullanıyor. Masum kanı dökülmesinin, soykırımcı generallerin yüceltilmesinin, halkın aşağılanmasının ve ezilmesinin sonu geldi.
Bilin ki her bireyin bir rolü vardır, herkesin bir gücü ve görülme hakkı vardır. Her ses duyulacak, yeter ki yürek yeterince yüksek sesle haykırsın. Zaman, Sırbistan’da bu sistemin işlediği kötülüklerin kefaretini ödeme zamanıdır, umarım öyle de olur.
*Pobeda “zafer” demek. Seçimler kazanıldıktan sonra sık sık atılan sloganlardan.



