Hürriyet
Haber akışına dön

Prof. Dr. Ümit Kocasakal Anlattı: Kahramanım Zagor’du

Prof. Dr. Ümit Kocasakal Anlattı: Kahramanım Zagor’du

On yıl aradan sonra yeniden İstanbul Barosu Başkanlığı’na seçilen Prof. Dr. Ümit Kocasakal ile buluştuk; eski albümleri karıştırdık. İddialı bir müzik, sinema ve çizgi roman koleksiyonuna sahip olan Kocasakal, “Bizi biz yapan ortak değerlerimizdir. Dünyada da bir değerler krizi yaşandığını düşünüyorum. Yeşilçam filmlerinde geçen eski Türkiye’yi, Belgin Doruk-Ayhan Işık ikilisinin bitmeyen aşkını, ‘Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim’ replikli, Zeki Mürenli yılları özlüyorum” diyor.

1-Uzun yıllara dayanan pratiğimizle, Türkiye’de futbol kulübünden meslek odasına her tür seçim yakından ve heyecanla takip ediliyor, rekabet had safhaya ulaşıyor, sonuçları kıyasıya analiz ediliyor. Bunun son örneği önceki hafta gerçekleşen İstanbul Barosu seçimleriydi… Çekişmeli bir seçimin ardından Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal, on yıl aradan sonra yeniden İstanbul Barosu Başkanı seçildi. Peki bu ne anlama geliyor? Bir anlama gelmesi gerekiyor mu? 2010-2016 yılları arasında üç dönem baro başkanlığından sonra aday olmayan Prof. Kocasakal neden bu seçimlerde yeniden aday oldu? Prof. Kocakal ile ofisinde bir araya geldik. Bir yanda çizgi roman koleksiyonu, bir yanda plakları, CD’leri, kasetleri, kitapları… Kocasakal, “Ben içimdeki çocuğu öldürmeyen biriyim. İçimdeki çocuk işte burada!” diye kütüphaneden bir kitap çıkarıp, “Zagorumu okur, kendime gelirim” diyor. Biz de eski albümleri açıp çocukluğundan başlıyoruz….

Ümit Kocasakal – Zeynep Bilgehan

GÖÇMEN BİR AİLENİN ÇOCUĞU

Ümit Kocasakal, Sinop Boyabatlı bir baba ile 1950 yılında Yunan İç Savaşı’ndan kaçarak Türkiye’ye gelen Gümülcineli bir annenin tek çocuğu olarak 1966 yılında dünyaya geliyor. Doğum yeri: Köln, çünkü: “Rahmetli babam Sarıyer’de bir bankada çalışırken Almanya’ya göç başlıyor. Anneme, ‘Hanım biz de gidelim bir yıl çalışır, para biriktirip döneriz’ diyerek 1964 yılında Almanya’ya gidiyorlar. Babam 2003 yılında Almanya’da vefat etti. Onu tabutuyla Türkiye’ye getirdim; ‘Ha bugün ha yarın döneriz’ diyerek 40 yıl Almanya’da kaldı.” Kocasakal’ın hayatının ilk dört yılı Köln’de geçiyor. Ancak babası onun Almanya’da yetişmesini istemiyor. Bunun üzerine Türkiye’ye gönderiliyor: “Beni babaannem, dedem ve hakkını ödeyemeyeceğim halam büyüttü. İlgi ve sevgiyi hiç eksik etmediler.”

SENE 1966 - Babaannem ve dedemle, Büyükdere

2-AH O ESKİ TÜRKİYE

Çocukluğu bir kasaba havasında olan Sarıyer’in Büyükdere Mahallesi’nde geçiyor: “Siyah beyaz Türk filmlerine ve müziğe düşkünlüğüm bu yıllardan geliyor, çünkü o zamanlar Sarıyer’in girişinde Ferah Açıkhava Sineması vardı. Herkes ağlamak üzere kolalı mendillerini hazırlayarak sinemaya gelirdi. Beş, altı yaşlarımda Beyaz Park Gazinosu’nda Ajda Pekkan’ı, İlhan İrem’i, Zeki Müren’i canlı canlı izlediğimi hatırlıyorum. Kızımın adı, sırf Zeki Müren’e olan hayranlığımdan dolayı Yasemin’dir: ‘Bir demet yasemen, aşkımın tek hatırası...” Halen bunaldığımda mutlaka bir siyah beyaz Türk filmi izlerim. Yeşilçam bizim hafızamızdır; çünkü orada eski İstanbul’u, yitirdiğimiz naif duygularımızı görürsünüz: ‘Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim!’ Günümüzdeki gibi, atlet değiştirir gibi insan değiştirilmediği dönemlerdi. Belgin Doruk-Ayhan Işık, Türkan Şoray-Ediz Hun çiftleri... Bunlar ortak değerlerimizdi ve benim özlemini duyduğum eski Türkiye’den manzaralardı.”

3-İTALYAN ÇİZGİ ROMANININ ÜÇ DEĞİŞMEZ KURALI

Babası sayesinde okumayı üç buçuk yaşında öğreniyor ve: “Bana okuma sevgisini kazandıran çizgi romanlardır. Hâlâ on seri çizgi roman takip ederim. Dünyada dört çizgi roman ekolü var. Amerikan çizgi romanı kaba cinsellik ve şiddet üzerine kuruludur. Japon mangalarının iyi olanları vardır ama yoğun cinsellik olur. Fransız ve Belçika ekolü Asteriks, Tenten ve Red Kit gibi daha ziyade çocuklara hitap eder. Tommiks, Teksas, Zagor İtalyandır. Bu ekolün üç değişmez kuralı vardır; şiddet yoktur, cinsellik yoktur ve en önemlisi iyiler daima kazanır. Bana adalet duygusunu ilk kazandıran aslında bu çizgi romanlardır. Bir numaram Zagor’dur; adaletin yılmaz savunucusu, ezilenlerin yanındadır ama kimseye adaletsizlik yapılmasına da müsaade etmez. Toplantılarda İtalyan avukatlarla saatlerce Zagor konuşurduk.”

SENE 1969 - “Annem ve babamla, Almanya”

4-HAYATIN ÖZÜ DEĞER YARATMAK

İlkokul dördüncü sınıftayken babası ona bir teklif sunuyor; yatılı okulda okumak veya Almanya’ya gelmek… Kocasakal, “Türkiye’deki hayatımı seviyordum. Galatasaray Lisesi’nde yatılı okumaya başladım” diyor: “Felsefe, edebiyat, tarih merakım bu yıllarda başladı. Nietzche, Kant ve Schopenhauer’den çok etkilendim. Nietzche’nin çok güzel bir lafı vardır: ‘Hayatın özü değerler yaratmak ve bunlara uygun yaşamanın hazzını duymaktır.’ Benim de hayatımda değerlerin başat bir rolü olmuştur; eşinize bağlılık, dürüstlük, vefa… Kazancakis’in Türkçeye çevrilmiş bütün eserlerini okudum. Onun da ‘Önüne iki yol çıkarsa düz ve kolay olanından gitme, yokuş yukarı tırman ve kanlı ayak izlerini izle’ sözünden etkilendim.”

SENE 1973 - Babaabbem ve dedemle... İlkokula giderken, Büyükdere

5-ÇİZGİ ROMANLARDAN SÜZÜLEN ADALET DUYGUSU

Kocasakal, “Öğrenci hareketlerinin de yoğun olduğu yıllardı” diye devam ediyor: “Galatasaray Lisesi’nde büyüklerimiz elimize pankart tutuşturup bizi Taksim’e yürütürdü. Benim de sol ve sosyalist düşünceyle tanıştığım yıllardı. Fransız ve Rus devrimlerinden etkilenip eşitlik, özgürlük ve emek üzerine kafa yoruyorduk. Okumaya çok meraklıydım. Zihnimde de çizgi romanlardan süzülen adalet duygusu olduğundan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdim. Çok hareketli bir öğrenciydim. 1980 ihtilalinden sonraki ilk uyanışlarda, öğrenci hareketlerinin içindeydim; boykotlar, eylemler...”

6-CEZA HUKUKUNU SEVDİM

Uzmanlığını ceza hukuku üzerine yapıyor: “Hak ve özgürlüklerin yoğun şekilde gündeme geldiği bu alanı çok sevdim. Merkezinde insana dair her şeyin olduğu dinamik bir alandır; aşk, ihtiras, gözyaşı, kan... Aslında hâkim olmayı istiyordum ama alışkanlıklarıma bağlıyım. Sürekli şehir değiştirmek bana uygun değildi. Dört yıl Prof. Köksal Bayraktar’ın yanında avukatlık yaptım; özellikle basın davalarına baktım. Askerliğimi Elazığ’da askeri savcı olarak yaptım. 1995 yılında asistan olarak Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdim. Halen Ceza Hukuku Anabilim Dalı Başkanı’yım.”

SENE 1986 - Üniversite yılları

NEDEN GERİ DÖNDÜM

Prof. Kocasakal’ın ilk baro başkanlığı 2010-2016 yılları arasındaydı: “Bazı şeyler planlanmadan akışla gerçekleşiyor. Vatan, millet, ülke duyarlılığım sebebiyle hayatımda bazı gereklilikler oldu. Önce yönetime girdim, sonra başkanlığa aday oldum. Türkiye’de tanınmam Ergenekon ve Balyoz kumpasları zamanıydı. Yaşanan hukuksuzluklara susamazdım. Seçimleri yüzde 30, 57 ve 66 oy oranıyla kazandım. Bu süreç içinde çok boğuştuk, yargılandık, odam kurşunlandı... Üçüncü dönem aday olmamın tek sebebi hakkımızda dava açılmıştı; ‘korktu’ demesinler diye meydan okuduk. Bir makama gelmektense makamdan gitmenin önemine inanırım; bıktırtmadan gitmek, koltuklara yapışmamak gerek. En güçlü olduğum dönemde kendiliğimden bıraktım.” Neden geri döndü? Yanıtı: “Baronun, Cumhuriyet’in kurucu mimarisi olan Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesine ortak olma potansiyeli olan, yeterli sesi çıkarmayan bir zihniyetle yönetilmesini dert edindim.”

SENE 1968 - Almanya

İstanbul Barosu siyasi bir merci midir? Kimin seçildiği neden önemli?

Baro bir siyasi parti değil, bir hukuk kurumudur. Siyaset hukukla ve baroyla uğraşmazsa, baro da siyasetle uğraşmaz. Yargı bağımsızlığı avukatlar için bir meslek sorunudur da. Baro hiçbir siyasi partinin arka bahçesi de değildir. Kimden kaynaklandığı ve kime yöneldiğine bakmaksızın hukuksuzluklara karşı durur. Cumhuriyet’in barosu olarak Cumhuriyet’e ve bölünmez bütünlüğü de sahip çıkar.

Bu sonuçtan çıkan mesaj nedir?

İstanbul Barosu avukatlarının başta ulus devlet temelli üniter yapı olmak üzere Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesindeki kurucu mimariyi, Cumhuriyet’i sahiplenme hassasiyeti ortaya çıkmıştır. Bu mesaj gündelik siyasetin ötesindedir.

Prof. Kocasakal, 2018’de CHP Genel Başkanlığı’na aday adayı olmuş ama yeterli imzayı toplayamamıştı; “Baro seçimlerinde kazanan ama siyasette kaybeden” midir?

Kazanmak ve kaybetmek kişinin hayata bakışına göre değişen izafi kavramlardır. Genel başkanlığa, kazanmak için değil o ortamda bir Kemalist duruş göstermek adına aday oldum. Yeterli imzayı bulamamış olmayı bir kayıp olarak görmüyorum, çünkü kazanmaktan anladığım şey o değil.

Bir haber kanalına çıktığı için 2020’de CHP’den ihraç edilmişti. Bugün CHP’den listeler halinde pek çok isim ihraç ediliyor. Onlara bir mesajı var mı?

Bir siyasi partiye aidiyet duygusu şekli üyelikle kaim değildir. Ben Atatürk’ün CHP’sinin 11 Mayıs 1966’dan beri fikren ve ruhen üyesiyim. Hiç kimse bu üyeliğimi ve aidiyetimi elimden alamaz. Şairin dediği gibi ‘Bazen giden değil, kalandır terk eden…’

“Türk sanat müziği, Fransızca şanson söylerim. Hayata bütün olarak bakmak, insani değerleri ıskalamamak lazım. En büyük zenginliğim eşim, iki çocuğum, dostlarım ve alışkanlıklarım. Mutluluk felsefesinde Doğu, Batı’nın çok ilerisindedir. Batı mutluluğu peşinden koşulacak olgu olarak görürken, Doğu içte aranması gereken algı olarak bakar.”

LENİN VE ATATÜRK

Kendini sıkı bir Kemalist olarak tanımlıyor: “Gençliğimde sol ve sosyalizmle doluydum. 14 yaşımdan itibaren Atatürk’e hayran oldum. Lenin’in Atatürk hayranlığının kökeninde, ondaki tam bağımsızlık düşüncesi ve antiemperyalist ruh var. Atatürk hiçbir zaman Batıcı olmamıştır. Çağdaşlıkla Batıcılık karıştırılıyor. Milli değerlerle çağdaşlık neredeyse ona yönelelim diyor.”

SON SÖZÜ DİRENENLER SÖYLER

Bugünün dünyasına bakınca… Zagor hikâyelerindeki gibi; iyiler kazanacak mı? Yanıtı: “Toplum olarak çok kutuplaştırıldık, değerlerimizden uzaklaştırıldık. Bizi iki tribüne bölüp amigolaştırdılar. Cumhuriyet’in ilk yıllarında ve siyah beyaz Türk filmlerinde gördüğümüz dayanışma ruhuna dönmemiz gerekiyor. Bir ruh çağırmalıyız (gülüyor)! Dünya iyiye gitmiyor. Bir değerler krizi yaşanıyor. Teknoloji rahatlık getirdi belki ama mutluluk getirmedi. İletişim çağındayız ama büyük kalabalıklar içinde yalnızlıklar var. Bir film repliği gibi ‘Artık kimse birbirleriyle acılarını paylaşmıyor’. Yapay zekâ tamam ama vicdan ne olacak? Yapay sevgi mi olacak? Yüz yüze konuşmayı unutuyoruz. Yeşilçam ruhu yeniden yaratılabilir. Teknoloji buna engel değil. Son sözü hep direnenler söyler!”

BONUS PATER FAMILIAS

“Kazancakis’in Zorba’daki ‘Her şey boş, yeter ki insanın iyi bir eşi olsun’ sözü beni çok etkiledi. Roma Hukuku’nda çok meşhur bir terim vardır: Bonus pater familias. ‘İyi bir aile babası, ortalama makul insan’ı ifade eder. 14 yaşımdan itibaren iyi bir eş ve iyi bir baba olmayı hedefledim. Çok şükür buna ulaştım. Eşim Hatice ile 26 yıldır beraberiz. İki çocuğumuz var: Yasemin ve Kerem.”

SENE 2007 - Eşim Hatice, çocuklarımız Yasemin ve Kerem ile...

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
hurriyet.com.tr